Tersinden Düşünmek
30 Nisan 2019 Salı Saat 06:00
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Atakan Çetin

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kürdistan’da savaşta vurulan bir askerin Ankara’daki cenaze törenine katılmak isterken etrafı çevrilen bir gurup tarafından yumruklandı ve linç edilmek istendi. Hiç kuşkusuz bu bir özel savaş operasyonuydu. Kılıçdaroğlu’nu linç etmek isteyenler AKP-MHP faşistleriydi, ettirmek isteyenler ise AKP-MHP yönetimindeki özel savaş merkeziydi. Bazıları “Kılıçdaroğlu’na saldıranlar bozkurt işareti yapıyorlardı” diyor. Peki başka ne işareti yapacaklardı ki? Maraş katliamını yapanlar da bozkurt işareti yapıyor, MHP lehine slogan atıyorlardı. Yani eşyanın tabiatı gereği böyle oluyor. Özel savaş merkezi en etkili bir biçimde MHP içinde örgütleniyor ve MHP’lileri kullanıyor.

Peki Kılıçdaroğlu’nu linç etme girişimini nasıl değerlendireceğiz? Zaten geçen günler içerisinde hemen her şey söylendi. Neredeyse Türkiye’nin gündemi bu olay oldu. CHP’liler tüm illerde linç girişimini protesto eden eylemler yaptılar. Tüm söylenen ve tartışılanların özeti şöyle: Saldırıyı AKP-MHP Yönetimi yaptı, sorumlusu bu yönetimdir. 31 Mart seçiminde yaşadığı yenilgiyi hazmedemeyen AKP-MHP bu biçimde muhalefeti susturmak istiyor. AKP-MHP faşist saldırılarının ucu CHP Genel Başkanı’na kadar uzandı. Bu tür saldırılarla AKP-MHP iktidarı ömrünü uzatmak istiyor. Yapılan faşist bir saldırıdır ve faşist tehlike en ileri düzeye ulaşmıştır.

En eleştirel bir bakışla ise şunlar söylenebilir: Kılıçdaroğlu için söylenebilecek en uygun söz “Yazık yazık müstahak” sözüdür. Çünkü gerçekten yumruklanmış ve linç edilmek istenmiştir. Bu nedenle elbette yazık olmuştur. Ancak AKP-MHP faşizminin bu düzeye gelmesinden sorumlu olan güçlerden biri de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’dur. AKP-MHP faşizmi sıkıştığı ve zorlandığı her durumda ve stratejik süreçte Kemal Kılıçdaroğlu destek vermiş, koltuk değneği olmuştur. Yani mevcut faşist diktatörlüğün şekillenmesinde AKP-MHP yönetimlerinden sonra sorumlu olan kişi Kılıçdaroğlu’dur. Sanki rüzgar ekmiş, fırtına biçiyor gibidir. Şimdiye kadar AKP-MHP faşist saldırıları karşısında susmuş, antifaşist cepheyi bölerek liberalize etmeye çalışmıştır. Derler ya, “Susma, sustukça sıra sana gelecek” diye. AKP-MHP faşizminin Kürt katliamları karşısında susan, Kürt anaları hakaretle linç edilmek istenirken ses çıkarmayan Kılıçdaroğlu’na şimdi sıra gelmiştir.

Peki kısaca özetlemeye çalıştığımız bu görüşler yanlış mıdır? Elbette değildir. Ancak tek doğru da değildir. Bir de Kılıçdaroğlu olayına tersinden bakabilmek gerekir. Yani Kılıçdaroğlu olayı ne tür gelişmeler ardından gündeme gelmiştir? Zamanlaması nasıldır? Bir de bu tür sorular çerçevesinde olayı irdelemek belki daha doğru sonuçlara ulaştırır.

Örneğin şöyle düşünmek ve sormak lazım: Eğer Kılıçdaroğlu’na yönelik linç girişimi olmasaydı Türkiye kamuoyu ve Türkiye kapsamında dünya kamuoyu neleri tartışacak, hangi konuları gündem yapacaktı?

Bu soru kapsamında bazı olayları biz sıralamaya çalışalım. Birincisi, 31 Mart seçim sonuçları ve özellikle seçimde AKP-MHP iktidarının yaşadığı tarihi yenilgi tartışılmaya devam edecekti. Çünkü, her ne kadar yerel seçim olsa da sonuçları genel siyasi yönetimi belirleyecek düzeyde etkili olmuştur. İkincisi, birincinin devamı olarak, büyük ihtimalle söz konusu yenilgi durumu AKP-MHP iktidarının düşmesi tartışmasına ve Tayyip Erdoğan Yönetiminin istifasını isteme düzeyine ulaşacaktı. Gidişat bu temeldeydi ve birçok çevre bu görüşü ve talebi yavaştan da olsa dillendirir hale gelmişti. Tayyip Erdoğan ve çevresini korkutan ve neredeyse ödünü düşüren esas gerçeklik işte buydu.

Üçüncüsü, HDP ve diğer demokratik güçler Tayyip Erdoğan’ın artık yönetemediğini ve istifa etmesi gerektiğini söyleseler de, aslında geçmişte yaşananlara benzer bir biçimde Kemal Kılıçdaroğlu AKP-MHP faşizmiyle bir kez daha uzlaşmıştı. İstanbul belediye başkanlığının CHP adayına verilmesi aslında böyle bir uzlaşma temelinde gerçekleşti. Bir yandan İstanbul belediyesi üzerinde mücadele yürütülürken, bir yandan da gizli pazarlıklar yapıldı ve genel yönetim AKP-MHP iktidarına, İstanbul belediyesi ise CHP’ye bırakılarak bir uzlaşma sağlandı. Yani AKP-MHP faşizminin ömrünün uzatılmasında İstanbul üzerinde uzlaşma sağlayarak Kılıçdaroğlu bir kez daha koltuk değneği oldu. Demokratik muhalefetin Tayyip Erdoğan Yönetimini istifaya çağırması durumunda Kemal Kılıçdaroğlu’nun AKP-MHP faşizmine koltuk değneği olma durumu açığa çıkacaktı ki, Tayyip’in istifasının istenmesine bir de Kılıçdaroğlu’nun istifası talebi eklenecekti.

Dördüncüsü ve en güncel ve de önemlisi ise, faşist AKP-MHP diktatörlüğünün Kürdistan’daki baskı ve katliamları, zindanlarda açlık grevi yapan devrimcilerin analarına yöneltilen alçakça vahşi baskı, hakaret ve yerde sürüme olayları iç ve dış kamuoyunda ciddi biçimde tartışılır olmuştu. Bu durum 31 Mart seçiminde yenilmiş olan Tayyip Erdoğan Yönetimini ciddi biçimde zayıflatıyordu. Tartışmalar içerde kitle hareketini teşvik ettiği gibi, dışarda ise Tayyip Erdoğan diktatörlüğünü sarsıyordu. AKP-MHP faşist özel savaş yönetimi açısından işte bu durumun önlenmesi, yani söz konusu gündemin değiştirilmesi gerekiyordu.

Bunlara başka olaylar da eklenebilir. Tabi bunların Kılıçdaroğlu’na yöneltilen linç girişimi ile ne ilişkisi var demeyin! İlişkisi vardır, hem de çok fazla ve açık olarak vardır. Örneğin Kılıçdaroğlu olayı gündemi bir anda değiştirmiş, içte ve dışta Kürt analarına yöneltilen alçakça vahşi saldırıların tartışılması bir anda durmuştur. Kürt kadınlarına yöneltilen faşist-soykırımcı saldırılar yerine, Kılıçdaroğlu olayı tartışılır olmuştur. Yine Kılıçdaroğlu’na yöneltilen linç girişimi, Tayyip Erdoğan Yönetiminin istifasını isteme ortamını dağıtmış, İstanbul belediyesi üzerinde varılan anlaşma veya uzlaşma durumu hiç kimse tarafından tartışma gündemine bile getirilmemiştir. Kılıçdaroğlu’nun İstanbul uzlaşması ve AKP-MHP faşizmine koltuk değneği olma durumu araştırılıp tartışılacakken ve muhtemelen Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlıktan çekilmesi istenecekken, bir anda Kılıçdaroğlu’nun uğradığı saldırı tartışılarak Kılıçdaroğlu adeta kahraman haline getirilmiştir.

Tersinden düşünme sonucunda açığa çıkanın, Kılıçdaroğlu’nu kurtarma ve parlatma amacını güden bir özel savaş operasyonunun gerçekleştirilmesi olduğu açıktır. Kuşkusuz bu da bir görüştür ve en azından başta belirttiğimiz kadar doğruluğu olan bir görüştür. O halde tek yanlı düşünmemek gerekir. Çünkü çok derin bir özel savaş yürütülmektedir ve özel savaş da çok boyutlu olan bir savaştır. Kılıçdaroğlu olayına bu yönüyle bakmayı da her zaman bilmek gerekir. Fakat yine de biz, inşallah birinci görüş esas doğru olandır ve Kılıçdaroğlu AKP-MHP faşizmine teslim olmayarak antifaşist demokrasi blokunun gelişmesine destek verir diyelim!

Atakan ÇETİN

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Fırat Cûdi
PANOPTİCON ve HDP
Ulaş Arslan
VARLIĞI KORUMAK!

ARAMA