Pasûr (Kulp) Olayı İkinci Basa (Güçlükonak) Olayı Olmasın mı?
16 Eylül 2019 Pazartesi Saat 05:27
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Mehmet Gören

Türk devletinde iktidar olma kanunu Kürtleri baskı altında tutmaktır. Kim ki Kürtleri zapturapt altında tutuyorsa o iktidardır. 2002’den sonra Erdoğan'ın başında olduğu AKP Kürtleri dincilikle aldatıp baskıyla denetimde tutma sözünü verince devlet de ona iktidar yolu açtı. Hakkını yememek lazım. 2014 senesine kadar da AKP ve başındaki faşist reis bu rolünü iyi oynadı. 2014’ten sonra sermayesi bitince de Türkiye'de bilinen gelişmeler yaşandı. O güne kadar Gülen cemaatine çalışan Erdoğan, Ergenekon denilen (adı her ne olursa olsun) Türkiye sol hareketinin ve Kürt özgürlük hareketinin kontrgerilla devleti dediği devlete çalışmaya başladı.

Bu kontrgerilla devletinin en tanınmış simaları, Demirel, Çiler, Güreş ve Ağar’dır. Bu devletin Kürt halkına karşı savaşında başından beri değişmemiş taktiği, Kürt soykırımına Kürtler içinden aldattıkları, satın aldıkları, hain ve işbirlikçileştirdiği ajan kesimleri ortaya sürerek PKK’ye karşı savaşta Kürtleri koruyormuş gibi bir intiba yaratma çabasıdır. Daha doğrusu böyle bir görüntü verme çabasıdır. Bu politikasını da ne zaman ki Kürt gerillaları karşısında çıkmazsa girmiş, yenilginin eşiğine gelmiş ya da Kürt siyasi hareketine ve yurtsever halka dönük çok kapsamlı operasyonlar başlatmışsa devreye koymuştur.

Üç büyükşehir belediyesine sömürge valilerini atayınca Kürt halkının ve demokratik kamuoyunun tepkisiyle karşılaşınca kontrgerilla devleti de kendi ‘halk tepkisini’ örgütledi. HDP Amed il binasının önüne para ile iş vaadiyle ya da başka başka sözler vererek bir gurubu toplayıverdi. Bununla HDP üzerindeki baskısını artırmak istediği kesindir. Ancak daha da önemlisi kontrgerilla devletinin bu özel savaş saldırısıyla HDP’ye neden kayyum atadığını anlatmaya çalışmasıdır. Demek istiyor ki HDP olduğu için Kürt gençleri dağa gidiyor. HDP olmazsa kimse dağa gitmez. HDP il binası önüne oturtulanlarla bu mesaj veriliyor. Oysaki mevcut durumda kontrgerilla devletinin en aktif elemanlarından olan Süleyman Soylu kayyum darbesi ile sömürge valilerinin neden görevlendirildiğini kendisi itiraf etmişti. Ve demişti ki ‘ben dağda terörle mücadele ederken bu belediyelerin terör yandaşlarına moral vermesini kabul edemezdim’. Cümlesi cümlesine böyle olmaya bilir. Ancak söylediklerinin tam anlamı yazdığım gibidir.

TC, sözcüsü Bahçeli’nin en aktif elemanı da Soylu’nun göründüğü kontrgerilla devletinin hakimiyetine girince, hemen her gün toplumu uğraştıracak gündemler de yaratılır. Türkiye cephesinde ayrı Kürdistan cephesinde ayrı olaylarla gündem oluşturulup toplum bu gündemlere mahkum edilmek istenir. Mesela sömürge valisi atamalarından sonra Amed’de oturtulan ailelere zoraki ziyaretler için sürdürülen kampanya bu çerçevedeki bir saldırıdır. Toplum böylece baskı altına alınıp taraf belirlemeye zorlanmaktadır. CHP'ye dönük yürütülen saldırılar da bu gündem belirleme kampanyasının bir parçasıdır. Hatta araştırılırsa Emine Bulut cinayeti ve Taksim’de katledilen mühendis gencin olayının da bu gündem yaratma politikasıyla bağlantılarının olduğu ortaya çıkacaktır. Bu son iki olay kontrgerilla devletinin elemanlarınca yapılmamış ya da yapanlar yönlendirilmemişse bile basında işleme tarzı kesinlikle gündem belirleme, toplumu meşgul ederek ülkenin asıl gündeminden kopartmak usulü ile işlendiği kesindir. Özel savaş rejimi kadın cinayetlerini ve toplumdaki şizofreniyi kullanarak topluma normal bir rejim olduğu görüntüsü vermeye çalışıyor.

Kürdistan'da ise bu tür dönemlerde genelde katliam türü olaylar yaşanmıştır. 1996 Basa Türkçeleştirilmiş ismiyle Güçlükonak katliamını hatırlayın. Hangi tertiple 11 korucu ve yakınının katledilip PKK gerillaları üzerine atıldığı bağımsız araştırmacılarca ispatlandı. Bu olayın teferruatları araştırma yapmış gazetecilerin arşivlerinde mevcuttur. Sömürge valisi atmalarından sonra Silvan’da koruculara yaptırılan katliam gibi bir olay yaşandı. Birkaç gün önce altı yaşındaki Efe adlı çocuğu polis panzeri ezdi. HDP Amed il binasının önüne çekilmiş kadınlar üzerinden yapılan propagandaya ek yaşanan bu saldırılarla gündemi istedikleri gibi belirlemeyince Pasûr Türkçeleştirilmiş ismiyle Kulp’ta bir iki gün önceki korucuların öldürüldüğü olay yaşandı. Pasûr olayının ikinci Basa (Güçlükonak) katliamı olma ihtimali çok yüksektir. Her iki olayın yaşandığı dönemin gelişmeleri arasında da benzerlikler vardır. Basa olayından önce PKK'nin ilan ettiği bir ateşkes vardı. Koruculardan bir kesim artık savaşmak istemiyoruz diyordu. Pasûr olayının yaşandığı şu günlerde de gündem hepimizin malumu. Bu olayla Amed şehrinde gündem kayyumlara karşı direnişten başka bir mecraya kaydırılmak isteniyor.

Pasûr (Kulp) olayının Basa (Güçlükonak) katliamına benzemesi sadece süreçle ilgili değildir. Devletin yaklaşımlarında da benzerlikler çoktur. Basa katliamından hemen sonra Türk genelkurmayının helikopterlerle gazetecileri olay yerine götürmesi ile Türk içişler bakanın Pasûr’de ölen korucuların cenaze namazına gitmesi rastlı olamaz. Türk basının ama özellikle de AKP basının olayı veriş biçimi bu saldırının devletin Soylu ve Bahçeli’nin temsil ettiği ekiplerince yapıldığı şüphelerini arttırıyor. AKP gazetelerinin ertesi gün çekinmeden bu olayı ‘HDP yaptı’ demesi ise Pasûr (Kulp) olayının bir tezgah olduğunu yeterince gösteriyor. Olaydan sonra Pasûr başta olmak üzere birçok il ve ilçe HDP belediye ve yönetim üyelerinin gözaltına alınması, bazılarının ise tutuklanması bu planın ispatı oluyor.

Bu olayda bizi düşündürten bir diğer husus Amed şehrinde belli bir etkinlikleri ve kitlesi olan Muş ve Êlîh (Batman)lı kişilerin de olmasıdır. Çewlîk (Bingöl)lilerin de bu gurup içinde olup olmadığını bilmiyoruz. Olayın bu yönüyse bir ara AKP'nin oylarını artırmak için Agirî’de (Ağrı) öldürtmek için operasyona gönderdiği askeri birliğe benziyor.

Biz bu satırları yazarken HPG Basın merkezi henüz bir açıklamada bulunmamıştı. Bilindiği gibi HPG tüm eylemlerini üstlenen bir güçtür. Eylemlerinde hedef alınmaması gerekenler de zayiat görmüşse özeleştiri yapmayı da bilmiştir. Şayet patlayan mayın gerilla mayını ise de bu kişilerin oraya yönlendirilip yönlendirilmediği de araştırılmak durumundadır.

Sonuç olarak belirttiklerimiz doğru ve haklı çıkarsa Pasûr’da yaşamını yitirenlerin sorumlusu Erdoğan, Soylu, Bahçeli ve Amed HDP il binası önünde bekletilenlerdir. Bu aileler Türk özel savaş rejiminin gündem yaratma oyununa gelmemiş olsalar da bu tür olaylar gelişmezdi. Devlet değişik biçimlerde Kürtlere yönelme cesareti bulamazdı. Dolayısıyla Efe’nin katledilmesinde de bu ailelerin payı vardır.

 

Mehmet GÖREN

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Ulaş Arslan
VARLIĞI KORUMAK!

ARAMA