Türklük Sözleşmesi İle Faşizmin Ham Maddesi Olunur
13 Ekim 2019 Pazar Saat 06:46
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Kasım Engin

Türkiye gerçekliği hatta Türk gerçekliği dünyanın tümünden ayrı bir gerçekliktir. Her gerçekliğin elbette toplumsal bir alt yapısı vardır, ruhsal bir dünyası derken oluşumu farklıdır. Öyle de olsa Türk gerçekliğini çoğu kez anlamak çok zor olmaktadır. Her farklılığın elbette kendine has bir rengi ve karakteri olabilir. Ancak söz konusu evrensel değerler olduğunda genelde ortak gösterilen refleksler olabilmektedir.

Örneğin bir yere birilerine karşı haksız saldırılar yapılmış ise, hangi toplumda olursa olunsun, mutlaka bir şekilde haksızlık yapana karşı bir duruş sergilenebilmektedir. Buna benzer birçok değere sahiplenme, yapanlar kendi milletinden de olsa, yaşanabilmektedir.

Ancak Türk gerçekliğinde bu böyle değildir, tam tersine duruşları ne olursa olsun Türk gerçekliğini sahip kişilikler ağırlıklı olarak Türklük kimliği etrafta her türlü haksızlığa evet dedikleri gibi çoğu zaman Türklük için daha ileri de gidebilmektedir. Çok sınırlı sayıda insan oluşturulmuş olan bu sahte Türklük gerçekliğinde kendisini azade edebilerek, yapılan her şeye evet dememektedir.

Dile getirmeye çalıştığımız bu gerçekliği bir Türk aydını olan Barış Ünlü Türklük Sözleşmesi olarak ifade etmektedir. Barış Ünlü, Türklük Sözleşmesini: “Türklükten, farkına varılmadan yaşanan belli görme, duyma, duygulanma, algılama, bilme ve görmeme, duymama, duygulanmama, algılamama ve bilmeme hallerini; ve yine çoğu zaman farkında olunmadan yaşanan ve normal kabul edilen bir imtiyazlar dünyasını anlıyorum” diyor ve devamında: “Burada tarif ettiğim şekliyle Türklüğün kökenleri, gayrimüslimlerin ve Türk-olmayanların oluşmakta olan Türk ulus-devletinden dışlandıkları 1910’lara ve 1920’lere gider. Türklük Sözleşmesi dediğim bu içerme ve dışlama süreci, devlet ve Türkleşmeyi kabul eden çeşitli Müslüman etnik gruplar arasındaki karşılıklı bir anlaşmadır. Yazılı olmayan Sözleşmenin hayati maddelerinden birisi, Müslüman ve Türk olmayanlara/Türkleşmeyenlere yapılanlarla ilgili herhangi bir siyaset veya bilimsel çalışma üretmenin yasak olmasıdır. Başka bir deyişle, kişi gayrimüslimlere (özellikle Ermenilere) ve Kürtlere yapılanlar hakkında konuşup yazmadığı sürece Türklüğün potansiyel ve reel imtiyazlarından yararlanabilecektir. Sözleşme, bu maddeye uyulmadığı takdirde çok ağır cezaların verileceğini de açıkça belli etmiştir.” 

Dikkat edersek Türk gerçekliğine mensup büyük bir kesim aynen yukarıda ifade edildiği gibi refleksler sergilemektedir. Öyle ki, Türklük adına yapılanlar yüzde yüz yanlışlıklar da içerse, suç ve insanlık dışı yaklaşımlar da gösterse, Türk gerçekliğine mensup olanların gösterdikleri ortak refleks bu olmaktadır. Tuhaf olan ise-bir avuç Türk dışında-genelde bu refleks ve yaklaşımın gösterilmiş olmasıdır. Üstelik bu Türklük gerçekliğini yaşayanlar sosyal demokratta olsa, sözde demokratta olsa, hatta alenen ve açıktan milliyetçi olmadıklarını belirterek her türlü ırkçılığın ve milliyetçiliğin karşısında durduklarını söyleseler de gösterdikleri refleks böyle olmaktadır.

Bu bir nevi yazılmamış ve kaleme alınmamış bir Türklük Sözleşmesi olmaktadır. Bu sözleşmeye Türk olupta uymayan Türk sayısı çok az olmaktadır. İfade edildiği gibi bunların –çoğu zaman-sol ya da sosyalist, sosyal demokrat olup olmadıklarının bir farkı da yoktur. Türklük çerçevesinde hareket etme en temel yaklaşım olmaktadır. Bunun gerçekten de böyle olduğunu Türkiye Cumhuriyeti devleti kuruluşundan itibaren Kürtleri soykırımdan geçiren bir rejime destek veren komünistleri başka nereye koymak gerekir? Ya da onca katliam ve soykırıma imza atan TC devletine-her şart ve koşulda- destek sunan ve uluslararası arenada Sosyalist Enternasyonaller de dahil olmak üzere katliamları onaylayarak TC devletinin faşizan yaklaşımları temize çıkarma girişimlerini başka neyle izah edebiliriz?

Bir yazımızda: ”Türklük Sözleşmesini pratikte tüm güçlerine dayanarak yürürlüğe koyanlar, bu sözleşmeye uymayanlara karşı tüm kinlerini kusarlarken, sözde bu sözleşmeye imza atmayanların takındıkları tavırlar doğrusu esef vericidir. Takındıkları ırkçı tutumlarına karşı son derece renk körü oldukları halde, bu ırkçılıklarını göremedikleri gibi, sosyal demokrat, demokrat diye bile ortalarda geçinebilmektedirler. Hatta kimileri ise ekranlarda ne kadar aydın, gazeteci, objektif olduğunu ise utanmadan söyleyebilmektedir. Kürtlere karşı bugün her yönüyle; askeri, ekonomik, politik, ruhi bir saldırı söz konusu iken, tek bir karşı koyuş içerisinde olmama, sağır-dilsiz-kör rollüne soyunma, özü itibariyle Türklük Sözleşmesinin kendilerine getirdiği –gizli açık- faydalarındandır” tespitinde bulunmuştuk.

Dikkat edersek şimdilerde TC devleti Faşist Erdoğan ve Bahçeli öncülüğünde Rojava’ya saldırmaktadır. Üstelik bu faşist ve diktatör kavramını bu kişilikler için sosyal demokratlar, sözde aydınlar, gazeteciler derken, sanatçılar, demokratlar bolca kullanmışken, hepsi şimdi bir ağızdan ”Vatan, Millet, Sakarya” deyip bu diktatörlerin peşine takılmakta hatta bunların kimisi Kürtler daha fazla nasıl katledilir aklını verirken kimisi de daha ileri gitmesini istemektedir.

Daha tuhafı ve anlaşılması zor olan ise bu dile getirdiklerimizin tümü Erdoğan ve Bahçeli ikilisinin Türkiye’de giderek oy kaybı yaşadıkları, Türkiye’yi dar bir boğaza götürdükleri için koltuklarının sallandıklarını dile getirmeleridir. Ve hepsinin ortak görüşü olarak Erdoğan ve Bahçeli’nin ayakta kalabilmeleri için suni bir milliyetçiliği yaratarak ayakta kalmak istediklerini bilmeleridir. Yine bunların tümünün kendilerinin ifade ettikleri gibi Erdoğan ve Bahçeli ikilisinin sahte gündemler oluşturarak oy devşirmeye çalıştıklarını söylemeleridir.

Böyle olduğu halde şimdilerde CHP’si de, İP’si de, Saadet Partisi de hatta sözde Erdoğan’a karşı çıkarak yeni bir parti kurmaya çalışanların tümü de aynı refleksi gösterdikleri gibi sözde objektif ve bağımsız gazetecilik yapan FOX adındaki kanalları gibi birçok kanal da aynı refleksi göstermektedir. Dahası Cüneyt Özdemir gibi güya Türkiye basıncılığına örnek gösterilen kişilikleri gibi kişiliklerin Rojava’ya saldırı yapılırken ABD kamuoyunu etkilemek için nelerin yapılarak Türkiye’nin elinin güçlendirilmesi için akıl vermesidir.

Üstelik Rojava’ya saldırı insanlık dışı bir saldırı iken. Orada Türkiye tek bir tehdit ve saldırı gelmemişken. Orada DAİŞ gibi insanlık dışı bir örgüte karşı en büyük kahramanlık destanları yazılmışken ve üstelik çoğu zaman kendileri de bunları ifade etmişken…

Uzatmadan, bilelim ki böyle körü körüne ırkçı-milliyetçi yapıların zoraki oluşturdukları ve bir şekilde herkese kabul ettirdikleri bu faşizan Türklük Sözleşmesinde; bireyler, partiler, sivil toplum örgütleri, basıncılar, sanatçılar, aydınlar, inançlar, halklar derken faşizme karşı olduklarını söylenenlerin tümü kurtarmadıkça ve de bu Türklük Sözleşmesine karşı özel mücadele edilmedikçe, hep faşizmin sularında hareket edilerek hiçbir zaman ne bir muhalefet oluna bilinecek ne de faşizme sağlam bir ham madde olunmakta çıkılmayacaktır. 


Kasım ENGİN

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Ulaş Arslan
VARLIĞI KORUMAK!

ARAMA