Adil, Demokratik, Özgürlükçü Çözüm
11 Kasım 2019 Pazartesi Saat 06:11
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Cemal Şerik

Cenevre’ye kurulan masada pazarlıklar devam ediyor. Yapılan pazarlıkların ilk haftasının ardından vermiş oldukları aradan da, hedeflerine ulaşamadıkları anlaşılıyor. Verilen aranın ardından Suriye rejimi adına pazarlık masasına oturmuş olanların yapmış oldukları açıklamalar da bunu gösteriyor.

Suriye rejim temsilcileri yapmış oldukları açıklamalarda, “Buraya yeni bir devlet kurmak için gelmedik” demektedirler. Bununla da neyi anlatmak istedikleri anlaşılmaktadır. Eğer, Suriye rejiminin yapısal değişikliklere uğratılması yönündeki dayatmalarla karşılaşmamış olsalardı, böyle bir açıklama yapmaya ihtiyaç duymazlardı. Daha net bir ifadeyle belirtmek gerekirse; “Suriye Anayasa Hazırlık Çalışmaları” adını verdikleri bu pazarlık masasında yer alanlardan, rejimin asker-sivil bürokrasisinde köklü bir değişikliğin, dolayısıyla da Esat ailesi ve çevresinin devre dışı bırakılması ve alınacak olan bu doğrultudaki kararların altına imzalarını atmaları istenilmiştir. Bir başka ifadeyle de Suriye rejimine harakiri  yaptırılmak istenilmiştir.

Pazarlık masasına oturtulan Suriye rejim temsilcileri de, bu gerçeği gördükleri için yaptıkları açıklama ile “Buraya yeni bir devlet kurmak için gelmedik” deme ihtiyacını duymuşlardır. Suriye rejimi bunu ne kadar kabul edecek ve kurulmuş olan pazarlık masasında daha ne kadar oturmaya devam edecek bunu göreceğiz. Fakat burada bilinmesi gereken bir gerçeklik var. O da, bir nevi kumar masası olan  bu pazarlık görüşmelerinde kartların karılarak, ellerin son bir kez açılacağı safhaya gelinmiş olduğudur.

ABD’nin; Serikaniyê, Girê Spî, Kobanê ve Eyn İsa’yı içerisine alan kentlerdeki askerlerini çektiği yönünde yaptığı açıklamanın ardından soykırımcı TC devletinin işgal saldırılarını, Tıl Temır’a kaydırmasıyla birlikte yaşananlar da bu gerçekliğin görülmesi gerektiğine işaret etmektedir.

ABD’nin bahsi geçen bu bölgedeki askerlerini çekmiş olması, Rusya ve İsrail ile bir süre önce yapmış oldukları anlaşmadan bağımsız değildir. Aslında yapılan bu anlaşma ile aralarında kimin ne yapacağı da kararlaştırılmıştır. Buna göre ABD çekilecek, soykırımcı TC devletinin işgalci saldırıları ile baskısı artacak, bundan yararlanan Rusya’da Suriye rejimi üzerindeki gücünü kullanarak, kendini daha etkili bir hale getirecekti. Önce ABD-TC, ardından da Rusya-TC arasında yapılan anlaşmalarda yapılan bu planın diğer ayaklarını oluşturuldu.

Adına ne denirse densin; müzakereler, anlaşmalar, ateşkesler her zaman doğrudan tarafları arasında yapılırken, arada üçüncü/aracı bir gücün olması da bu gerçekliği değiştirmemektedir.  Bu gerçekliğe rağmen sanki TC, ABD ve Rusya ile savaşıyormuş/çatıyormuş gibi onlarla “ateşkes”ler imzalayarak, kamuoyuna deklere etmişlerdir. Oysa orada savaşan soykırımcı TC devletinin işgal ordusu ile Kuzeydoğu Suriye Meşru Savunma güçleridir. Savaş bunlar arasında yaşanmaktadır. Bu da tabiatı gereği ateşkes anlaşmasının bunlar arasında yapılmasını gerekli kılar. Ama böyle olmamıştır.

O nedenledir ki, ilan edilen bu “ateşkeslerin” ifade ettiği anlam daha farklıdır. Halk içerisinde söylenen şöyle bir söz vardır. Parmaklara değil, parmaklarını işaret ettiği yere bakmak gerekir. TC’nin, ABD ve Rusya ile imzalamış olduğu  “ateşkesler”inde böyle bir anlamı vardır. “Kıbrıs sorunu”nu yakından takip edenler 1950’ler sonrasında yapılan anlaşmaları bilirler. O anlaşmalarla üç garantör devlet belirlenmiştir. Bunlar; İngiltere, Yunanistan ve TC devletleridir. Bunun anlamı ise; Kıbrıs halkı, coğrafyası ve orada yaşanacak olanlara karar verecek olanında bu devletler olduğu gerçekliğidir. TC- ABD-Rusya arasında yapılan “ateşkeslerin” ifade ettiği anlamda bundan başka bir şey değildir.

Bu devletler de aynen “Kıbrıs sorunu” üzerine olduğu gibi, Suriye üzerine kendi aralarında anlaşmışlar ve konumlarını garantörlük olarak belirlemişlerdir. ABD ile Rusya’nın anlaştığı  soykırımcı TC devletinin Kuzeydoğu Suriye’ye yönelik başlattığı işgal saldırılarının altında yatan da bu gerçekliktir. Bununla; TC, ABD ve Rusya hedeflerine ulaşmalarının önünde engel olarak gördükleri Kuzeydoğu Suriye Demokratik Güçlerini devre dışı bırakacaklarını düşünmektedirler.

ABD, Rusya ve TC devletleri, Cenevre’de “Suriye Anayasa Hazırlık Çalışmaları” adını verdikleri toplantı ile aralarında vardıkları bu anlaşmaya, siyasal anlamda bir çehre kazandırabileceklerini sanmaktadırlar. Harakiri yapmaya zorlanan Suriye rejimi buna ne kadar karşı koyacaktır? Gerçekten karşı koymak istiyor mu? Ya da rıza mı gösterecektir? Bu da önümüzdeki günlerde anlaşılacaktır.

Kuzeydoğu Suriye Demokratik Güçleri, “Suriye sorunu”nun çözümünün nasıl gerçekleşebileceğini dair görüşlerini daha önce defalarca dile getirdi ve bu konudaki ısrarını korumaya devam etmektedir. Tüm dünya genelinde gerek “1 Kasım Dünya Kobané Günü” gerekse de “2 Kasım Dünya Rojava Direniş Günü” vesile ile yapılan görkemli, milyonların katılımı ile gerçekleşen gösterilerde halklar Kuzeydoğu Suriye Demokratik Güçlerinin yanında olduğunu ilan etmişlerdir.

Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Güçleri, “yüzyılın direnişi” olarak kabul edilen haklı ve meşru savunmasını büyük bedeller ödeyerek yürütmektedir. Bunu kararalı  bir şekilde daha da boyutlandıracaktır. Cenevre’de kurulan masada oynanan kirli oyunları, pazarlıkları bozacak olanda bu gerçekliktir. Ancak bu şekilde Suriye halklarının gerçek anlamda temsilinin gerçekleştiği; adil, demokratik, özgürlükçü çözüm sağlanmış olacaktır.  Böyle bir gerçeklik karşısında Cenevre’ye pazarlık masasını kuranların amaçlarına ulaşmaları hiçbir şekilde olanaklı görünmemektedir.


Cemal ŞERİK

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Ulaş Arslan
VARLIĞI KORUMAK!

ARAMA