
Gelişmelerin Yönü ve Olasılıklar
Bu temelde geçen parlamento seçimlerinin sonuçlarına baktığımızda ulusal ve uluslar arası etkileri değerlendirmekte fayda vardır. Bu seçim Celal Talabani YNK’sinin bittiğini göstermiştir. KDP’ye ise büyük bir darbe vurmuş ama aynı zamanda bir şans tanımıştır. Daha önce KDP ve YNK “fifty fifty” sistemi ile % 50 - % 50 Güney Kürdistan’ı paylaşırken şimdi ise % 59 ile her iki partiye % 29,5 pay düşmüştür. Bu payın çoğunluğunun KDP’ye ait olduğunu da eklemek gerekir. Çünkü YNK kendi kalesinde Noşirvan Mustafa’nın Goran listesinden gol yiyerek KDP’ye karşı da yenilmiştir. Bu durum KDP ve YNK arasında yeni çelişkilerin doğmasına yol açacaktır. YNK ya KDP’ye teslim olacak ya da Noşirvan Mustafa’ya (Goran’a) sığınacaktır.
Ortada askıya asılmış gibi boşluğa düşen Kosret Resul’ün siyasi ömrü ise en geç önümüzdeki vilayet seçimlerine kadar kalmıştır. O zamana kadar mutlaka bir karar vermesi gerekecektir. KDP, YNK ya da Goran; bunlardan birisini “seçme özgürlüğü” elindedir. Çünkü Kosret Resul’ün Hewlêr’de büyük bir gücünün olduğu hesaplanmaktadır. Vilayet seçimine kadar karar vermediği taktirde Hewlêr’deki gücünü yitirecektir. Zaten bu seçimde Kürdistan listesinin Hewlêr’de birinci olması onun çalışmalarına bağlanmaktadır. Noşirvan Mustafa’nın yakın arkadaşı olan Kosret Resul, aralarındaki maddi çelişkileri çözebilirse ve Talabani’ye paradan dolayı verdiği tavizlerden geri dönebilirse önümüzdeki vilayet seçimlerinde Hewlêr’de valilik seçimlerinin sonuçlarını meçhule sokacaktır. Goran’ın bu gidişle Süleymaniye’deki valilik seçimlerini alacağına kesin gözüyle bakılmaktadır.
Duhok KDP’nin; Hewlêr’de ise durumun biraz da Kosret Resul’un tavrına bağlı olarak değişebileceği tartışılmaktadır. Onun için büyük kavga Hewlêr üzerinde verilecektir. Bu seçim Celal Talabani YNK’sini bitirdiğinden dolayı üzerinde tartışma gereği kalmamıştır. Noşirvan Mustafa YNK’si ise tekrar bir doğuş yapabilir mi? Bu ise KDP’nin tavrına göre rol oynayacaktır. KDP bitmiş bir YNK’yle nereye kadar yol alabilir? YNK, Celal Talabani ve Behrem Salih, Sami Abdurrahman’ın “Partiya Gel” gibi KDP’ye tabii olabilir mi? Ya da KDP içerisinde KDP’nin taşeron bir örgütü olabilir mi? KDP YNK’yi, Goran ve Noşirvan Mustafa’nın üzerine sürerek onları yıldırabilir mi? Böylece kendi medya organlarında çıkarmış oldukları yolsuzluk ve hırsızlık haberlerinin intikamını alabilir mi? Evet kardeş kavgasının olmayacağı ve kardeşin kardeşi bir daha vurmayacağı ifadeleri Süleymaniye’de bizzat Mesut Barzani tarafından halka açık bir toplantıda dile getirildi.
Bu durum önümüzdeki süreçte iktidar koltuklarının daha çok sallanacağı zaman da devam edecek mi? Belki artık kardeşler arası cephe savaşları olmayabilir ama kardeşler arası sokak savaşları başlayabilir! Zaten seçimlerden hemen sonra bunun ilk provası KDP’ye bağlı güvenlik ve istihbarat güçleri tarafından Duhok ve Hewlêr’de yapıldı. Goran ve Yekgirtû partisine saldıran özel gruplar, birçok kişinin yaralanmasına ve ölmesine sebep oldu. Bu Süleymaniye’ye de sıçratılmak isteniyor. Özellikle KDP’nin bunu YNK’den istediğini bilmekte yarar var! Çünkü KDP YNK’yi, Goran’ı desteklemek ve Kürdistan bölge başkanlığı için Süleymaniye’de çalışmamakla suçluyor.
Bu aslında çıkarılmış bilinçli bir propagandadır. KDP bununla YNK’yi sıkıştırarak Süleymaniye’de Goran’a saldırtmak ve pasifize ettirmek istemektedir. Çünkü her iki parti arasında yapılmış gizli bir sözleşmeye göre, seçimlerden sonra Duhok’ta Goran ve Yekgirtu’nun üzerine KDP saldıracak, YNK de Süleymaniye’de Goran’a saldıracaktı. Tıpkı İran misali Noşirvan Mustafa ve Goran listesi pasifize edilerek seçimlerde istedikleri sonuçları açıklayacaklardı. Fakat YNK nedense bunu yapmadı. Bazı YNK’li güvenlik yetkililerinin buna karşı çıktığı ve bunun sonucunda Süleymaniye asayiş müdürünün Goran listesine geçtiği bildirildi. YNK’nin bu durum karşısında Süleymaniye asayiş müdürünü soruşturmaya aldığını açıklamasından hemen sonra müdürün, “üzerime çok gelirseniz her şeyi açıklarım” demesi ise dikkat çekmiştir.
KDP daha önceki seçimlerde Güney’de ve özellikle Behdinan’da büyük oylar alan Yekgirtu İslami partisinin üzerine seçimlerden hemen sonra Duhok, Zaxo ve Akre gibi merkezlerde saldırarak bürolarıyla parti merkezlerini yaktı. Birçok kişiyi öldürdü. Ardından Yekgirtu İslami partisine 3 milyon dolar vererek hem “durumu kurtardı” hem de Yekgirtû İslami partisini susturarak, pasifize etti. Böylece gelinen aşamada Yekgirtû İslami partisi hem geriledi hem de 4 partiyle beraber tek liste halinde seçime girmesine rağmen başarı elde edemedi. Çünkü bu olaydan sonra muhalefet olarak rollerini oynamadılar. Aynı taktiği Goran listesine karşı da uygulayarak değişimi sloganlaştıran ve yolsuzlukları açıklayan herkese yöneleceklerinin işaretini vermek istemekteydiler.
KDP eğer Talabani YNK’sini Güney’de bir taşeron örgüt gibi kullanırsa, YNK’nin içinde yeni huzursuzlukların baş göstereceği ve uzun bir süredir yapılmayan YNK kongresinin Noşirvan Mustafa öncülüğünde artık yapılabileceği belirtilmektedir. KDP kongresi ile gelinen son gelişmeler ışığında Mensur Barzani ve Neçirvan Barzani arasında nasıl çelişkiler çıkacağı ise kamuoyuna yansıtılmamaya çalışılacaktır. Neçirvan’ın medya ve ticaret ayağı ile ekonomik gücü elinde tutarak siyasi arenaya bu alan üzeri müdahale edebileceği belirtilmektedir. Bunun için Aramo adlı bir spiker aracılığı ile “kurd 4” kanalını açtığı ve yerelde de kendisine bağlı elemanları aracılığı yeni yerel radyolar ve TV’ler kurma çalışmalarına başladığı gelen bilgiler arasında… Kendisini babasının yerine hazırlayan Mensur Barzani ise Güney’deki son seçimlerin sonucunda kara kara düşünmeye başlamıştır.
KDP ile YNK arasında seçimlerden önce yapılmış olan stratejik ittifak anlaşmasının gizli yönlerinin halka açıklanmasında büyük yarar olacaktır. KDP Berhem Salih’in başbakanlığını kabul etse bile bütün önemli bakanlıkları kendine ayıracaktır. Mali yardım ve payların da çok azını YNK’ye vermeyi düşünmektedir. Çünkü YNK’ye, “sen benim kadar koltuk almadın, Süleymaniye’yi kazanmadın” demektedir. YNK içinde bulunan kadroların bunu ne kadar kaldırabileceği ise merak konusu olmaktadır. Çok sıkıştırılırsa Berhem Salih’in başbakanlığı bile tehlikeye girebilir. Yeni dengeler doğabilir…
KDP değişebilir mi örneğin KDP’ye Barzani aşiretinden olmayan birisi başkan yapılabilir mi? KDP içerisinde çok fedakârlık yapmış ve yıllarca Barzanilere hizmet etmiş birisi, KDP’nin başına geçirilebilir mi? Önemli organlarda onlar görevlendirilebilir mi? Sembolik değil gerçekte parti içi demokrasi uygulanabilir mi? Gizli anlaşma ve ittifaklar halka açıklanabilir mi? Bu ve benzeri soruları çoğaltmak mümkün… Goran ise performansından bir şey kaybetmeden ve seçimden önce halka verdiği sözleri yerel parlamentoda yerine getirebilir mi? Yoksa bürokratik işlemlerin birer piyonu gibi mi hareket edecek? Fakat her şeye rağmen bundan sonra yerel parlamentoda hangi karar geçecekse mutlaka tartışılacağını bilmek ve takip etmekte yarar olacaktır. Goran ve diğer partiler istemese de yerel parlamentodan çıkacak olan bütün kararları ulusal kamuoyuna yaymak ve belirtmekte yarar vardır.
Ulusal Birlik ile Kerkük Konuları
Bu parlamentonun en büyük görevlerinden birisi olan anayasa hazırlığı ve 140. madde ile Kerkük sorununu çok iyi takip etmek, herkesi görev ve sorumluluğa davet etmek ulusal bir görev olmaktadır. Öte yandan ulusal birlik sağlanmadan bir ülke parçası için bir anayasa taslağı hazırlamak ne kadar sağlıklı olur? Çünkü yeni Güney parlamentosunun görevlerinden birisi de yeni bir anayasa hazırlamaktır. En azından yeni parlamentoya, “ulusal birlik kongresini yapın, ondan sonra anayasa hazırlıklarına başlayın” tarzında çağrılar yapılabilir. Yoksa ulusal birlik çalışmalarının sonuçlarının yansımadığı anayasa hazırlığı bir parça ile sınırlı kalır ve bu başlı başına Kürt ulusal birliğine vurulmuş bir darbe niteliğinde olabilir. Zaten Mesut Barzani, seçim çalışmaları sırasında Süleymaniye’de Talabani ile birlikte bütün Kürtlerin katılacağı ulusal birlik kongresini toplayacaklarının kararını aldıklarını halka açıklamıştı. Bu sözü sık sık hatırlatmakta fayda olabilir. Yine Kerkük sorununu sürüncemeye bırakmak isteyen Türkiye’ye karşı ortak bir barış ve savaş projesini açıklamak bu sorunun daha hızlı çözümlenmesini sağlayacaktır.
Türkiye Kuzey Kürtlerini muhatap aldığı sürece ve kendi içinde Kürt sorununu çözdüğü oranda Kerkük sorunu da ona göre çözülecektir. Aynı biçimde Türkiye PKK’yi tanımadan Kerkük sorunu çözülmeyecektir. Bunu herkesin derinlemesine anlaması gerekmektedir. Yüzeysel tanımalar ve muhatapsız çözümlerle Türkiye’nin Güney’i resmen tanıyacağı ve Kerkük sorununda Kürtlerin istediği çizgiye geleceğini düşünmek safdillik olur. Dolayısıyla Türkiye Kerkük sorununu tekrar erteletmek istemekte ve sorunu yıllar sonra üyesi olduğu BM güvenlik konseyine havale etmek için Irak ve BM nezdinde özel ve gizli çalışmalar yürütmektedir. Önce Kerkük içinde “bakın çözülmüyor” diyerek sorunu Irak merkezi meclisine taşırmak ve burada da 140. maddeye gereken desteğin çıkmaması için, Şii ve Sünni gruplar içerisine yerleştirdikleri Türkmen milletvekilleri aracılığı şimdiden lobi faaliyetlerine girdikleri görülmektedir. Irak meclisinde tartışmaya açacakları Kerkük ve 140. maddenin üzerinde tarafların bir çözüme kavuşmamalarını sağladıktan sonra Irak meclisinin talebiyle sorunu BM’ye götürmeye çalışmaktadır. Böylece oyalama taktikleri ile Kerkük sorununu istediği kıvama getirmeyi düşünmektedir.
Anayasayı esas aldıklarını belirten Kürtler ise çaresizce bu aşamaları tekrar tekrar takip etmek zorunda mıdır? Dolayısıyla Kerkük için ulusal bir politikanın hemen belirlenmesi büyük aciliyet kazanmaktadır. Diğer etnik kesimleri kapsayacak bir şekilde barış ve demokrasi projeleri ve komiteleri ile Kerkük sorununu halkların çözümüyle başarmak mümkündür. Şikâyet ederek ve tehditler savurarak değil halkları kazanarak Kerkük Kürdistan’a niye bağlanmasın? Kerkük içindeki Arap, Türkmen, Asurî ve Ermeniler kazanıldıktan sonra Kerkük doğal olarak kazanılacaktır. Ama bunun doğru yol ve yöntemleri kullanılmak şartıyla. Sadece bir Arap şeyhi ve Türkmen beyi ile anlaşarak değil en küçük hücrelere kadar inmekte fayda vardır. Türkiye, İran, Irak ve Suriye Kerkük için oturup ortak stratejiler çizebiliyorsa, Kürtler de bir bütün olarak oturup Kerkük için ulusal bir politikayı neden belirlemesinler? Yeni Güney parlamentosunun bu görevi daha doğru yerine getirebilmesi için çağrı yapılabilir.
Bunun için Türkiye’nin Kürt sorununu ciddi ve her türlü özel savaş kokan Osmanlı oyunlarıyla donatılmış “çözüm açılımları”ndan uzak, gerçek bir barış ve demokrasi perspektifi ile Kürt halk iradesini muhatap alarak çözmesi gerekir. Türkiye, yaratmak istediği Osmanlı Kürdüyle Osmanlı Kerkük’ünü tekrar kazanmaya çalışmaktadır. Yeni “Türkiye modeli”yle bunun plan ve projelerini hazırlamaktadır. Bunun için zamana ihtiyaç duymaktadır. Artık her Güneyli lider ve yetkilinin bunu bilmesi gerekmektedir. 140 tane daha anayasa maddesi olsa dahi Kerkük sorununun Türkiye’nin tavrına göre şekil aldığı açığa çıkmıştır. Yeni meclisin görevlerinden birisi de bunun açığa çıkarılması olmalıdır. Yine parlamentonun Güney’de konumlanmış Türk askeri ve istihbarat güçlerine yönelik nasıl bir tavır sergileyeceği merak konusu olmaktadır. Özelikle Goran listesinin buna dönük nasıl bir yaklaşım içine gireceği tartışılmaktadır.
Bölgesel Dengeler ve Türkiye’nin Osmanlı Oyunları
Güney Kürdistan parlamento seçimlerinin diğer önemli bir sonucu ise Uluslararası Kriz Grubunun “Güney Kürdistan’ın Türkiye ile birleşmek istediği” projesini şimdilik geriye çekmiş olmasıdır. Özellikle Goran listesinin Irak merkezi hükümetine yakın bir çizgide durması ve petrol dahil merkezi hükümet ile Güney Kürdistan yönetimi arasındaki sorunların anayasa çerçevesinde çözülmesi gerektiği tavrı bu projeyi bilinmezliğe sürüklemiştir. Daha önce, “Türkiye’ye tabi olabiliriz, Irak hükümeti ile gelirlerimizi paylaşacağımıza Türkiye bizi tanısın, Türkiye ile paylaşalım” önerisini getirenlerin seçimler akabinde, “kesinlikle böyle bir şey düşünmüyoruz” demeleri şaşırtıcı olmuştur.
Aslında bunlar Türkiye’nin tavrına göre kendisini ayarladı. Türkiye, Musul’da Kürtleri inkâr eden, tanımayan ve sadece Kürt siyasi korucularını muhatap alan Arap faşistlerini destekleyerek iktidara gelmelerine katkıda bulundu. Şiiler arasında da Kürt karşıtı tavırlarıyla tanınan ve Kerkük-Musul sorununda Türkiye ile aynı anlayışta olan İran yanlısı Mukteda El Sadr’a destek verdi. Böylece biçimde Güney Kürtlerini tanıyan hatta Bağdat’ta onlarla görüşen ama alttan alta da Güney Kürtlerinin kuyusunu kazımak isteyen Sünni ve Şii gruplarla hem Irak’ta hem de Irak dışında açık ve gizli görüşmeler yaparak, Kürtleri Irak’ta diskalifiye etmeye, sınırlandırmaya ve Irak hükümeti ile Güney Kürdistan hükümetinin arasını açmaya çalıştı.
Türkiye direk ve dolaylı olarak Irak’ta Arap ve Kürt çatışmasının temellerini atmaya çalıştı. Bunun için Kürtleri öldüren, bombalayan radikal Arap Sünni ve Şiileri harekete geçirdi. Diğer taraftan Güney Kürt yönetimine, “seni muhatap alıyorum, aramızdaki sorunları çözüyoruz” dedi. Yanı sıra muhalefeti ve askerleri bahane ederek, “benden şimdilik daha fazlasını beklemeyin” diyerek, yeni tarza uyarlanmış bilinen Osmanlı oyunlarını tezgâhladı. Musul’dan Kürtleri kovan ve Irak’ta siyasi iradelerini kabul etmeyen Sünni Usame Nucefi’yi destekleyen ve Musul yerel iktidarına getiren Türkiye’nin Güney Kürdistan’la ilişkileri ne kadar samimi ve ciddidir? Türkiye kimi ya da kimleri kandırıyor?
Türkiye, “eğer Irak’ta bir Kürt ve Arap çatışması çıkarsa Güney Kürtleri bana daha fazla muhtaç olur, benden başka sığınacakları limanları kalmaz” diyerek Güney Kürtlerini tekrardan koruculaştırabileceğinin planlarını mı yapıyor yoksa? Ama sonunda Türkiye’nin genelde Irak özelde Musul’da yürüttüğü ve “Kürtleri muhatap almadan Kerkük ve Musul sorunlarını kendi yöntemlerimle çözerim” planı, Usame Nucefi’nin Musul’da Kürtleri tanımadan yerel meclisi kurması sonucunda şimdilik suya düştü. Türkiye Musul politikası ile baltayı ayağına vurdu. Şimdi İran, Suriye ve Araplar başta olmak üzere herkes içten içe, “Biz ne yapıyoruz, Kürtleri kendimizden ayırıyoruz, bunu kendi elimizle yapıyoruz” diyerek hem Türkiye’nin hem de Usame Nucefi’nin Musul’daki Kürt politikasını eleştirmektedir. Burada her ne kadar geç kalınmışsa da Güney Kürdistan yönetiminin hakkını vermek gerek. Musul konusunda iki önemli tavır sergilediler.
Birincisi Musul’a bağlı bütün Kürt yerel yönetimlerini toplayarak tek bir sesle birlik içinde, Kürtleri muhatap almayan ve siyasi iradelerini kabul etmeyen Musul yerel vilayet yönetimine karşı, Güney Kürdistan yönetimine bağlanmak istediklerini dünya kamuoyuna açıkladılar. Bu Araplarda bir şok etkisi yarattı. İkincisi, Musul’da Kürtlerin huzursuz olduğu ve güvenlik içinde olmadığını belirterek Arap Sünni milliyetçilerine karşı Irak merkezi hükümetinden, Irak merkezi ordusuna bağlı (Musul için Şii) askerler istediler. Bu politik tavırlar hem Arapları hem de ilgili güçleri derin derin düşünmeye sevk etti. Yeniden politikalarını gözden geçirmelerini sağladı. Fakat bu yönlü yeni politik dengeleri ve siyasi oyunları beklemek gerek. Şimdiden buna dönük yeni stratejiler belirlemek doğru neticeler doğurabilir.
Mehmet Botan
Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi
www.lekolin.org
{rokintensedebate}







22.10.2009
Kasım Engin