Türk siyasetinde Demirel demagojinin babası sayılır. Başkanlığını yaptığı partiler değil ama kendisi demagojiyi büyük bir ustalıkla kullanmıştır.
Fransızca kökenli demagoji çeşitli sözlüklerde; “Bir kimsenin veya grubun duygularını kamçılayarak, gerçek dışı sözler söyleyerek onları kazanmaya çalışma, halk avcılığı”
“Olmayanı olmuş, yaşanmışı yaşanmamış gösterme, kendi hatalarını başkalarına yükleme, başkalarının kazanımlarını kendine mal etme amacıyla yapılan konuşma, hitap”
“Kötüyü iyi, yanlışı doğru, çirkini güzel, katili maktül, zalimi mazlum gösterme ustalığı, sanatı” biçiminde tanımlanıyor.
Hepsinin ortak noktası bir amaç temelinde karşıdakinin ya da karşıdakilerin kandırılması, manipüle edilmesi, yönlendirilmesi. Demagojinin bir yanı karşıdakini, ya da karşıdakileri aptal yerine koymadır. Kişiler veya kitleler demagojiyi fark ettiklerinde sahibini büyük bir öfkeyle yanıtlarlar.
Türkiye AKP ile birlikte Demirel’de temsilini bulan ve kişisel düzeyde kalan bu kavramı kurumsal olarak yürütüyor. Özellikle seçim çalışmalarının yoğunlaştığı bu günlerde AKP ve yandaş medyası demagojiyi Türk ve Kürt halkı açısından büyük tahribatlara ve telafisi imkansız sonuçlara yol açabilecek tarzda kullanıyor. Halklarımızın acılarıyla ve umutlarıyla, beklentileriyle ve ihtiyaç duyduğu temel çözüm konularıyla oynuyor. İktidarını devam ettirebilmek için her konuda demagojiyi sınırsız bir biçimde kullanıyor.
Başta Kürt sorunu olmak üzere yolsuzluklar, çetecilik, inanç özgürlüğü, işsizlik, eğitim ve sağlık sorunu, belediyecilik aklınıza ne gelirse Türkiye'nin tüm sorunlarına temelsiz, gerçek dışı, geçici, alakasız, saptırmacı, yanıltıcı yaklaşımlarla yani demogojiyle yaklaşıyor. Bu yanıyla halklarımızı aptal yerine koymakla kalmıyor, sağlıklı çözümlerin ve tartışmaların da önüne geçiyor. Kendisine destek veren kitlelerin umutlarıyla oynuyor, ısrarla Türkiye'nin sorunlarını çözme niyetinde olmadığını gizliyor, bugüne kadar iktidara gelen siyasi partilerden bir farkının olmadığını inkâr ediyor. Yürüttüğü politikalarla devletin bugüne kadar uygulaya geldiği politikaların takipçisi olduğu açıkken farklı olduğunu savunuyor. Ortağı olduğu süreçlerin, nemalandığı devlet politikalarının, beslendiği iklimin, gördüğü destek ve hoşgörünün inkarı üzerinden farklı olduğunu hatta bugüne kadar ki devlet politikalarının karşıtı olduğunu propaganda ederek halklarımızı avlamaya çalışıyor.
Batı kentlerinde modern ilerlemeci, Karadeniz’de milliyetçi, iç Anadolu’da İslamcı, Kürdistan'da Kürt haklarından yana görünüyor. İnanç özgürlüğü gündeme geldiğinde Alevilerden daha Alevi, kimlik sorunu gündeme geldiğinde Kürtlerden daha Kürt, demokrasi ve insan hakları söz konusu olduğunda herkesten daha demokrat, açıklık ve şeffaflık tartışıldığında herkesten ak kesiliyor.
Sanki bu sorunların derinleşmesinde hiçbir payı yokmuş gibi, sanki daha düne kadar bu politikalara her zaman karşıymış gibi, sütten çıkmış ak kaşık numaraları yapıyor.
Herkes bilir ki Ergenekon örgütlenmesi Kürt Özgürlük Hareketinin engellenmesi ve imhası için bizzat devlet tarafından kurulmuş bir organizasyondur ve geçmişte işlediği katliam ve cinayetlerde en büyük destekçisi siyasal İslam kisvesine bürünen ve devletle Kürt halkı arasındaki savaştan nemalanan kesimlerdir. Hizbullah ya da Kürt halkının deyimiyle Hizbulkontra bu kesimler içinden bizzat Ergenekon tarafından eğitilen, donatılan, kullanılan ve kollanan bir cinayet şebekesidir. Hizbulkontranın beslendiği zemin günümüzde AKP’nin zeminidir. Dini duyguların istismarı üzerinden bu kesimler şimdi de gerek Türkiye'de gerek Kürdistan'da AKP’nin iktidar dayanağı olarak kullanılmaktadır.
Ağırlıkla yoksul halk tabanının oluşturduğu bu zemin kimi kişiler, çevreler, aileler, aşiretler eliyle nasıl geçmiş süreçte inkâr ve imhacı güçlere, Ergenekon’un hizmetindeki Hizbulkontraya peşkeş çekilmişse günümüzde de AKP’ye peşkeş çekilmektedir. Karşılığını milletvekilliği, işadamlığı, sanayicilik, müteahhitlik biçiminde alan bu pazarlama uzmanları geçmişte inançlı kitleleri nasıl Hizbullah ve onun cinayet şebekelerine sunmuşsa günümüzde de AKP’nin hizmetine sunmaktadır. AKP demagojisinin kitleler içindeki en etkin elemanları bunlardır. Kürdistan'da dini duyguları istismar ederek AKP’ye oy devşiren de bunlardır. Kitleleri AKP’nin hizmetine koştukları ölçüde zenginleşme ve çıkar elde etme imkanına kavuşan bu kesimler alttan, Erdoğan ve AKP üstten demagojiyi sınırsızca, hiçbir ahlak ve edep ölçüsüne uymadan kullanmaktadır.
Bu Türkiye'de İslamcı çevreler diye bilinen kesimlerde bir gelenektir. İnançlı Kürt ve Türk halkını yıllarca Türk generallerinin, cuntacılarının, inkâr imha siyasetçilerinin hizmetine sunmuşlar, karşılığında da yeşil sermayelerini, devlet makamlarındaki koltuklarını, bürokrasi basamaklarını çoğaltmışlardır.
Hizbulkontra bunların teşviki ve yönlendirmesiyle devletin ya da Ergenekon’un hizmetine girmiştir. Binlerce Kürt yurtseveri, siyasetçisi, aydını Ergenekon’un hizmetindeki bu Hizbullah canileri tarafından katledilmiştir. Bu katil sürüsünün bizzat ordu ve polis tarafından korunduğu, halkın elinden panzerler ve polis otolarıyla kaçırıldığı sayısız kere yaşanan ve Kürt halkının çok iyi bildiği bir şeydir. Dün Kürt halkının dini bütün insanlarını kandırarak Hizbulkontra çeteleri biçiminde Kürt yurtseverlerinin üzerine sürenler bugün Kürt halkını Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı AKP saflarına çekmeye çalışmaktadır. AKP’yi Kürt dostu, Kürt sorununun çözümünü gerçekleştirecek parti gibi tanıtmak için her türlü düzenbazlığı ve ahlaksızlığı sergilemektedirler.
Siyasal İslam’ın Kürdistan'daki ayağı Kürt halkına karşı yürütülen kirli savaşta devletin en büyük işbirlikçisi, en büyük suç ortağıdır. Türkiye'deki ayağı ise aynı biçimde inkâr imha siyasetini destekleyerek, göz yumarak, çatışma ve savaşı körükleyerek kendini büyütme yolunu izlemiştir. Bir yandan devlete inkâr ve imha politikasını yürütmesi için her türlü desteği sunarken diğer taraftan sinsi bir biçimde devletin anti-propagandası üzerinden kitleleri avlamaya çalışmıştır.
Dikkat edilirse bugün de yapılan budur. Halklarımızın tepkisini çeken, nefretini kazanan her şeyi açık değil alttan ve sinsice kendinden önceki yönetimlere ve orduya fatura etmektedir. Ergenekon’u başarısız kılan ve deşifre eden Kürt Özgürlük Hareketiyken, bunu kendisine mal etmeye çalışmakta dahası Kürt Özgürlük Hareketini Ergenekon’la ilişkiliymiş gibi göstererek kitlelerin nefretini Kürt Özgürlük Hareketi'ne yöneltmeye çalışmaktadır. İnkâr imha rejiminin Türk halkında PKK’ye karşı yarattığı önyargı ve tepkiyi Ergenekonculara, Ergenekon’un özellikle Kürt halkında yarattığı tepki ve nefreti PKK’ye yönelterek bir taşla iki kuş vurmak istiyor işte “şark kurnazlığı” denen bu oluyor.
AKP neredeyse devletin tüm imkanlarını kullanarak demagoji yapmaktadır. Bu yüzden ölümcül sonuçlara yol açabilecek denli tehlikelidir. Ergenekon davası üzerinden yürütülen demagoji Kürt ve Türk halklarının birlikte yaşam arayışını baltalayacak denli tehlikelidir. Kürt Özgürlük Hareketi ile Ergenekon’u ilişkilendirme çabaları çok tehlikeli sonuçları bağrında taşımaktadır. Bu yaklaşım Kürt sorununu çözüme taşımayacağı gibi büyük çatışmaları ve çözümsüzlükte derinleşmeyi beraberinde getirecektir. Zira Ergenekon’u PKK ile ilişkiliymiş gibi göstermek bu karanlık cinayet şebekesiyle ilgili gerçekleri örtbas etmek demektir. Kürdistan’da işlediği cinayetleri ve çevirdiği pis işleri ortaya çıkarmadan bu yapıyı ortadan kaldırmak mümkün değildir. Nitekim yargılama sürecinde de görüldüğü gibi yapılan bu karanlık ve kirli yapılanmayı ortaya çıkarmak değil kendi kontrolüne almaktır. Yarın bu yapılanmanın AKP adına kime veya kimlere karşı insanlık dışı, hukuk dışı, ahlak dışı eylemlere girişmeyeceğini kim bilebilir.
Devletin kuruluşundan bu yana yaptığı tüm yanlışları kullanarak kendi iktidarını pekiştiren siyasal İslam’ın partisi AKP uluslar arası sermayeyle girdiği ilişkiler ve yaptığı pazarlıklar temelinde devleti ele geçirme sürecine geçmiştir. Gözü kara, ilkesiz, takiyyeci ve domagojide sınır tanımayan bir siyaset geleneği adım adım Türkiye'ye hakîm olmaktadır. Akla kara, iyiyle kötü, gerçekle yalan, doğruyla yanlış karmakarışık edilmekte giderek ucube bir siyasal iklim Türkiye ve Kürdistan'a yaydırılmaktadır. Hiçbir sorun çözüme kavuşturulmuş değildir. Türkiye'nin can alıcı tek bir sorununun çözüldüğü iddia edilemez. Aksine her geçen gün içinden çıkılmaz bir hal almaktadır. Topluma karşı hiçbir sorumluluk duymayan sonradan görme tüccar tefeci takımı, hacı hoca din istismarcıları büyük bir demagoji eşliğinde Türkiye’yi uluslar arası sermayenin bölgedeki yeni jandarmalık rolüne sürüklemektedir. Devletin Kürtlere, Alevilere, demokrat ve ilericilere, azınlıklara, kadınlara, sorgulayan ve sesini yükselten insanlara yönelik şiddeti karşısında sus pus olan, buna destek veren, fırsatını bulduğunda devletle birlikte bu kesimlere saldırmaktan çekinmeyen din kisvesi ardına gizlenmiş bu hırslı sonradan görmeler, modernizmin tüm pisliklerini kuşanarak, tüm olanaklarından yararlanarak iktidar ve güç için her türlü değeri ve ilkeyi istismar etmekte halklarımızın özgür geleceği önünde en büyük tehlikeyi oluşturmaktadır.
Yerel seçimler işte bu tehlikeli gidişata dur denecek önemli bir durağı oluşturuyor. Türk halkıyla birlikte bunu barajlayabilecek tek güç Kürt Demokrasi ve Özgürlük hareketidir. Bu tehlikeli serüveninde AKP’yle ittifak halinde olan önemli bir kesimin amacı AKP eliyle Kürdistan özgürlük hareketinin Kürt halkı üzerindeki etkisinin kırılmasıdır. AKP orduya ve generallere bu sözü verdiği için kapatılmamıştır. Generallere Kürt halkının kellesini getireceği sözü temelinde iktidarda kalmasına izin verilmiştir. Kürtleri parçaladıkları inkâr ve imha tuzağına tekrar sokacağı sözünü verdiği ve bu konuda umut yarattığı için generaller AKP’ye mahkûm olmuşlardır. Zira diğer tüm partilerin Kürt halkı nezdinde zerre kadar itibarı kalmamıştır. AKP inkâr imhacı generallerin son umududur.
Erdal Ergin
Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi
www.lekolin.org
{rokintensedebate}




22.10.2009
Kasım Engin