Pazarcık yöresinin halkı, aslnda çok eskilerden beri oraya yerleşmiş olmalarına rağmen, bu bölgeye Kürdistan’ın diğer şehirlerinden sürgün edilmiş bir aşiretler toplumudur. Genelde Kars, Malatya-Doğanşehir ve Dersim yöresinden sürgün edilmişlerdir. Atmalı, Sinemili ve Zedkân aşiretleri bunlara birer örnektir. Çok az sayıda Türk köyünün olmasına rağmen, bunların konuştukları Türkçe şivesinden anlaşılıyorki, oraya sonradan gelen bir toplumdur. Bunun nedeni ise Türk devletinin yüzyıllardır uyguladığı asimilasyondur. Zaten Pazarcık yerleşim yeri olarak önceleri oturulmaz bir durumda iken Kürt aşiretleri buraya bir nevi katletme düşüncesi ile sürgün edilmişlerdir. Zira bataklık ve sazlık olan bu yerde yaşamak imkansız bir durumdaymış o zamanlar.
Pazarcık gençliği ilerici bir zihniyete sahip olduğu için devamli sol hareketlere yakın durmuş ve bu yönde örgütlenmişlerdir. Maraş-Antep-Adıyaman üçgeninde bulunan Pazarcık ve halkı, bu bölgenin en devrimci yerleşim yeri olmuştur. Bundan dolayı devamlı baskı altında tutulmuştur. İlk olarak 1978 Maraş katliamı ve ardından 12 Eylül darbesinde çok insan öldürülmüş, katledilmiş ve hapse atılmıştır. Buna rağmen bu devrimci ruhun önüne geçemeyen devlet, bütün Kürdistan’da yaptığı gibi burda’da bölgeyi insansızlaştırma politikasına başvurmustur.
Bu yüzden Pazarcıklı Kürtlerin % 90‘ını, yurt dışına düzenli olarak organize ettiği şebekelerle çıkarmıştır! Aslında Pazarcık ve yöre halkının ekonomik olarak çok kötü bir durumu yoktur. Asıl sebep, insanlara yurt dışına çıkmayı çok çekici gösterip çıkışları teşvik etmektir. Şuan Kürt kesimini oluşturan mahalle ve köyler de bir tek genç görmek zordur. Tam tersine Türk kesimini oluşturan mahalle ve köylerde herkes aynı eskisi gibi yerinde duruyor. Pazarcıklı Kürtler ise geri döneceklerini düşünmedikleri o yerlere alın terleri olan kazançlarını boş yere oraya bina veya ev olarak yerleştirmektedirler.
Bu yüzden Türk kesiminin iş ve ekonomik durumları, Avrupalara sürgün edilen Kürtlerin gönderdikleri para veya yapmaya başladıkları inşaat sektörü sayesinde çok iyi bir duruma gelmiştir. Eskiden hiç birşeyleri olmayan bu Türk kesiminin şuan hepsinin bir kaç katlı evleri, bir kaç arabaları ve arazileri olmuş durumdadır. Kürt’lere kalan ise acı, hasret ve yabancı ülkelerdeki çektikleri hor görülmedir. 1980 yıllarda Avrupa’ya o kadar çok göç ve iltica oldu ki, hatta Pazarcıklılar sevine sevine kendilerine iltica dairelerinde „Pazarcık mi büyük Türkiye mi büyük“ diye sorulduğunu böbürlene böbürlene anlatırlardı.
Kürt Özgürlük Mücadelesinin, halkın kendi öz sorununa dönmesinin gerektigi ve bu yönlü bilinçlendiği ilk yıllarda, Pazarcıklılar da sol ideoloji’ler yerine kendi hareketleri çevresinde toplandılar. Ilk yıllarda çok güzel bir dayanışma oldu. Fakat bir kaç yıldır o devrimci ve ilerici halk yerine, kaderci ve çıkarcı bir Magazin toplumu oluştu. Bunda yine Türk devletinin maşası olan bir kaç kişinin rolü bulunmaktadır.
Pazarcık halkı gibi büyük bir potansiyel güç olan gurbetçi insanlar çok duyarsiz hale gelmiş durumda. Yurtlarında uygulanan politik ve ekonomik katliamlara karşı durmak nedir bilinmiyor. Bugün yüzbinlerin üzerinde olan bu insanlar, kendi kültürlerinden ve değerlerinden çok uzaklaşmış durumdalar. Ilk önce Paz-Der gibi oyunlara gelmek ve şimdi ise Pazarcık cografyasında yapılmak istenen Çimento ve Çöp arıtma Fabrikalarının yapılmasına göz yummak ve karşı çıkmamak, ilericiliğe ve devrimciliğe yakışmamaktadır.
Bölgenin en verimli toprakları, bu Fabrikalarla kurutulacak. Buna bir kaç yıldır karşı çıkılmamasından sonra bu zehir ve hastalık saçan Fabrikaların ardından şimdi devamı gelmektedir. Şimdi de 600 dönümlük bir araziye Hazır Beton Santrali kurulacak. Bunlara karşı çıkan fakat hep yalnız bırakılan Narlı Çevre ve Kültür Derneği ve Onuruma ve Ovama Dokunma Hareketi yapmış olduğu Mahkeme Itirazlarına rağmen yetersiz kalmaktadır. Pazarcık’ta yaşayan ve kendi topraklarını kişisel çıkarları adına sahte bilirkişi raporları hazırlayan bir kaç kişi, Pazarcık halkının ileride çıkacak hastalıklarla sonunu getirmekteler. Fabrika sahipleri, bu işbirlikçi ve sözde bilirkişiler üzerinden, ovada yaşayan halkın tepkisini dindirmek için rüşvet dağıtmaktalar.
Ülkelerinde bu beyaz katliam hazırlanırken, Avrupa’da yaşayan yüzbinlerce kişinin duyarsız kalmaması gerekir. Her türden kimyevi, katı, sıvı, gaz gibi atıklarla ova yaşanılmaz hale gelecektir. Emeklerinizi harcayarak yaptırdığınız o güzel evlerde bir kaç yıl sonra oturulamayacak. Avrupa da geliştirilecek geniş çaplı bir örgütlenme ve mücadele, kendi özüne dönme ve toprağına sahip çıkma çocuklarımıza verecegimiz en kıymetli sevgidir. Düne kadar caddelerde haklarımız için yürürken şimdi de aynı şeyi yurdumuz ve toprağımız için yapmalıyız.
Tükenmiş, yobazlaşmış ve vicdanı olmayan bir halk olunmamalıdır. Eğer faydalı bir insan potansiyelimiz varsa bunu en iyi şekilde geliştirmek gerekir. Bunun için gerekli olan, teknik düzey, dünya halkları, uluslararası kurumlar, partiler, parlamentolar, basın- yayın kuruluşları ve diplomatik ilişkiler devreye sokulması için ayağa kalkmak gerek. Düşünün, yüzbin kişilik insan topluluğu AB parlamentosu önünde görmek insanlara güzel duygular verir. Bunun için yeni yaşam kültürümüz, özeleştri ve toplantı kültürünü kullanabilmeyi öğrenmek olsun. Nemelazımcılık insanı hiç bir konuda zengin etmez. Bunun için Pazarcık halkının ve Kürt halkının yaşadığı diğer yerlerin bir an önce inisiyatifi ele alması gerek.
Hüseyin Zedkanlı zedkanh@hotmail.de
Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi
www.lekolin.org
{rokintensedebate}




22.10.2009
Kasım Engin