
Amerikan Başkanı Barak Obama’nın Japonya, Singapur, Çin, Güney Kore ve Asya-Pasifik Ekenomik İşbirliği zirvesini kapsayan 8 günlük uzun Asya gezisiyle yeni dış politika önceliğini de ortaya koymuş oldu. Bu yeni öncelik, Uzak Asya, Çin, Ortadoğu ve Avrupa... Ancak Washington’un Asya stratejisi açısından en kritik iki ülke olan Japonya ve Çin ile ilişkileri giderek sorunlu bir hal alıyor. Özellikle Çinliler Afganistan/Pakistan merkezli Amerikan hamlelerinden tedirgin. Çin’in yanısıra İran ve Rusya’da bu yeni önceliğe oldukça dikkat kesilmiş durumdalar. Yeni Japon hükümeti ise daha bağımsız ve seviyeli bir politika yürütmek istiyor.
Dünyanın en kalabalık ve en hızla gelişmekte olan ülkelerinin bulunduğu Asya’nın stratejik önemi ve ağırlığı son yıllarda hızla artıyor. ABD, dünyanın en dinamik olan bu bölgesinde ilişkilerini, yeni ittifaklarını yenilemek istiyor. Ancak, bu güçlerin hızlı ve bağımsız büyüme potansiyelleri ve yeni rol arayışları ilişkileri yenileme sürecini güçleştiriyor.
ABD ne kadar bağımsız büyüme olursa olsun son 60 yılda olduğu gibi bu bölgenin işlerine katılmakta ısrarlı. Zaten ekonomik gelişme hızı ve potansiyelinin küresel ekonomiyi etkileme düzeyi, stratejik ve nükleer silahların sınırlandırılmasına ilişkin çabalar, askeri üstler ve deniz yollarının güvenliğini gibi konular sözkonusu olunca bu kaçınılmaz görünüyor.
Washington, ikinci dünya savaşından sonra en ağır değişen Doğu Asya-Pasifik ilişkilerini 21. yüzyılın ortaya çıkardığı koşullara uyarlamaya çalışıyor. Devasa Doğu Asyalı ülkelerin aşırı büyümelerinin yol açtığı bölgesel ve küresel ekonomik, ekolojik ve askeri sorunları kontrol etme ve dengeleme Batı için her zamankinden daha yakıcı bir sorun. Ancak bu sözkonusu ülkelerin özellikle de Çin’in kendi öz dinamiklerine dayalı bağımsız ve çok yönlü (demografik, ekonomik ve askeri) büyümeden dolayı daha bağımsız politika yürütme eğilimi sorunların çözümünü güçleştiriyor. İşte Obama bu geziyle ortaya çıkan bu yeni güç dengelerine uygun ilişkileri yapılandırmaya ve yönetmeye çalışıyor. Ancak karşısında soğuk savaş sürecinin Asya’sı bulunmadığı için işi zor görünüyor.
ÇİN YENİ ROL PAYLAŞIMI İSTİYOR
Çin, gerçekleştirdiği sosyalist devrim ile soğuk savaşta karşı cephede yer alarak bölgenin statik dengelerini oluşmasına yol açtı. Batı, Japonya’yı ve Hindistan’a verdiği destekle dünyanın bu en eski ve bağımsız imparatorluğunu dengelemeyi başarıyordu. Fakat soğuk savaştan sonra bir iç karışıklığın bile bu büyük nüfusun yol açabileceği yoksul ve sivil istiladan korkan Batı; Çin’in kendi gelişimini kendi dinamikleriyle yapmasına sıcak baktı. Ancak bu sesiz demografik imparatorluğunun sosyalizmden dönüşüm sürecini kendine özgü avantajlarını iyi kullanarak oluşturduğu yeni ekonomik model gerçekleştirince, Çin beklenmedik şekilde ve hızda bir dünya gücüne dönüşmesine yol açtı.
Şimdi ABD her birisi kendi başına büyük güce dönüşen Çin, Japonya ve Hindistan’ın yer aldığı bölgedeki ittifak ve rekabet ilişkilerini yeniden yapılandırmak ve bu dengeler içinde kendisinin katalizör rolünü sürdürmek istiyor.
ABD’nin ekonomik krizle ortaya çıkan ekonomik bağımlılığın yol açtığı riskleri de hesaplayarak Çin’in uluslararası ekonomiye dengeli entegrasyonunu sağlamak istiyor. Örneğin iç tüketimin özendirilmesi, para politikalarının küresel ekonomiyi gözeten bir yaklaşımla ele alınması, sanayileşmenin yol açtığı ve sera etkisi yaratan gazların salınışının sınırlandırılması gibi konularda politika değişikliği istiyor. Buna karşı Çin, uluslararası ticari ve sermaye kuruluşlarından (IMF) daha fazla söz hakkı ve serbest ticaretten yararlanmasını sınırlandıran yasaların kaldırılmasını talep ediyor. ABD Başkanı Obama, "Çin'in, dünya sahnesinde daha büyük bir rol oynama çabasını olumlu karşılıyoruz. Bu rol, büyüyen ekonomiyle birlikte sorumluluğun da artması demektir" ifadeleriyle bu gerçeğe işaret ediyor.
ÇİN'İN DÖVİZ REZERVLERİ
Washington, her ne kadar Çin ile ekonomik ve askeri konularda rekabet ve işbirliğini birlikte yürütme eğiliminde olduğunu söylese de, aslında bunun için fazla şansı olmadığı açık. Çünkü, 2 trilyonla dünyanın en büyük döviz rezervleri ve 696.2 milyar dolarla ABD’nin hazine bonolarının en çoğunun sahibi olan Çin’e kimse kafa tutmak istemeyecekler. Obama’nın sözleri ise ancak Japonya’nın kaygılarını gidermeye yönelik bir politik değeri olabilir.
Obama’nın Uzak Doğu görüşmelerinin şüphesiz ki en önemli noktalardan biri de Kore, İran’ın nükleer programlarının sınırlandırılması konularında Çin’in desteğini almak ve bu konuda İran’a yönelik yaptırımlarda Çin’in vetosunu ortadan kaldırmak istiyor.
JAPONYA DAHA BAĞIMSIZ BİR POLİTİKA YOLUNDA
ABD Başkanı Truman, Pasifik'teki savaşı bitirmek için Hiroşima ve Nagasaki kentlerine atom bombası atmasının üzerinden neredeyse bir asır geçti. Bu saldırı sadece Japonya için yüz binlerce insanın ölümüne yol açmamdı, aynı zamanda Japonya’nın ABD’ye uzun süreli bir teslimiyet belgesini imzalamasını da beraberinde getirdi. Şimdi Japonya hem ABD Çin yakınlaşmasını, hem de Obama’nın ABD’nin politik tarihini aklamaya ve vicdani rahatlatma yaratmaya yönelik ahlaki açılımlarını fırsat bilerek 1945’te imzaladığı teslimiyet belgesini yırtmak, askeri üstlerden kurtulmak ve ulusal onurunu yeniden elde etmek istiyor.
ABD’nin yaklaşık elli yıldır bölgede egemenliğini korumak, Çin’i dengelemek için dayandığı en önemli ülke Japonya. Fakat Japonya’da Yukio Hatoyama hükümeti ilişkileri ‘eşit bir zeminde yeniden tanımlamayı” amaçlıyor. Yeni hükümet, Okinava adasının boşaltılmasını ve burada bulunan 25 binden fazla Amerikan askerinin çıkmasını istiyor. Hatoyama’nın, ASEAN toplantısına sunduğu, ABD’yi dışlayan bir Doğu Asya Ekonomik Birliği kurma önerisi de bu yeni bağımsız politikanın bir yansıması.
ABD en azından bu seferlik Hiroşima ve Nagasaki’ye gitmeyerek özür dilemediği gibi Japonya ile ittifak ve ortaklık ilişkilerini eskisi gibi sürdürmekten yana. Ancak Japonya, artık ABD ile daha seviyeli bir ilişki için dayatmalarını sürdürecek gibi görünüyor.
Singapur görüşmeleri ise ABD’nin bu bölgedeki ülkelerin kendi dışında bir ekonomik işbirliğine veya yeni ittifaklara izin vermeyeceğini gösteriyor. ABD Pasifik’in yeni ekonomik jeopolitiğini etkileyecek bu tür bir örgütlenmeye ABD’nin de dâhil edilmesi konusundaki ısrarını sürdürme anlamına da geliyor.
OBAMA'DAN SICAK MESAJLAR
Obama Çin'e ilk resmi ziyaretine sıcak mesajlar verdi. İki ülke ilişkilerinin son 30 yılda birçok darbe aldığını, anlaşmazlıkların hiç eksik olmadığını vurgulayan Obama "Çin'le hasım olmamız kader değil" dedi ve ülkesinin ve Çin'in işbirliği yapmasının dünyanın çıkarına olduğunu vurguladı.
Pekin Yönetimi, bazı Çin mallarının girişini yasaklayan Amerika’yı korumacılıkla suçluyor. Çin ise küresel ekonomik krizden büyük ölçüde Washington’u sorumlu tutuyor.
JAPONYA DEĞİL, ÇİN
Singapur Ulusal Üniversitesi’nden Çin politikaları uzmanı Huang Jing’e göre “Asya köklü bir değişim yaşıyor. Burası artık ABD’nin geleneksel kavrayışındaki Asya değil. Şimdi bir numaralı ülke artık. ABD’nin değişmez bağlaşığı Japonya değil, Çin” ifadeleriyle yeni süreci tanımlıyor.
Rahmi Yağmur –ANF
Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi
www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info
{rokintensedebate}












22.10.2009
Kasım Engin