23 Haziran 2010 Çarşamba Saat 07:34
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AB, Yeni Kürt Katliamına Ortak Olmamalı
Şahan Dicle
Türk devletinin, Kürt özgürlük hareketini tasfiye etmek için uyguladığı şiddet ve katliam politikaları çatışma ve can kayıplarını artırdı. Kürtleri inkar ve imha politikalarını yeni koşullarda sürdürmek isteyen AKP hükümeti, Kürt sorununun demokratik-barışçıl yollardan çözümünü çıkmaza sürükleyerek, çözümsüzlüğü derinleştirdi.

 

Türk devletinin uyguladığı bu politikalar sonucunda Öcalan aradan çekildi. Öcalan’ın kendini geri çektiği 31 Mayıstan bu yana Türk ordusu ve HPG gerillaları arasında yaşanan çatışmalar yoğunluk kazandı.

 

En son Federal Kürdistan’a sınır ötesi operasyon yapma hazırlığında olan Türk ordu güçlerine karşı HPG gerillalarının Şemdinli’de gerçekleştirdiği eylemde genelkurmaya göre 11, HPG Basın ve İrtibat Merkezine göre 37 askerin öldürülmesi, pusuda bekleyen şovenist çevreleri yeni bir Kürt katliamı konusunda birleştirdi.

 

Şemdinli eylemi ardından adeta özel savaş merkezi gibi çalışan Türk medyası ve tv kanallarının hazırladığı özel programlara katılan ve uzman yaftası yapıştırılan gazeteci, aydın, akademisyen geçinen onlarca kişi, adeta Kürtleri katliama tabi tutmak için politika ve yöntem geliştirme yarışına girdiler. Bu kişiler sözde masaya yatırdıkları Kürt sorunu hakkında çözüm adına en ufak bir kırıntı ortaya koyma yerine, tasfiye konseptinin nasıl yenilenmesi gerektiğine dair çok ilginç düşünceler geliştirerek, savaşın daha fazla tırmanmasına hizmet etme rekabetine giriştiler.

 

Bu düşüncelere paralel başbakan ve genelkurmay başkanı başta olmak üzere, ilgili tüm devlet yetkilileri Kürt halkına karşı topyekun saldırı başlatacaklarını açıkça deklere ettiler. Yapılan bu açıklamalar Kürt halkına ve diri mücadele dinamiklerine karşı topyekun bir savaş sürecinin başlatılacağını yeterince gösteriyor.

 

AKP hükümeti ve Türk devleti Kürtlere karşı kullanılacak katliamları meşrulaştırmak ve bu katliamlara uluslar arası destek sağlama çabalarına da ağırlık vermeye başladı. Şemdinli’deki çatışmada ölen askerler için Van’da düzenlenen törenlere Avrupa Birliğine üye 15 ülkenin büyükelçilerinin katılması ciddiyetle irdelenmelidir. AB üyesi ülkelerin büyükelçilerinin, ölen asker cenazelerine katılması es geçilecek cinsten değil. Bu durum Türk devlet yetkililerinde PKK’ye karşı mücadele adı altında Kürtlere karşı geliştirilecek hukuksuzluğa karşı Avrupa Birliği sessiz kalır algısını geliştirebilir.

 

Türk ulus devlet sisteminin sahip olduğu paranoyak ruh halini bilenler, aynı yetkililerin AB büyükelçilerinin asker cenazelerine katılmasını bu yönlü değerlendireceklerini de gayet iyi bilirler. Bu paranoyayı Avrupa Birliğine üye ülkelerin bilmemesine olanak yok. Çünkü bu sistem tüm yetmezliklerini, günahlarını, suçlarını, hukuksuzluğunu başkalarına yüklemeyi esas alan bir politika izliyor. Anti demokratik uygulamalarının yol açtığı şiddet ortamını dış güçlere bağlamak için akla hayale gelmeyecek gerekçeler ile bilinçsizleştirdiği ve uydulaştırdığı faşist grupları denetim altında tutmayı temel yaklaşım belliyor.

 

AB’ye üye ülkelerin, Türk devlet sistemini ve mantığını iyi bilmesine rağmen, böyle bir pozisyon içine girmelerini anlamak mümkün değil. Cenaze törenlerine katılmanın siyasi mesaj içermediğini belirtmeleri yeterince açıklayıcı bir izahat olamaz.

 

Bilindiği gibi siyasette masumiyet ilkesinin geçerli hiçbir yönü yoktur. Siyaset dünyasında atılan her adımın, gösterilen her yaklaşımın politik bir değeri vardır. Bu açıdan AB üyesi ülkelerin büyükelçiler vasıtasıyla verdiği mesajın siyasi olmadığı iddia ediliyorsa, bunu resmi açıklama ile kamuoyuna belirtmelidirler. Aksi halde Türk devletinin izlediği şiddet politikalarının bir ürünü olarak yoğunlaşan çatışmalar bahane edilerek Kürtlere karşı geliştirmesi olası her katliam ve girişimin arkasında AB olduğu şeklinde bütün Kürtlerle bir algı gelişecektir.

 

Gelişen bu duruma bağlı olarak yeni kurulan ve çağa uyarlanmış şiddet politikalarını uygulayacağı açık olan Kamu Güvenliği Müsteşarlığına getirilen Muammer Güler’in önümüzdeki günlerde İngiltere’de yapacağı temasların da aynı kapsamda değerlendirildiği göz önüne alındığında işin vahameti daha iyi ortaya çıkıyor.

 

AB’nin geçmiş süreçte Kürtlere karış Türk devletine verdiği her türlü destek ile savaşın ortağı olduğu ispatlanmıştı. Yakın süreçte ise Kürt demokratik kurumlarına karşı geliştirdiği saldırı dalgası ile de hala Kürt karşıtı olduğunu teyit etmişti. En azından bundan sonra AB’nin Türk devletine cesaret veren ve savaşı destekleyen politikalardan vazgeçmesi gerekir. Bunu yapmadığı takdirde Kürt öfkesini kendisine yönlendirir ki, Kürt coğrafyasında nabızları yükselten, atmosferi gerginleştiren savaş gerçekliği yakıcılığını ülke sınırları dışına taşırmasına neden olabilir. Bundan da sadece Kürtler zarar görmez.

 

Şahan Dicle

 

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

 

Parveke
Bu yazı toplam 282 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
video..
Cemîl Bayik
Fiyasko
Sinan Sinegır
AKP Anayasası
SİTE İÇİ ARAMA
Şu anda sitede 7 misafir var