Önceki statükocu, gerici ve ittihatçı anlayışlı hükümetler Türkiye toplumunun sorunlarını çözememiş ve devamlı ertelemiştiler. Bundan 8 yıl önce, devletlerarası yeni bölgesel arayışlar için sözde bir umut olarak aceleyle iktidara getirilen AKP ve baş aktörü Erdoğan şu anki konjüktüre bakılınca yolun sonuna gelmiştir. Zaten kendisi bir belediye başkanıyken, CIA ve Gülen cemaatinin ortak çıkarlarını savunmak amacıyla ve o zamanki İsrail’e karşı radikal politika yürüten Necmettin Erbakan’ı saf dışı bırakmak için bu AKP kadrosu oluşturuldu. Şu an sözüm ona muhalefet görüşmeleri yapan Erdoğan, mecliste dahi grubu bulunmayan ve Erbakan’a muhalif olan Saadet Partisi Başkanı Kurtulmuş ile görüşmesi yeni bir oyunu akıllara getirmektedir.
AKP hükümeti sadece aldatma ve manipülasyona dayalı bir yönetim biçimi yürüttü. Sorunlar karşısında bağırma ve öfkelenme ile sonuç aramaya çalışan Erdoğan, kendini dünya kamuoyunun önünde gülünç duruma düşürdü. Dış politikada başarılı olamayan ve komşu ülkelerle ‘sıfır sorun’ politikasıyla başlanan uygulama sonuç getirmedi. Bu başarısızlığı anlayan Erdoğan, bir manevra denemek istedi ama gelinen noktada yüzüne gözüne bulaştırmış oldu. Şöyle ki; dünya kamuoyu önünde birbirlerini yiyen ama Kürtlere karşı ‘derin ittifak’ ayağı olan İran, ABD ve Türkiye birlikteliğinde iyi sonuç almak isteyen Erdoğan hükümeti, Brezilya ve İran’la flört yapmak isteyince, taşeronluğunu yaptığı ABD ağabeyi hemen Türkiye’nin iplerini çekti. Gazze’deki Filistinlilere yardım götürdüğü belirtilen Türk gemisinin saldırıya uğraması, ABD’nin İsrail’i desteklemesi ardından 12 Temmuz günü ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın Türk Dışişlerine 45 dakikalık telefon görüşmesiyle emir vermiştir. Görüşme İran meselesini BMGK(Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna) ve UAEA (Uluslararası Atom Enerji Ajansına) bırakması karşısında yeniden Erdoğan’ın ve AKP’nin kimin taşeronu olduğunu göstermiştir. Bundan yine anlaşıldı ki Erdoğan’ın 8 yıllık kabadayılığı, hem iç hem de devletlerarası müttefiklerini oyalama oldu. Halkın bir küçük kesimi bile kalkıp demedi mi ‘gerek var mıydı kendini bu kadar şişirmenin Erdoğan bey!’
Toplumsal çöküntü ve Kürt sorunu karşısında çözüm üretemeyen Erdoğan, öfkesini ancak Kürtlere katliam uygulayarak rahatlamaya başladı. Yakınlaşan erken genel seçimlerde kan ve savaş üzerine politikaya tekrar dönüldü. Çünkü Kürt sorunu gibi kangrene dönüşmüş ve Türkiye’yi herkese muhtaç bırakan köklü bir sorunu, üçkâğıtçı ve tüccar mantığıyla çözemedi.‘’ Açılım’’ diye büyük bir oyun ve yalanla zamana oynadı. Zaman kazanırken hem Kürt halkı hem de Türk halkıyla alay etmiş oldu. Kürt halkını ve onun öncüleri olan Sayın Abdullah Öcalan ve PKK’yi ciddiye almadan, başına buyruk hareket etmeye ve çözümsüzlükten umut bekleyen Erdoğan, muhatap Kürt tarafını suçlamaya başladı. ‘’KCK operasyonu’’ olarak adlandırılan ve yasal olarak seçilmiş, Kürt siyasetçilere yönelik devlet terörü, açılım adına ülkeye dönen Barış elçilerin hapse atılması, bu öfke ve başarısızlığın birer kanıtıdır. Bırakın sıradan Kürt insanları, bütün kamuoyu önünde seçilmiş milletvekillerin kemikleri kırılıyor. Sonrada utanmadan Kürt ve Türklerin kardeş oldukları edebiyatı yapılıyor.
İşte bugün İsrail ile yaşadığı gerginlik ve ABD taşeronluğunu yapmak zorunda kalmak, bu çıkmaz ve ufuksuz politikalarının bir sonucudur.
Gerçek şu ki, ne Anayasa ne açılım ne de dış politika için yapılan açıklamalara bir tek ondan beslenenler inanıyorlar. Aslında inanmıyorlar ama inanmış gibi davranıyorlar. Bunun en belirgin sonucu kanlı Türk basının durumudur. Türk basının 50%’sini ele geçiren Gülen ve dinci basın, olayları sadece Erdoğan hanesine bir artı olarak eklemektedir. Şu çok merak edilmekte; yarın bir gün Erdoğan gidince acaba bu ‘’basın ‘’ diye geçinen fare yavruları nereye kaçacaklar? Atatürkçü ve laik kesimin basını da eski statükonun korunması için elinden geleni yapmakta ve kapatılmama yada Erdoğan’ın elinde bulunan Maliye Bakanlığının gazabına uğramamak için sus pus olmuştur. O kadar katliam ve gerilla cenazelerine yapılan vahşeti görmemek basın ahlakına uymamaktadır. Sözde ezilmiş ve halkların basını ya da yayını olarak yayına başlayan bazı Alevi ve demokrat basın kuruluşları görevlerini yerine tam olarak getirmemekteler. Günü sadece müzik ve eğlenceyle kurtarma peşine düşmüşler.
Kürtçe yayınlanan günlük “Azadîya Welat” Gazetesi’nin eski sorumlu Yazı işleri Müdürü Vedat Kurşun, gazetenin çeşitli tarihlerinde yayınlanan fotoğraf, haber ve makalelerinden dolayı 103 kez suçlanmış ve 166 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu yargılanma, hukuk tarihine geçecek bir ilk oldu. İşte Erdoğan Türkiye’sinin hukuku! Erdoğan’ın savcısı bu 166 yılı az bularak 525 yıl talep etti iddianamesinde. Bağımsız İletişim Ağı (BİA) Ocak- Şubat- Mart 2010 raporuna göre, 69’u gazeteci, toplam 216 gazeteci, yazar, yayıncı ve karikatürist düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında yargılandı. Birleşmiş Milletler tarafından 3 Mayıs’ta kutlanan “Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde” uluslararası basın kuruluşların açıklamalarına göre, Türkiye 175 ülke arasında 127.sırada yer alıyor. Hepsini yazmak için binlerce sayfa gerek.
Ekonomide devamlı olumlu haber veren yandaş medya acaba sokaktaki halkın durumunu görmüyor mu? Dev holding binalarında haber yapmak ve halkı pembe dizilerle kandırmak Erdoğan’ın makyajlı politikasına destek vermektir. AKP hükümetinin 2009 yerel seçimlerinde Dersim’in elektriği olmayan köylerine buzdolabı ve yiyecek gönderen mantığı ile Filistinlilere yardım adı altında tamamen yaranmacı, açlık ve yoksulluk sömürüsü üzerine yürüttüğü girişimlerdeki mantığın aynısıdır. Çünkü uyguladığı politikalarla yoksul bıraktığı ve yiyecek dağıtarak kendine bağlamaya çalıştığı Kürt ve Türk halklarıdır. Bu yöntem, Erdoğan’ın kafasında ve inancında olan ümmetçilik anlayışının bizzat kendisidir.
Yapılan araştırmalara göre sadece İstanbul’da olmak üzere şuan 60 bin kadın genelevde çalışmak için vesika beklemektedir. Bunu İstanbul Belediyesi ve Valilikliliğine sormak Türk kamuoyunun görevidir. Halkın gözünde kendini iman ve namus adamı olarak yutturan Erdoğan’ın bu tablodan memnun olduğu anlaşılmakta…
Kamuoyunun gözünü boyamaya dayalı ve ahlaki duruştan yoksun bu politikaları AKP hükümeti daha uzun bir süre devam ettiremeyecektir. Eskisi gibi mazlum edebiyatı ve türban sömürüsü Erdoğan’ı kurtaramayacaktır. Eğer Kürt ulusal hareketi düzenli bir savaş yürütürse, bu Erdoğan’ın sonu olacaktır. Özellikle de AB katılım meselesinde de demokratikleşme alanında da gözle görülür hiç bir adım atmayan AKP hükümeti, aldığı Batılı ülkeler desteğini de kaybetmeye başlamıştır. Erdoğan’ın delirmesi ve çılgınlaşması hep bu nedenlerdendir. Kürt hareketini oyun ve hilelerle bitirmeye çalışan Erdoğan, kendi sonunu getirmiş ve Kürt hareketi Erdoğan’ın başına yağdırdığı yağmurla Erdoğan’ın makyajlı Türkiye’sinin makyajı bozulmuştur.
Hüseyin Tünaydın
Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi
www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info
Bu yazı toplam 170 defa okundu.