25 Temmuz 2010 Pazar Saat 08:31
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Şu Bitmez İftiralar…
Ali Gündoğdu

Kabul edelim ya da etmeyelim, PKK ile yıllardır bir savaş halindeyiz. İsmini koymadığımız bu savaş yüzünden on binlerce insan öldü. Milyonlarca insan yersiz yurtsuz kaldı. Bu savaş başlayalı da neredeyse birkaç kuşak gitti, yerlerine yenileri geldi. Savaşın içinde, silahların gölgesinde. Eskisiyle yenisiyle herkes bu yaşanana savaş dedi, demeye de devam ediyor. Bir tek Türk devleti savaş demiyor, ‘terör’ diyor. Bunu ispatlamak için de PKK’yi PKK’nin dışında her yer ile ilişkilendiriyor. Daha doğrusu kime kızarsa onunla ilişkilendiriyor. Bunu başarmak içinde birbirini tutmayan o kadar çok iddia ileri sürüldü ki, ‘yahu bu PKK gerçekten nedir?’ demek elde değil.

PKK için ilk dönemlerde ‘Ermeni uşağı’ denildi. Çünkü Ermeni örgütü ASALA onlarca Türk büyükelçisini vurmuş ve şehir merkezlerinde patlattığı bombalarla çok sayıda sivilin ölümüne neden olmuştu. Milliyetçi duyguları şahlandırmak için her an hazır olan Türk devletiyse, ASALA’nın bu saldırılarını milliyetçi siyasete alet etmiş ve tüm Ermenilere karşı bir tepkiye dönüştürmüştü. ASALA’ya karşı geliştirilen toplumsal tepkinin bir diğer yönüyse inanç boyutluydu. Ermenilerin Hıristiyanlık inancına karşı Türkiye’deki hakim İslam inancı konulmuştu. İnançlar arası kutuplaşma öyle bir hale getirildi ki, toplumunda Ermeni algısı dinden çıkmak ve sapkınlık ile özdeşleştirilmişti. Ermeni veya Ermeni uşağı kavramları hakaretin, küfrün, aşağılamanın kavramları haline getirilmişti. Türkiye’de Ermenilere karşı bu toplumsal algı daha güçlüyken, PKK daha yeni yeni filizleniyordu. Devlet yetkilileri işe ucuzundan yaklaşmak, PKK’nin siyasal ve sosyal zeminini hiç araştırma gereği dahi duymadan, bu Ermeni algısı için boğulmak istediler. Bunun için de PKK’ye 1980’li yıllar boyunca Ermeni veya Ermeni uşağı yakıştırması yapıldı. Kürtler bile neredeyse PKK’lileri Ermeni sanacak duruma getirildi. Fakat sonunda ASALA dağıldı, Ermeniler Türkiye için tehdit olmaktan çıktı, ama PKK hala dimdik ayakta.

1990’lı yıllardaysa, Suriye ve İran gibi Ortadoğu siyasetinde Türkiye’yle uyuşmayan devletler çıktı ortaya. Türkiye sınırları dahilinde PKK kitlesel desteğini arttırdıkça, İran ve Suriye PKK’yi Türkiye’nin bölgedeki gelişiminin önün almak için kullandılar. PKK’ye Türkiye’yle sürekli bir savaş pozisyonunda kalmayı dayattılar. PKK ne zaman ateşkes ilan etmek istediyse, her iki ülke de hoşnutsuzlukları karşıt tutumlarıyla PKK’ye hissettirdi. PKK de bu devletleri geri cephe olarak kullandı. Kullanma karşılıklıydı, ama Türkiye bu ilişkiyi siyasal bir bakış açısından dahi uzak bir yaklaşımla ele aldı. PKK’nin her geçen gün artan etkisini kırmak için, PKK’yi Türkiye ve Kürt toplumunun iç dinamiklerin bir ürününden ziyade, dış güçlerin bir oyunu gibi yansıtmanın peşine düştü. Sonunda PKK’nin bu devletler ile olan ilişkilerini bozdu, ama PKK hala dimdik ayakta.

Irak müdahalesi döneminde de ABD’yle ilişkileri gerilince, ABD için “PKK’ye silah yardımı yapıyor” dediler. Stratejik müttefik diyerek yıllarca bağrına bastığı ABD’yi bile PKK’yle işbirliği yapmakla suçladılar. ABD istihbarat vermeye ve Irak hava sahasını Türkiye’ye açmaya başlayınca yine her şey süt limana döndü. Ama PKK hala dimdik ayakta…
Son dönemlerde de Ergenekon ve İsrail devletiyle ilişkilendiriliyor. Oysa amaç yine farklı… Stratejik bir değişiklikle Türkiye’de İslami kimliği öne çıkaran iktidarın yeni sahipleri ister istemez içerde iktidarın eski sahibi statükocu, Ergenekoncu kanat ile çatışmak zorunda kaldı. Dışarıda da İslam fobisi bulunan, ama geçmişte Türkiye’nin en önemli destekçisi olan İsrail devletiyle gerilimler yaşamaya başladı. Şimdi bakıyoruz, PKK bir taraftan İsrail’le bir taraftan da Ergenekon’la bağlantılandırılmak isteniyor. Oysa Türkiye’nin PKK’ye karşı savaşını içerde yıllarca yürüten ve bu uğurda bedel ödeyen kanat, şimdi Ergenekoncu diye tabir edilenlerdi. Dışarıdaysa askeri, siyasi, diplomatik ve ekonomik alanda Türkiye’nin en önemli destekçisi İsrail devleti ve Yahudi lobisiydi. AKP iktidarıyla, her ne olduysa birden sanki PKK’yi yıllarca idare eden Ergenekoncular ve İsrail devletiymiş gibi iddialar ortaya atılmaya başlandı. Ergenekoncular sahibi oldukları devleti tehlikeye sokarak, neden kendi iktidarlarına karşı savaşacak bir örgütü besinler! Anlamak dahi güç…

Doğrusu Türkiye’nin bu iddialarına bakıldığında ‘yahu şu PKK kiminle bağlantılı?’ diye kendi kendine defalarca sormamak elde değil. Türkiye şimdiye kadar kime kızmış, kiminle gerginlikler yaşamışsa ‘PKK’nin onlarla değil’, onların PKK’yle ilişki içinde olduklarını, ilişkinden de öte idare ettiklerini iddia etmiştir. Aslında bu iddialar ile PKK’yi mi başka güçlerle ilişkilendirmek, yoksa onlarla PKK’yi mi ilişkilendirilmek istedikleri belli değil. Çünkü yaklaşık otuz yıldır sürdürülen savaşta PKK aleyhine o kadar çok anti-propaganda yapıldı ki, özellikle Türkiye’nin batısında PKK fobisi oluşturulmuş durumda. Bu fobi sadece PKK’ye karşı değil, PKK’yle ilişiği kurulan herkese karşıda işletiliyor. Bu neden ötürü içerde veya dışarıda herhangi bir güce karşı Türkiye kamuoyunun desteğini arkasına almanın en ucuz yolu rakibini PKK’yle ilişkilendirmekten geçiyor.

Ergenekoncularla iktidar savaşına giren Ilımlı İslamcıların şu an yaptıkları da budur. Yoksa bu halkı yıllarca yönetmiş bir siyasetçi veya bu halk için yıllarca savaşmış bir subayı nasıl gözden düşürebilirler. Bu kesimler PKK ile ilişkilendirilerek halkın gözünden düşürülüyor ve bu sayede bürokrasiden tutalım ordu içine kadar devletin her kurumu iktidarın yeni sahiplerine göre yeninden dizayn edilmeye çalışılıyor.

Ali Gündoğdu

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke
Bu yazı toplam 103 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
video..
Cemîl Bayik
Fiyasko
Sinan Sinegır
AKP Anayasası
SİTE İÇİ ARAMA
Şu anda sitede 8 misafir var