27 Temmuz 2010 Salı Saat 16:21
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Demokratik Özerklik Referandumu
Mazlum Yılmaz

12 Eylül faşist darbesi ve onun anayasal ifadesi olan 82 anayasası Türkiye’de 80 öncesi gelişen demokratik muhtevalı toplum muhalefetini bastırma ve ezmeyi ifade ediyor. Ruhunda faşizm ve inkârı taşıyan bu darbe anayasasıyla toplumun tüm muhalif kesimlerinin tasfiye edilmesinin hukuki bir çerçevesi oluşturulmak istenmiştir.  Darbeyi anayasal çerçeveye oturtarak bu tekçi, faşizan ve tüm farklılıkları inkâr edip ortadan kaldıran zihniyetin kalıcılaştırılması sağlanmak istenmiştir.  

Kürt Özgürlük hareketinin herkesin toplumsal muhalefet adına artık her şey bitti dediği anda 15 Ağustos Atılımıyla başlattığı mücadele özünde 12 Eylül askeri darbesi ve onun yarattığı faşist anayasaya devrimci-demokratik bir müdahale anlamına geliyor. Büyük bedeller verme pahasına da olsa bu müdahale, bu zihniyetin kendisini kurumlaştırarak toplumsallaştırmasının önüne duvar örmüştür. Böylece 12 Eylül darbesiyle yapılan tüm hesaplar PKK’nin başlattığı mücadeleyle alt üst edilmiştir. 

PKK’nin başlattığı mücadeleyle başta Kürt halkı olmak üzere, tüm demokrasi güçlerinin verdiği büyük bedeller sayesindedir ki bu gün 12 Eylül anayasası teşhir olmuş ve geçerliliğini yitirmiştir. Bu nedenle artık mızrak çuvala sığmaz hale gelerek darbe anayasasıyla topluma giydirilen bu deli gömleği toplum tarafından bugün yırtılıp atılmak istenmiştir. 

Topluma kan kusturan bu anayasanın kökten değişimi ve yerine demokratik özgürlükçü bir anayasanın inşası artık demokratik toplumsal var oluşun ve onurlu bir insan olmanın olmazsa olmaz koşuludur. Bu sürecin gelinen noktada önünün alınması imkânsız bir durum olmaktadır. Bu değişim sürecinin önünde duran bir güç bu değişim seline kapılmaktan kendisini kurtaramaz.

AKP hükümeti ve onun darbe zihniyeti yaşanılan bu dönem karakterinin farkına varmış olacak ki bu süreci iktidarının kalıcılaştırmak için kullanmak istiyor. Toplumun demokratik ve özgürlükçü bir anayasaya olan özlemini bu amaçla yönlendirmek istiyor. Hazırladığı anayasa değişiklik paketiyle halkın baştan aşağı değiştirilmiş demokratik bir anayasa özlemini tüketmek istiyor. Devleti ele geçirmek için anayasada yaptığı birkaç küçük yamayla toplumu kandıracağını sanıyor. Bu AKP anayasası olarak ta nitelendirebileceğimiz göz boyama paketini kabul etmeyenleri ve kandıramadıklarını statükoculukla ve değişim karşıtı olmakla suçluyor. 

AKP hükümeti Kürt halkına her şey de olduğu gibi ölümü gösterip sıtmaya razı ol diyor. Anayasa değişiklik paketinin referandumunda ki CHP, MHP ve diğer hayırcı cephe ile Kürtlere ölümü gösterip kendi yama anayasa değişiklik paketine referandumda evet dedirterek sıtmaya razı etmek istiyor. Açıkça sen bana yedeklenmeye mahkûmsun diyerek Kürt halkının özgür siyasi iradesine hakaret ediyor. Bunun da çok açık olarak Kürt halkının siyasi iradesini tasfiye etme çabası olduğu anlaşılıyor.

AKP hükümetinin darbe referandumuna karşı BDP’nin almış olduğu boykot kararı bu nedenlerle büyük önem taşıyor. Boykot kararı Kürt halkına karşı uygulanmak istenen tasfiye politikasının boşa çıkarılması kararıdır. Boykot özde 12 Eylül faşist darbe anayasasının ve Kürt halkına karşı yeniden dayatılmak istenen imhanın boykot edilmesidir. Boykot kararırının aslında 12 Eylül darbe anayasasının boykotu olduğunu somut ve basit bir karşılaştırmayla da anlamak mümkündür.  

12 Eylül 1980 faşist darbesinin öncüsü dönemin genelkurmay başkanı Kenan Evren ile Türk Başbakanı Tayip Erdoğan’ın Kürt halkına karşı uyguladıkları arasında ne fark var? Diye sorulduğunda özde hiçbir farkın olmadığını somut bir iki örnekle görülebilir.  12 Eylül darbesinden sonra Kürtlerin binlerce evladı Kürt olduğu için ve özgür yaşamak istediği için başta Amed zindanı olmak üzere cezaevlerine atıldı. Bugünde Kürt halkının binlerce evladı, halk tarafından seçilmiş siyasetçisi, yöneticisi ve hatta 1980’leri de aşan düzeyde çocuğu cezaevlerine atılmıştır. Evren’de darbeyle Kürt halkının evlatlarını acımadan işkencelerle katletti.  Bugün Erdoğan’da Kürtleri katletmekle kalmayıp Kürt evlatlarının cenazelerine bile saygı göstermeden ve vahşet uyguluyor.  O zaman Türk devletinin zihniyetinde değişen ne var diye sorulduğunda özde bazı makyajlamaların dışında bir değişimin olmadığı görülecektir. O zaman AKP hükümeti ne yapmak istiyor. Aslında kilit soruda bu olmaktadır. 

AKP hükümeti başta Kürt halkı olmak üzere Türkiye’deki toplumu bir tuzağa çekmek istiyor. Sözde bazı biçimsel yamalarla gerçek bir değişimin ve Demokratik-özgürlükçü bir anayasanın önüne geçmek istiyor. Demokratik ve çağdaş bir anayasayı Türkiye’nin gündeminden düşürüp toplumun değişim isteğini bitirmek istiyor. Siyasette bir kural var. Eğer bir rüzgârın önünü alamıyorsan o rüzgârı arkana alarak tersi istikamette ve yanlış bir yola koy. Erdoğan AKP’sinin yapmak istediği tamda budur.

AKP hükümeti 12 Eylül faşist darbe zihniyetinin oluşturduğu anayasayı aradan 28 yıl geçmesine rağmen 12 Eylül 2010 yılında Türkiye’de yaşayan halklara yeniden onaylatmak istiyor. Onaylatılan zaman ve şartlar değişse de özde onaylatılmak istenen anayasa değişiklik paketinin aynı zihniyet ürünü olduğu kuşku götürmezdir. Onaylatanın ismi, sıfatı ve elbisesinin değişmiş olması bu gerçeği değiştirmiyor.
Tarih Kürt halkına faşist devlet zihniyetine yeniden bir ders verme fırsatı doğurmuştur. Bu nedenle bu referandumun tarihi bir önemi vardır. Her anlamda iradeleşen Kürtler 12 Eylül’de 12 Eylül faşist Anayasasını boykot ederek kendi evlatlarının cenazelerine bile tahammül edemeyip vahşet uygulayanları onaylayan AKP hükümetine en büyük demokrasi tokadını vuracaktır.  Kürt halkı 12 Eylül 2010 tarihinde topyekûn boykota katılarak 12 Eylül gününü Kürt halkının özgür, demokratik ve onurlu yaşam modeli olan Demokratik Özerklik referandumuna çevirecektir. 

Mazlum Yılmaz

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

Parveke
Bu yazı toplam 131 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
video..
Cemîl Bayik
Fiyasko
Sinan Sinegır
AKP Anayasası
SİTE İÇİ ARAMA
Şu anda sitede 4 misafir var