Rojava’da İki Modernite Savaşı Yaşanmaktadır
Politik Analiz / 10 Kasım 2019 Pazar Saat 06:09
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kürt Özgürlük hareketi kırk yıllık mücadeleyle Kürtleri Demokratik Modernitenin öncü gücü haline getirmiştir.

Kapitalist modernite sistemi yapısal sorunlar nedeniyle ciddi bunalım süreci yaşamaktadır. Ömrünü uzatmak için sürekli kaos ve kriz yaratması sorunların daha da ağırlaşmasına yol açmaktadır. Krizin ve kaosun yoğunlaştığı Ortadoğu alanı 3. Dünya savaşının merkezinde yer almaktadır. 1991 Körfez Savaşı’yla başlayan 3. Dünya Savaşı eski dengelerin yıkıldığı ve yeni dengelerin kurulmak istendiği ve genişleyerek sürecek olan küresel bir savaştır.

Birinci ve ikinci dünya savaşlarıyla ulus-devlet modeliyle şekillendirilen Ortadoğu bölgesi 3. Dünya savaşıyla yeniden dizayn edilmek istenmektedir. ABD, Rusya, AB, Çin gibi küresel kapitalist sistem güçleri ve bölgede hegemon olmak isteyen İran, İsrail, Suudi Arabistan, Mısır, TC gibi yerel güç odakları arasında iktidar ve çıkar savaşı yaşanmaktadır. Karmaşık hale gelen sorunlar ve iktidar kavgaları çözümden çok çözümsüzlük yaratmaktadır. Hiçbir güç sorunlara çözüm gücü olamamaktadır. Savaş ve mücadele adeta günlük ilişkiler, taktik politik ittifaklar üzerinden yürümektedir. Küresel ve bölgesel her güç bu geçiş sürecinden yararlanmak ve kazanç sağlamak amacıyla çeşitli arayışlara ve ilişkilere girmekte, savaşa dahil olmakta ve yön vermek istemektedir. Suriye, Yemen ve Libya’da olduğu gibi birçok devlet savaşa dahil olmuştur. Merkezi ve belirleyici durumdaki savaş Suriye’de, Irak’ta Kürdistan coğrafyasında yaşanmaktadır. Yirmi dört saati bile kestirilemeyen bu savaşın nasıl sonuçlanacağı ve ne kadar süreceği belli değildir.

 

Sürece Yön Vermek İsteyen Üç Eğilim

Sürece yön vermek isteyen üç temel eğilim vardır. Birincisi eğilim ABD-Rusya, AB gibi kapitalist modernitenin Küresel güçleri tarafından temsil edilmektedir. İsrail kapitalist modernitenin Ortadoğu’daki hegemon uzantısı olduğundan bu güçlerin içinde yer almaktadır. İsrail pasif görüntüsü veren ancak politikaların ve planların belirlenmesinde en etkin bir güç pozisyonundadır. Bu güçler uzun süreli bir plan dahilinde politikalar izlemekte ve savaş yürütmektedirler. Rojava işgali ABD, Rusya ve İsrail tarafından yapılan anlaşmalar doğrultusunda gelişmiştir.

Bu güçlerin amaçlarını kısa başlıklarda özetlemek mümkündür. Birincisi; İsrail’in güvenliğini sağlamak için İran-Şii eksenini geriletecek ve Sünni çizgiyi hâkim kılacak yeni güç dengeleri kurmaktır. Bunun için İran’a karşı askeri müdahale de bir seçenek olarak düşünülmektedir. İran tehlikeyi bildiğinden savaşı dışarıda tutma stratejisi uygulamaktadır. TC ile bu konuda Kürt soykırımı karşılığında anlaşılmıştır ve İran’a karşı savaşta aktif yer alacaktır. İkincisi; bölgeyi küresel sermayeyenin çıkarlarına göre düzenlemek ve bölgenin enerji kaynaklarını denetime almaktır. Üçüncüsü; yüz yıldır süregelen Kürt sorunu ile bölge devletlerini kendilerine bağlamak, yön vermek ve müdahale zemini yaratmaktır. Kürt sorunu bölge devletlerini denetimde tutma ve cezalandırma aracına dönüştürülmüştür. Demokles’in kılıcı misali tehdit aracı olarak kullanılmaktadır. Ortadoğu ve Anadolu’daki stratejik politikalarına ters düştüğünden Kürt sorununun barışçıl, demokratik siyasal zemine kaymasını engellemekte ve sürekli çatışma, savaş zemininde tutmaktadırlar. Türk-Kürt savaşı küresel lobilerin stratejik planıdır. PKK Önderliğine karşı yapılan uluslararası komplo bu planın temel bir parçasıdır. Dördüncüsü; Kürt özgürlük hareketi öncülüğünde gelişen Kürdistan ve Ortadoğu Devrimini engellemek, bu amaçla Kürdistan’da KDP eksenli işbirlikçi çizgiyi hâkim kılmaktır. Beşincisi; küresel sermayenin önünde engel hale gelen yirminci yüzyılın katı ulus-devlet modelini esneterek küresel sistemin ölçülerine çekmektir. Alıncısı; dış müdahaleleri meşru göstermek için bölgeyi sürekli çatışmalı, kaoslu ve krizli durumda tutmak, silah sektörüne pazar açmak ve bu alanda hegemon olmaktır. Yedincisi; Ortadoğu özgülünde sisteme karşı gelişecek halk tepkilerini saptırmak (Arap Baharında olduğu gibi) sistem karşıtı arayışların önünü kesmek ve Rojava gibi inşa edilen alternatif sistemleri sabote etmektir.  Sekizincisi; bölgeyi sürekli savaş içinde tutarak umutsuzluk, karamsarlık ve inançsızlık yaratarak toplumu çözümsüz, çaresiz ve öncüsüz bırakarak içten kırmak, çürütmek, göç ettirmek, istediği gibi yönlendirmek ve kendine tabi kılmaktır. Dokuzuncusu; 3.Dünya savaşını bir yönüyle de Doğu ile Batı medeniyetlerinin çatışması olarak ele almak gerekir. Siyasal İslam projesiyle Erdoğan AKP-IŞİD gibi güçler üzerinden Doğunun manevi ve maddi değerlerine yönelik bir komplo ve saldırı yaşanmaktadır. AKP-Erdoğan Yahudi karaim sermayesi tarafından özel misyonla iktidara getirilmiştir. Erdoğan’ı görevlendiren güçler ile El-Kaide ve IŞİD’i kurup görevlendiren güçler aynı güçlerdir. Ortak amaçlar çerçevesinde hareket etmektedirler. Erdoğan’ın IŞİD ile bu denli bağlantılı olması bundan dolayıdır. Onuncusu; 3. Dünya savaşı Batı’nın hâkim sınıfları ile Doğu’nun hâkim sınıfları arasında yaşanan iktidar ve rant paylaşım savaşı nedeniyle Ortadoğu halklarına dayatılan emperyalist iktidar savaşıdır. Halklar için bu savaş daha fazla ölüm, acı, sürgün ve yoksulluktur.  Aynı sistemin güçleri olsalar da ayrı çıkarlara sahip olan küresel güçler hegemon olma ve daha fazla pazar elde etme arzuları nedeniyle kendi aralarında da daimî bir çatışma içindedirler.

Küresel ve bölgesel güçler çeşitli araçlarla savaşa müdahale etmektedirler. El-Kaide, IŞİD, El-Nusra, ÖSO gibi çete örgütlenmeler sistemin bölgeye müdahale etme araçlarıdır. Sistem bu tür paravan örgütlenmeler sayesinde klasik savaş yöntemleri yerine halklara karşı en ahlaksız özel savaş yöntemlerini kullanmaktadır.

İkinci eğilim Türk, Arap ve Fars milliyetçiliği ile varlığını tekçi-milliyetçi, dinci ve statükocu faşist diktatörlük biçiminde sürdüren, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın beyaz, kara ve yeşil faşizm olarak tanımladığı bölgesel güçler tarafından temsil edilmektedir. Bu güçler Kürtler başta olmak üzere her türlü faşist uygulamalarla halklar üzerinde kültürel ve fiziki soykırım politikalarını yürütmektedirler. Birinci Dünya savaşıyla kurulan ve Kürt soykırımına dayanan milliyetçi, ırkçı ulus-devlet statükosunu savunmakta ve değişime karşı direnmektedirler. Aynı kapitalist moderniteyi temsil etseler de küresel güçlerle hem çatışma hem de uzlaşma içindedirler. Örneğin Türk beyaz faşizmi 20. Yüzyılın başında sosyalist ve alternatif toplumsal mücadelelere karşı kurulmuş faşist karşı-devrimci bir güçtür. Bir soykırım makinası işlevini görerek Kürdistan ve Anadolu halkları üzerinde her türlü soykırımı gerçekleştirilen kapitalist modernitenin Ortadoğu’daki militarist gücüdür. Rojava işgalini özellikle Türk devletine yaptırmaları ona verilen bir görev gereğidir. Faşist Türk devlet yapılanması her zaman kapitalist sistemin Ortadoğu’daki stratejik unsuru olarak halklara ve devrimci mücadelelere karşı ileri karakol görevini oynamıştır. İran gericiliği ve Arap Baas faşizmi aynı çerçevede rol oynamıştır.TC, İran, Irak ve Suriye rejimleri öncelikle Kürlere karşı dörtlü bir kapan tarzında tasarlanmıştır. Türkiye’de Kemalizm, İran’da şahlık ve sonrası Humeynicilik, Irak’ta Saddam ve Suriye’de Esad rejimi aynı Kürt soykırım tezlerini izlemiş ve bunu ulusal güvenlik politikası ve stratejisi olarak benimsemişlerdir. Ortadoğu’daki diğer onlarca devlet dinsel ve milliyetçilik ideolojileriyle benzer biçimde kendi toplumları üzerinde her türlü terörü ve sömürüyü yürütmüşlerdir.

Yukarıda değerlendirilen iki eğilim aynı modernite bünyesinde yer alan güçleri tanımlamaktadır. İdeolojik bir çatışmaları yoktur. Aralarındaki çelişki ve çatışmalar daha çok pazar ve iktidar sahibi olma istemlerinden kaynaklanmaktadır. İdeolojik farklılıkları sınıfsal değil kültüreldir. Özde aynı zihniyete, sömürgeci, iktidarcı, devletçi ve cinsiyetçi bir ideolojiye sahiptirler. İlişkileri çatışma-uzlaşma diyalektiğine dayanmaktadır. Her iki eğilimde komplocudur, anti demokratiktir ve toplum kırımcıdır. Beş bin yıllık iktidar ve devlet geleneğine dayanırlar. Bölgede kurgulanıp geliştirilen ilkel milliyetçi, fanatik dinsel akımlar ve örgütlenmeler de bu eğilimlerin yerel ayağı durumundadırlar. Söz konusu iki eğilimde hem bölgesel hem küresel düzeyde yaşanan yapısal krizin ve sorunların baş sorumlusudur. Toplumsal ve sistemsel sorunları sınıfsal yapıları gereği çözmezler, çözemezler. Tersine ağırlaştırmaktadırlar. Gelişen halk isyanları ve tepkiler Ortadoğu'nun eskisi gibi yönetilemeyeceğini, ne emperyalist Küresel güçlerin ve nede bölgesel statükocu güçlerin Ortadoğu halklarının sorunlarına cevap olmayacağını ortaya koymuştur. Dolayısıyla iki eğilim dışında bir çözüm arayışı ve sistemi bölgenin temel ihtiyacı ve gündemidir.

Üçüncü eğilim; diğer iki eğilime alternatif olarak özgürlükçü, demokratik, kadın özgürlükçü ve sömürüyü ortadan kaldırmayı hedefleyen demokratik sosyalist çizgidir. Diğer bir tanımlamayla halkların demokratik mücadelesini ifade eden ve çözüm alternatifi olarak gelişen demokratik Modernite çizgisidir. Demokratik Modernite paradigmasıyla şekillenen, Demokratik Ulus modeliyle alternatif güç ve çözüm haline gelen halkların Demokratik Ortadoğu Konfederasyonudur. İnsanlığın yüzbinlerce yıllık komünal toplum geleneğine dayanır. Ahlaki ve politik toplum olarak formüle edilmiştir.  Bu gelenek Rojava Devrimi’yle kendini politik alanda üçüncü çizgi olarak uygulamaktadır. Üçüncü çizgi; politik yönetim ve toplumsal sistem olarak kendini Demokratik Ortadoğu Konfederasyonunda gerçekleştirmektedir.

Kapitalist sistemin öncü güçleri olan ABD, AB, Rusya alternatif olarak gelişen Ortadoğu Demokratik Modernite sisteminin felsefesini, ideolojisini ve öncü gücünü tasfiye etmek, gelişen devrimi revize ederek kendine eklemlemek ve varyantı haline getirmeyi amaçlamaktadır. Bu bakımdan mücadele felsefik, ideolojik, politik, ahlaki ve askerî alanda iki sistem olan Demokratik Modernite ile Kapitalist Modernite arasında gerçekleşmektedir. Yerel egemen güçler daha çok Kürt inkârı ve imhası üzerinde kurulan ulus-devlet statülerini korumak için dar ırkçı ve milliyetçi ideolojiyle yaklaşırken uluslararası güçler ise daha geniş ideolojik bir perspektifle ele almakta ve savaşı moderniteler düzeyinde yürütmektedirler.

3. Dünya savaşında birçok güç yer almaktadır ve çok denklemli bir özelliğe sahiptir.  Çok taraflı gibi görünse de özde iki çizgisi ve cephesi vardır. Biri halkların özgürlüğünü ve demokratik birliğini temsil eden Demokratik Modernite cephesi olurken, diğeri de sömürücü ve iktidarcı Kapitalist modernite cephesi olmaktadır. Asıl savaş bu iki çizgi arasında yaşanmaktadır. Bu iki çizgi arsındaki savaşın esası ideolojiktir, felsefiktir, sosyaldir, siyasaldır, ahlakidir, kültüreldir ve ekonomiktir. Ortadoğu’nun kaderini belirleyecek ve İnsanlığın özgürlüğünü sağlayacak olan bu büyük savaştır.

 

İşgal Saldırılarının Amacı PKK Önderlik Felsefesiyle İnşa Edilen Demokratik Modernite Sisteminin Tasfiye Edilmesidir

PKK Önderliğinin paradigması sadece Kürdistan'da değil Ortadoğu'da demokratik çözümün temel felsefesi olarak şekillenmektedir.  Emperyalist ve bölgesel gerici güçler klasik ulus-devlet sistemini dayatsalar da halklar Rojava devriminde olduğu gibi Demokratik Konfederal sitemde birleşmektedir. Rojava sisteminde halklar, inançlar ve kültürler kendilerini özgürce örgütlemekte ve ifade etmektedir. Rojava tüm halkların, inançların ve kültürlerin birlikte yaşadığı demokratik Ortadoğu’nun protipi mahiyetindedir. En önemlisi de Rojava sistemde kadın özgürlük bilinci yaşamın her alanında belirgin bir şekilde kendini göstermekte ve sistemin inşasında öncülük yapmaktadır. Hedef seçilmesinin temelinde bu özellikler yatmaktadır. Ortadoğu’nun göbeğinde Kürtlerin öncülüğünde böyle bir sistemin yaşam bulması başta Türk devleti olmak üzere küresel ve bölgesel gerici güçleri endişelendirmektedir. Özellikle Türk soykırım rejimi Kürtlerin bu süreçte bir özne olarak öne çıkmasını ve statü kazanmasını tüm imkanlarını kullanarak engellemeye çalışmaktadır. Efrin işgali, Güney Kürdistan işgali ve Rojava-Kuzey-Doğu Suriye işgali bu endişeden kaynaklanmaktadır.

Kürt Özgürlük hareketi kırk yıllık mücadeleyle Kürtleri Demokratik Modernitenin öncü gücü haline getirmiştir. Birincisi; Kürt inkarına ve soykırımına dayalı olarak geliştirilen Ortadoğu statükocu ulus-devlet iktidarlarının soykırım planlarını boşa çıkarmakla kalmamış, Kürt varlığını bölgenin temel aktörü haline getirmiştir. Kürtsüz bir savaşın ya da barışın olamayacağını dost ve düşman kabul eder hale gelmiştir. İkincisi; demokratik ulus zihniyeti ve örgütlülüğüyle toplumsal bir aydınlanmayı yaratmıştır. Kürt toplumu kendi öz bilincine dayalı ideolojik, siyasal ve askeri kurumlaşmalarına kavuşmuştur. Herkesin yararlandığı, kullandığı bir nesne olmaktan çıkarıp özne haline getirmiştir. Üçüncüsü; PKK Önderlik ideolojisi ve felsefesi yeni paradigmayla toplumsal sorunlara çözüm olarak evrensel düzeyde bir perspektif sunmaktadır. Rojava devrimi ile bu özellik demokratik direnişin ve sistemin merkezi haline gelmiştir. Kapitalist modernitenin alternatifi olarak gelişen Demokratik Modernite paradigması özellikle küresel düzeyde alternatif sistem arayışındaki muhalif kesimlerinde büyük ilgi görmekte, küresel direniş ve demokrasi bilincine ve örgütlülüğüne dönüşmektedir.  Birçok filozof ve düşünür Rojava için “dünyadaki tek örnek model” tanımlaması yapmaktadır.

Rojava devrimi, Kobani ve Rojava Onur direnişleri evrenselleşme açısından Kürt varlığı ve mücadelesinin önemli halkalarıdır. 2015 tarihi Kobani direnişi birinci evrensel halka olmuş ve “1 Kasım Dünya Kobani Günü” ilan edilmiştir, 2019 ikinci Rojava Onur direniş halkasıyla da “2 Kasım Dünya Rojava Günü” ilan edilerek dünya genelinde destek eylemleriyle karşılanmıştır. Birbirini tamamlayan bu tarihi direniş halkaları Kürtler açısından evrensel düzeyde öneme sahiptir. Rojava Onur direnişi bütün dünyada her kesimden insanın taraf olduğu bir demokrasi direniş cephesine dönüşmüştür. Bundan ötürü ilerici insanlık Rojava devrimini ve sistemini kendi ortak değeri olarak görmekte ve sahiplenmektedir.

Bu gelişmeler emperyalist komplocu güçleri tedirgin etmekte ve karşı devrim saldırılarına yöneltmektedir. Önderliği ve hareketi denetimine alamayan ve tasfiye edemeyen egemen güçler Önderliğe karşı geliştirdiği 9 Ekim 1998 komplosunun devamı olarak yeni saldırıları gündeme getirmiştir. 22. Yılına girilen komplo güncellenerek yeni kararlarla sürdürülmektedir. Sistemin hegemon gücü ve temsilcisi durumundaki ABD’nin PKK yöneticilerini hedefleyen 6 Kasım 2018 kararı Komplonun güncellenerek yeniden devreye sokulmasıydı.  Rojava işgal sürecini başlatan bir süreçti. Söz konusu kararla PKK, KCK ve Kürdistan Savunma Güçlerinin Komutanlığının işlemez kılınması, koordine sisteminin dağıtılması ve bu temelde Özgürlük Hareketinin tasfiye edilmesi amaçlanmıştır. Ancak Örgütsel ve ideolojik öncü güç tasfiye edilemeyince ve Rojava devrimi istenen biçimde kullanılamayınca da bu kez tümden yok etme kararı alınmıştır. Rojava işgal saldırıları bu temelde gelişti. Önce ideolojik öncü güce, onun sistemine yöneldiler. Gerillaya karşı NATO düzeyinde tarihin en kapsamlı hava ve kara saldırılarını başlattılar. Böylece 9 Ekim 1998 komplosu güncellenerek 9 Ekim 2019’da yeniden uygulanmaya sokuldu. Küresel kapitalist güçlerin PKK Önderliğine karşı gerçekleştirdiği 1998 komplosu NATO tarafından kararlaştırılan sistemsel bir müdahaleydi. Dolayısıyla komplo Önderlik şahsında Ortadoğu halklarının demokratik sistemini ve özgür yaşamını hedeflemiştir. Bu bakımdan komplo gerçeğini doğru çözümlemeden Ortadoğu’da yaşanmakta olan müdahaleler ve savaşlar anlaşılamaz. 2019 Rojava işgali de aynı müdahalenin devamıdır ve sistemseldir.  9 Ekim 1998 komplosu Demokratik Modernitenin ideolojik ve felsefik Önderliğini hedeflemiştir. PKK Önderliğinin esareti ve İmralı sistemi böyle gerçekleştirilmiştir. İmralı tecrit sistemi sadece Önderliğin sürece müdahale etmesini engellemeye dönük değildi. Önderlik sisteminin ve örgütünün dağıtılması, yok edilmesi hesaplanmıştır. Aslında iki modernitenin en büyüğü savaşı İmralı’da gerçekleşti. İmralı iki çizginin savaş sahasına dönüştü. Önderlik İmralı mücadele ortamında modernitesini geliştirerek yetkinleştirdi ve tüm yönleriyle yeni paradigmaya kavuşturarak Demokratik Modernite güçlerine bir Manifesto tarzında sundu. Bu Önderlik savaş tarzının zaferi oldu.

Önderliği teslim alamayan Kapitalist modernite güçleri bugün 9 Ekim 2019 komplosu ile Önderlik paradigmasıyla kurulan toplumsal sitemi hedeflemektedir. Amaç Rojava Devrimi şahsında PKK Önderlik felsefesiyle oluşturulan Demokratik Modernite sistemini dağıtmak ve bunun yanında kırk yıllık mücadeleyle yaratılan Kürt özgürlük kazanımlarını faşist Türk devleti üzerinden ortadan kaldırmaktır. TC-Erdoğan’ın amacı kurumsal faşist diktatörlük kurmak ve Ortadoğu’da hegemonya geliştirmektir. Bunun önünde tek temel engel olarak Önderlik ve Özgürlük Hareketini görmektedir. Türk faşist rejimi nasıl ki 1980’lerde kurumlaşmasının önünde PKK direnişini engel gördüyse, şimdi de Ortadoğu’da hegemonlaşmasının önünde onu engel görmektedir. Eğer Özgürlük Hareketinin imhasını başarırsa Kürtleri tümden soykırıma uğratmasının ve hegemon olmasının önünde hiçbir engel kalmamış olacak.  Türk devletinin Stratejik amacı; dört parçada Kürt soykırımıyla Kürdistan devrimini boğmak, tasfiye etmek ve Kürt statüsünün oluşumunu engellemektir. Türk devletinin ilk hedefi Kürtler öncülüğünde Rojava’ da gelişen demokratik modernite sistemini yok etmektir. Bu uğurda ne kadar barbar çete grupları varsa ittifak halinde olup insanlık dışı en vahşi kirli savaş yöntemleriyle saldırmaktadır.

 

Rojava Onur Direnişi İnsanlığın Onur direnişidir ve Mutlaka Kazanacaktır

Kapitalist sistem saldırıları toplumsal doğanın özgürlüğüyle alakalı olan Demokratik Modernite düşüncesini ve hakikatini ortadan kaldıramaz. Belki sadece sistem olarak inşasını geciktirebilir o kadar. Toplumca benimsenmiş paradigmalar mutlaka pratikleşip toplumsal bir sisteme dönüşürler. Rojava sisteminde vücut bulan Demokratik Modernite ve demokratik ulus çizgisi ortak evrensel bir zihniyete kavuşmuş, halklar tarafından benimsenmiştir. Görkemli Rojava direnişi ideolojik ve felsefik bir güce dayanmaktadır. Bir inanç ve çizgi savaşıdır. Daha doğrusu fedai savaşıdır. Devrimci ideoloji, felsefi ve ahlaki dayanağı olmayan toplumsal bir güç böylesi bir direnişi geliştiremez. Büyük irade ve eylemler ancak güçlü bir ideolojik inançla mümkündür. Devletçi sistemler Demokratik Modernitenin ideolojik, felsefik, ahlaki ve toplumsal gücüyle baş edemediği için komplolara başvurmakta ve saldırılar gerçekleştirmektedir. Saldırılar kapitalist sistemin güçlülüğünden değil zayıflığından ileri gelmektedir. İşgalci Türk devletinin katil çete sürülerinin Rojava-Kuzey-Doğu Suriye demokrasi vahasına istilalar düzenlemeleri Kapitalist modernite güçlerinin stratejik çıkarlarına ve planlamalarına göre gerçekleşmektedir.

Büyük Rojava Onur direnişi ve dünya halklarının dayanışması komplo ve işgal planlarını etkisiz kılmaktadır. Rojava özgülünde demokratik modernite sistemine karşı NATO ordusu düzeyinde kapsamlı bir saldırı ve buna karşı tarihi bir direniş söz konusudur. Türk işgalciliği güçlü bir direnişle karşılaşmaktadır ve istediği sonucu alamamaktadır. Gerçekleşen büyük direniş gelişmelere yön vermektedir. Komplocular amaçlarından vazgeçmiş değiller. Rojava-Kuzey-Doğu halkları da topraklarından, özgürlüklerinden ve direnişlerinden vaz geçmiş değildir. İşgale karşı savunma savaşı devam etmektedir. İşgale karşı devrim cephesinde destansı direnişler ve kahramanlıklar tarih yazmaktadır. Rojava’ da aydınlıkla ile karanlığın, asalet ile alçaklığın, insanlık onuru ile barbarlığın savaşı yaşanmaktadır.  Kobanê’ de Arin Mirxan’lar, Efrîn’de Avesta Xabur’lar, Onur Direnişinde Zin Kobani, Şivan Rohat, Berxwedan Amed, Cudi Faraşin, Nuhal Cudi, Zeynep Felat ve yüzlerce fedai devrimci savaşçının destansı direnişi ve şahadetleri tarihe yön verecek ve insanlığın özgürlük savaşını zaferle taçlandıracaktır.


Dıjwar SASON

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html


TAGS(ETIKETLER): Rojava  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.