Libya Döngüsü ve Kasım Süleymani’nin Öldürülmesi
Dış Basından / 07 Ocak 2020 Salı Saat 08:47
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Son üç hafta içinde hem dünya hem de Ortadoğu gündeminde öne çıkan ve oldukça tartışma konusu olan gelişmeleri değerlendirmeden süreci okumakta eksik kalırız.

Son üç hafta içinde hem dünya hem de Ortadoğu gündeminde öne çıkan ve oldukça tartışma konusu olan gelişmeleri değerlendirmeden süreci okumakta eksik kalırız. Biri Lübnan’da hararetlenerek devam eden siyasi ve askeri gelişmeler,  bir diğer konu ise ABD tarafından Bağdat havalanı yolunda füze ile Kudüs Komutan gücü Kasım Süleymanin öldürülüşünün hem bölgede hem de tüm Ortadoğuda fitilini ateşlediği olaylar. Öncelikle Libya’yı ele alacak olursak;

Libya’da bir yandan Hafter güçleri ve UMH arasındaki askeri çatışma devam ederken tüm hegemon güçler pastadan payını almak için çeşitli müdahalelerde bulunmaya devam etmektedir. Özellikle Türkiye’nin meclisten Libya tezkeresini geçirmesi başta Mısır, BAE ve Hafter güçlerini destekleyen diğer devletler tarafından yoğun bir tepki alırken bu duruma ABD ve Rusya da sıcak yaklaşmadı. Uzmanlara göre, Hafter’i destekleyen güçler ile Türkiye’nin sahada çatışması bir dünya savaşına neden olabilir ve bundan sonra durumu kimse kontrol altına alamaz. Böylece gelişmeler, başka tarafların da müdahalesine açık olacak. Bu da Avrupa başkentlerini ve siyasi çözümden başka yol olmadığını savunan Moskova’yı rahatsız etmektedir.

Libya’da çok farklı akrtörler var. En başında da Rusya’nın her iki tarafla enerji işbirliği söz konusu. Rusya çok eskiden beri burdaki enerji projelerinde yer alıyor. Bu yüzden Rusya’nın Suriye’deki gibi burayı kendi haline bırakması söz konusu değil. Suriye’de Türkiye’yi nasıl ki gözettiyse Libya’da da çok anlayışlı olmayacaktır. Bunun yanında Rus-Türkiye ilişkilerine önem verdiği için karşısına almaktan ziyade Suriye’deki gibi Türkiye’nin etkisini kullanmak isteyecektir. Bu etki elbette Tarablus’ta onları  işbirliğine sokacak, masaya oturtacak bir güç devşirme olabilir. Ama kesinlikle Türkiye ve Rusya çıkarları örtüşmüyor. Rusya Suriye’de başarısızlığa uğrattığı İhvan kuşağının Libya’da iktidara gelmesini musamma göstermez. Çevresel koşullara bakıldığında böylesi bir müdahalenin işi daha karmaşık hale getireceğini söyleyebiliriz. Bütün hezimete rağmen bir özgüven var, bunun nedeni sınırda bir ülke olması ve bu büyük bir avantaj sağlıyor. Suriye’deki aktörleri kendine mecbur bırakan bir manivela kuvveti görüyor. Fakat Libya’da böyle bir durum söz konusu değil, tersine Türkiye’nin hasım olarak karşısına aldığı hasımların elinde. Mısır başta olmak üzere Hafter’in kazanması için ağırlıklarını koyacaklardır. Bölgede şöyle bir faktör de var; milis seferberliğinin çok rahat yapılabildiği bir coğrafyaya sahip. Çad’dan, Sudan’dan, Nijer’den çok rahatlıkla binlerce milisi saflara sürebiliyorlar. Aşiret ve kabile bağları bunun için elverişli. Bu yüzden de Türkiyenin bu yaklaşımı stratejik olarak hatalıdır.

 

Meşru Olmayan Bir Meclisle Meşru Olmayan Anlaşma

Meşru olmayan bir meclisle meşru olmayan bir mutabakat imzalayan Türk devleti, Libya’ya askeri sevkiyat yapmaya başladı. Türkiye’nin müdahalesi son zamanlarda tartışılıyordu. Erdoğanın 6 ocak yaptığı açıklamayla birlikte resmi olarak Türk askeri birliklerinin Libya’ya hareket ettiğini açıkladı. Türkiye’nin  Özel şirket savaşçılarının gönderilmesi gibi savaşı kızıştıracak adım attığı zaman karşı taraf da daha fazlasını yapacaktır. Mısır devlet başkanı Sisi son zamanlarda çok fazla konuşmamasına rağmen geçen gün dikkat çekici bir çıkışta bulundu. “Biz kendi güvenliğimizi ve çıkarlarımızı korumak için gerekeni yaparız” şeklinde açıklamada bulundu. Bununla birlikte Mısır Erdoğanın açıklama yaptığı aynı gün Suudi Arabistan ile Türkiye’nin Libya’daki tırmanışını reddeden bir anlaşma imzaladı.

Hiçbir devlet güçlere yaptığı yardımı açık etmiyor, örneğin Rusya Wargner grubuyla ilişkili olduğunu kabul etmiyor. Sadece Türkiye bunu açıktan yapıyor ve bunun meşru olduğunu kabul ettirmek istiyor. Fakat Türkiye de ambargoyu delen devletlerin listesinde yer alıyor. Çünkü Türkiye’nin gemileri Yunanistan, Süveyş ve Libya açıklarında yakalandı ve bu gemiler raporlara girdi. Libya ve uluslarası alan nezdinde tartışmalı bir durum. BM yasal olarak kurulmamış bir hükümete meşrutiyet kazandırdı. Türkiye’de bu devletle yaptığı anlaşma çerçevesinde kendi ülkesini savaşa sokmaktadır.

Sarrac hükümeti hükümet olarak kurulduğu zaman Türkiye’nin desteklediği islamcı kanatlar bu hükümete destek vermediler, zayıf buldular ve kendilerinden görmediler. Fakat BM tarafından tanındıktan sonra tavır değiştirip Sarrac’ı desteklemeye başladılar. Türkiye burada çok fazla İslamcılara kendini angaje etmiştir. Misrata’da yaşayan İhvancı olmayan kesim Türkiye’nin bu politikalarına ateş püskürtmekteler. Libya’nın komşuları Türkiye’nin müdahalesi konusunda oldukça tedirgin ve öfkeliler. Vekalet savaşı anlaşma ortamının sağlanmasını engelliyor. Türkiye alandaki kabile ve aşiretlele ilişki geliştiremedi, sadece Misrata’nın bölümü ve Müslüman Kardeşler ile ilişki geliştirmiş durumda. Türkiye Sarrac’tan çok İhvanı Müslim kardeşlerin iç ilişkiler bakanı Fethi Başağar ile temas halindedir. İhvanı Müslim Müslüman Kardeşler’in hükümetteki en güçlü temsilcisidir.

Tunus ziyaretinde masada Türkiye yalnızdı. Erdoğan Tunus ziyareti sonrası Tunus, Cezair ve Türkiye’nin anlaşma ile ittifak kuruyoruz şeklinde açıklama yaptı. Fakat böyle bir durum söz konusu değil. Bu ziyaret Tunus nezdinde de büyük tepki çekti hepsi Türk müdahalesine karşı pozisyon belirlenmesini istiyor. Libya’daki durum Katara 1.000 askerle gidip üs kurmaya benzemiyor, heveslerle değil imkan ve realite ile uyumlu bir siyaset gerektirmektedir. Türkiye çürümüş iktidarını ayakta tutmak sazan gibi oltaya atlıyor. Bu da elbette beraberinde çok ağır sonuçlar getirecektir.

 

Ortadoğu ve Dünyayı sarsan Kasım Süleymani’nin Suikastle Ölümü

Ortadoğu ve tüm dünyayı harekete geçiren bir diğer önemli gündem konusu İran’ın Kudüs Komutan gücü Kasım Süleymani’nin ABD tarafından öldürülüşü oldu.

Bağdat Havalanı yolunda ABD sihalarının yaptığı nokta operasyonuyla İranın Kudüs Komutan gücü ve Haşdi Şabi Genel Komutan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis'in füze saldırısıyla öldürülmesiyle birlikte Ortadoğu’daki tüm hegemon güçler harekete geçti her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Fakat PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın yıllar önce yaptığı 3. Dünya Savaşı belirlemesi tam da bugün yaşanan olaylara ışık tutuyordu. Birçok öngörüsü doğrulanan Halkların Önderi Abdullah Öcalan, bundan on yıl önce yazdığı savunmalarının son cildinde (5. Cilt) Ortadoğu’da 3. Dünya Savaşı’nın çoktan başladığını söylerken, bunu hegemonya savaşı olarak niteliyordu. Önder Öcalan’a göre mevcut savaşta bazen diplomasi, bazen de şiddet yoğunlaşacaktır. Gündeme şiddetli ve kontrollü ekonomik krizlerle müdahale edilecektir. Savaş komple olarak birçok alanda cereyan edecek ve bu savaşın asıl hedeflerinden biri de İran’ın etkisizleştirilmesidir.

 

Fiili Bir Dünya Savaşının Ayak Sesleri mi?

ABD’nin bu saldırısı Ortadoğu’da fiili 3.dünya savaşının fitilini ateşleyen hamle oldu diyebiliriz. İran’ın Ortadoğudaki askeri komutanı ve diplomatlarından biri olan Kasım Süleymanın ölümü İran’a yönelik bir darbe oldu. Lübnan’da Hizbullah örgütlenmesinde, Iraklıların önemli bir kısmı için 2014’te IŞİD, Bağdat’ın kapılarına dayandığında IŞİD’e karşı savaşta ve diğer birçok önemli görevlerde yer almış birinin öldürülüşü birçok kesimce tepki aldı. Ayrıca İsrail’e karşı Hizbullah’ın hamisi olarak bilinen Kasın Süleymanin öldürülmesi olayında İsrail istihbaratının önemli bir rol üstlendiği yönünde güçlü bilgiler söz konusu. İran buna karşılık yapacağı hamle oldukça büyük bir önem arzetmektedir. İntikamlarının acı olacağını söyleyen İran kendi kitlesini kaybetmemek için bir misilleme yapacağı kesin fakat bunu kısa sürede yapmak istemeyecektir. Her ne kadar ABD İran’a oranla daha donanımlı olsa da Ortadoğu’da İran’ın nüfuzu oldukça geniş. Özellikle Irak ve Suriye’de bulunan ABD üsleri  İran için açık hedef haline geldi. Olaydan sonra ABD başta Irak olmak üzere Suriye ve diğer bölgelerde alarma geçti. Bu da aslında ABD’nin de İran’ın yapabileceklerinin farkında olduğunu göstermektedir.

Sonuçta ABD, İran’ın Ortadoğu’daki etkinliğini kırma yolunda hem psikolojik hem de sahada önemli bir darbe vurdu. Bunun sonuçları çatışma dinamiğinin artması olabilir. ABD özellikle İran’ın üzerindeki siyasal, stratejik ve ekonomik yükü artırmak için bu yola çekmeye çalışıyor. İran buna sert ve misliyle karşılık verirse, Ortadoğu çatışma süreci, hem vekil savaşları, hem de devletten devlete boyutuyla tırmanma gösterebilir.

 

Militan RÊHAT

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html


TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.