“Bir Damla Petrol Rojava’da Dökülen Binlerce Kandan Daha Değerlidir” - (DOSYA)
Haberler / 10 Ağustos 2013 Cumartesi Saat 09:58
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Tarih, güçlerin mücadelesini anlatır ve mücadeleler tarih boyunca, coğrafyanın sağladığı imkânlar için coğrafya denilen mekân üzerinde cereyan eder. Güçler mücadelesi, çoğu zaman savaşlar şeklinde tezahür etmiş; kuvvet ile mekân, yani güç ile coğrafya zaman boyutu içinde devamlı öne çıkmıştır. Güçler arasındaki mücadeleler enerji içindir ve bu amaçlar ise genelde coğrafya ile ilişkilidir.

Tarih, güçlerin mücadelesini anlatır ve mücadeleler tarih boyunca, coğrafyanın sağladığı imkânlar için coğrafya denilen mekân üzerinde cereyan eder. Güçler mücadelesi, çoğu zaman savaşlar şeklinde tezahür etmiş; kuvvet ile mekân, yani güç ile coğrafya zaman boyutu içinde devamlı öne çıkmıştır. Güçler arasındaki mücadeleler enerji içindir ve bu amaçlar ise genelde coğrafya ile ilişkilidir. Bu nedenle de tarih içinde coğrafya, uluslararası ilişkilerin taraflarını belirlemiş ve uluslararası politikaların da temelini oluşturmuştur.Coğrafyalar üzerindeki güç mücadelesi enerji kaynaklarına sahip olmak içindir. Bugün dünyadaki hiçbir gelişme ondan bağımsız ele alınamaz.

Geçmişten günümüze kadar hidrokarbon enerji kaynaklarına sahip olmak, üretimini elde tutmak ve taşıma güzergâhlarını denetim altında almak devletlerin temel amaçları arasında olmuştur. Bu bakımdan tarihte birçok sosyo-politik olayın arka planında enerji kaynaklarının kullanımı, elde edilmesi veya nakli ile ilgili çıkar çatışmalarının yattığı görülmektedir

Enerjiye dayalı oluşturulan küresel hâkimiyet stratejileri enerji kaynaklarının güvenliğine ve bunların taşımacılığında kullanılacak olan koridorların hâkimiyetine bağlıdır. Dünyadaki kutuplaşmalar, küresel sermayenin güç kazanması, buna bağlı olarak ulusal devletlerin “çıkarlar denkleminde” var olma mücadeleleri ve parçalanmaya doğru evirilen gidişatları hep bu enerji politikaları doğrultusunda olmaktadır.

Tüm geçmişi boyunca sürekli pazarlıklara konu olan petrol, hep yaşamsal önemde kararlarda merkezi bir konum teşkil etmiştir. Enerji kaynağı olarak yerini tutacak başka bir seçenek bulununcaya kadar petrol, dünya ekonomisi üzerinde erişilmesi güç konumunu koruyacaktır. Rockfeller’in deyimiyle “petrol paradır, paraysa güçtür.”Bu nedenle, uluslararası petrol oyunu, çok güçlü oyuncuların oynadığı, çok boyutlu ve karmaşık bir oyundur. Günümüzde artık dünyanın yeniden şekillenmesini de içeren bu oyun, daha karmaşık ve pervasız bir şekle bürünmüştür.

 “Dünyayı yönetmek istiyorsan petrolü kontrol etmelisin. Bütün petrolü.Her yerdekini” (MichelCollon)   bu şekilde bakıldığında Ortadoğu ve Orta Asya’da oynanan oyunların petrol koalisyonlarının işgal ve hakimiyet mücadelesi olduğu görülmektedir. Bu oyunda aktörlerin kimler olduğu çok önemli değildir. ABD, Avrupa veya bölge devletleri aynı çıkarlar etrafında ittifak ya da karşıtlıklar oluşturmaktadır. Çıkarlar temelinde hakimiyet kurulmak istenen petrol olunca, petrolün olduğu ve petrolün başka yerlere taşındığı coğrafyalar, oynanan oyunlarda en fazla yoksulluğu, acıyı ve tahribatı yaşamaktadır.

 “BİR DAMLA PETROL BİR DAMLA KANDAN DAHA DEĞERLİDİR.”

Petrol kaynaklarını ele geçirmek ABD ve İngiltere’nin başını çektiği küresel güçlerin temel hedefidir. Bu kapsamda geçmişten beri süren petrole endeksli ‘egemenlik doktrini’yakın geçmişte “Irak ve Afganistan’a demokrasi getirme” olarak uygulanırken bugün “Arap baharı” olarak icra edilmektedir. Tunus’ta başlayan daha sonra Mısır, Yemen, Libya’yı içine alan ‘petrol baharı’ için binlerce damla kanın dökülmesinde hiç bir sakınca olmayacaktır. Amerika, İngiltere ve AB ülkelerinin hiç birinde bir damla petrol için insanlar ölmezken, ölen-öldürülen her zaman Ortadoğu halkları olmaktadır. Asya, Afrika ve bölgemize çatışmaların olmadığı, insanların ölmediği bir yeri bulmak adeta mümkün değildir.

Bir damla petrol için; Tunus, Mısır, Yemen, Libya, Irak, Afganistan, Pakistan, Hindistan, Suriye, İran, Türkiye, Arap ülkeleri, Filistin, Sudan, Somali, Nijerya, Tanzanya, Kongo, Angola, Etiyopya, Ruanda, Zimbabwe, Cezayir, Doğu Türkistan, Çeçenistan, Özbekistan, Sri Lanka, Keşmir, Nepal, Filipinler ve daha pek çok bölgede süren çatışma ve yaşanan katliamlardan, açlıktan ölen insanlardan, kim sorumludur?

PETROLE DAYALI İTTİFAK VE POLİTİK KARALARDA ORTAKLAŞMA

Petrol, uluslararası politikaların belirlenmesinde, ilişkilerde en önemli aktördür. Bu nedenle küresel güçlerin, bölge devletlerin ve yerel güçlerin politikalarını anlayarak bunlara göre strateji ve politika üretmek için bu ilişkilerin mutlaka bilinmesi gerekir. Politik sahnede gerçekleşen hiç bir şey tesadüf sonucu olmamaktadır. Özünde özgürlük ve demokrasi olmayan çıkara-paraya dayalı ilişkiler, politikada özgürlükçü demokrasilerin hareket ve örgütlerin tasfiyesini en öncelikli görev olarak hedefler.

Petrole dayalı ittifak ve anlaşmalar uzun vadelidir. Petrolün çıkartılması, taşınması ve işlenmesi uzun süreyi alan bir çalışmadır. Sınırlar arasına döşenen borular 30-40 yıllığına döşenir. Bu da 30-40 yıl boyunca boru hatları ile birbirine bağlanan devletlerin birbirinin çıkarlarını koruyacağı, politikalarını buna göre belirleyeceği anlamına gelir. İngiltere, ABD, İsrail ve AB ülkeleri ile Rusya, Çin, İran, Suriye ittifak güçleri arasındaki ilişkilere bakmak konuyu daha da anlaşılır kılacaktır.

Bugün Türkiye’nin Rojava ve Kürt sorununa bakışı, bölge devletleri ve partileri ile olan ittifak ve karşıtlıklarının arkasında da bu gerçek vardır. Türk devletiyle ilişkileri ayyuka çıkmış El Kaide’ye bağlı çetelerin Rojava’da özellikle sınıra sıfır noktada bulunan bölgeleri- Serêkanê hattını ele geçirme çabası da yine petrol ile bağlantılıdır. Rojava bilindiği üzere petrol ve doğalgaz bakımından zengin rezervleri sahiptir. Bu durum Türkiye, KDP gibi güçlerin iştahını kabartmaktadır. Bir şekilde buraları denetim altına almak için paravan örgütlere destek vererek, buralarda kendi denetimlerinde emirlikler kurma amacındadırlar. KDP’nin Rojava’ya Peşmerge gönderme istemi de bu nedenledir. Ya değilse Rojava’da ki Kürtlerin güvenliğini düşündüğünden dolayı değildir. Eğer gerçekten Rojava’daki Kürtlere destek olmak istiyorsa oraya Peşmerge göndermek yerine Rojava’ya kapattığı sınır kapılarını açması yeterli olacaktır. Rojava Kürtleri arkadan-içerden hançerlenmediği sürece ne kadar dış destekli olursa olsun bütün saldırılara direnecektir.

TÜRKİYE İLE YAPILAN ANLAŞMALARIN ARKASINDA NE VAR?

Federal Kürdistan Başbakanı Neçirvan Barzani, 30 Temmuz’da Türkiye’ye gitmişti. Burada yaptığı bir konuşmada Türkiye ile bölgesel çıkarlarının aynı olduğu, bölgedeki gelişmeler konusunda Türkiye ile aynı düşündüklerini söylemişti. Bu konuşmayı bölge başbakanı sıfatı ile mi yoksa partili sıfatıyla yaptığını bilmiyoruz ama Kürdistan bölgesini temsilen, buradaki bütün partilerin ortak görüşleri olarak yapılmadığı kesindir. Bölgedeki diğer partiler Neçirvan Barzani gibi düşünmemektedir. Bu konuşma sadece KDP ile Türk devletinin bölge politikaları konusunda aynı düşündüklerini ve hareket gösterir.

O zaman şu soruları sormak gerekir:

1.    Türkiye ile yapılan ticari anlaşmalar hükümet adına mı yapılmıştır?

2.    Hükümet ortağı YNK bu görüşmelerin neresindedir fili olarak yer almış mıdır?

3.    Petrol-doğalgaz anlaşmalarında elde edilen gelirler hükümet kasasına mı yoksa KDP’ye mi gidiyor?

4.    Diğer partiler bu gelirlerden yararlanabiliyor mu?

5.    Petrol ve doğalgaz gelirleri halkla adilce paylaştırılıyor mu?

6.    Habur sınır kapısından elde edilen gelirler nereye gidiyor?

Gördüğümüz kadarıyla Türkiye ile yapılan anlaşmalar bölge hükümeti sıfatıyla ama KDP adına yapılmaktadır. Bütün gelirlerde KDP’ye gelmektedir. Tek partinin çıkarlarının öne çıktığı bütün ilişki ve ittifaklarda sadece onunla sınırlı kalmaktadır. Türkiye-KDP ilişkilerinin bu kadar içi içe geçtiği bir ortamda çok dikkatli hareket etmek gerekir. Resmi olarak da her iki taraf içinde savunulan, “bölge politikaları konusunda aynı düşünüyoruz” söylemi Rojava ve Ulusal Kongre konusunda ciddi kaygılara yol açmaktadır.

Türk devletinin Rojava politikası ile KDP’nin Rojava’ya yaklaşımı aşa yukarı aynıdır. Her ikisi de yapamadıklarını başkalarına yaptırıyor. Türkiye yapamadıklarını KDP’ye, Cephet-ülNusra’ya yaptırırken KDP’de yapamadıklarını El Parti ve Azadi Partisine yaptırmaktadır. Başkalarından icazetli siyaset öz güçten yoksun olacağı için her türlü yönlendirmeye ve provokasyona da açık hale gelecektir. Rojava sınırlarında Türkiye destekli El Kaide saldırıları devam ederken Rojava içinde de kimler tarafından yapıldığı tahmin edilen Asayiş noktalarına bombalı ve silahlı saldırılar, provokasyonlar ve TEV-DEM yöneticilerine yönelik suikast girişimleri Türkiye ile bölge politikalarında ortaklaşmanın sonuçlarıdır.

“KARDEŞİ KİRALIK TETİKÇİLER VURSUN”

Federal Kürdistan Başkanı Mesut Barzani’nin üç yıl önce Parti kongresinde yaptığı konuşmada “Kürtler arasında bundan sonra kardeş kavgası olmayacak” demişti. Bugün Kürtler arasında geçmişte olduğu bir çatışma yok ama şimdi ‘kardeşi kiralık tetikçilere vurdurma’ yeni bir strateji olarak uygulanıyor. El Kaide, Güney Kürdistan’da Rojava için savaşçı toplarken buna göz yumuluyor. Domiz kampında ve Şengal yakınlarındaki kamplarda El Parti ve Azadi Partisi elemanları eğitilip silahlandırılarak YPG’ye tetik çekmeye gönderiliyor.

Türkiye ile milyar dolarlık petrol ve doğalgaz anlaşmaları yapılırken, 30-40 yıllığına boru hatları döşenirken KDP’nin Türkiye’den ayrı bir siyaseti zaten düşünülemezdi. Bu nedenle bu gün Rojava’da Cephet-ülNusra’nın gerçekleştirdiği bütün katliamlardan Türkler kadar KDP’de sorumludur.Rojava’da savaşın bu kadar uzamasından da KDP sorumludur. Türk devletinin isteği doğrultusunda çeşitli biçimlerde Kürtlerin Rojava’da statü kazanmasına en olarak El Nusra’nın saldırılarına zemin sundu.

El Kaide’ye bağlı çetelerin Halep’e bağlı köylerde kadın, çocuk demeden toplu katliamlar yapmasını neden se KDP bir türlü kınayamadı. Daha önce de Roboski’de 33 Kürt köylüsünü uçaklarla katleden Türk devletini kınayamamış sadece “üzüntülü” olduklarını söyleyebilmişlerdi.

PETROL PAZARLIĞINDA ULUSAL BİRLİK

Ulusal Kongreye çok az bir zaman kalmışken KDP’nin Türk devleti ile politik ortaklığı ciddi kaygılara yol açıyor. 23 Temmuz’da Hewler’de yapılan Ulusal Kongre hazırlık toplantısından hemen sonra Neçirvan Barzani’nin Türkiye gitmesi düşündürücüdür.

Yapılan ziyaretin petrol anlaşmaları konusunda daha önceden planlanan şekliyle yapıldığı belirtildi. Bu ziyarette Türkiye ile günlük 500 bin varillik petrol, 10 milyar metreküplükte doğal gaz ihracatı için anlaşmalar yapıldığı aktarılıyor.

Yapılan anlaşmalar sadece petrol ve doğalgaz üzerine yapılan anlaşmalar mı yoksa bölge politikalarında birlikte hareket etmek üzere anlaşma da yapıldı mı? “Türkiye ile bölge politikaları konusunda aynı şeyleri düşünüyoruz” sözleri böyle bir anlaşmanın yapıldığını doğruluyor aslında!

O zaman cevabının verilmesi gereken sorular var?

1.    Petrol ve doğalgaz anlaşmalar neyin karşılığında yapılıyor?

2.    Bölge politikalarında ortaklıktan kast edilen nedir?

3.    Hazırlık toplantısından hemen sonra Türkiye’ye gitmek ne anlama geliyor?

4.    Ulusal Kongrenin hedef ve amaçlarından saptırılması için bir anlaşmaya gidildi mi?

5.    Ulusal Kongrede PKK’nin silahsızlandırılması konusunda bir dayatmanın yapılması için anlaşma yapıldı mı?

6.    Bölge politikalarında ortaklıkta istihbarat paylaşımı var mıdır?

7.    Medya Savunma Alanlarına giriş-çıkışların kontrol edilerek buralardan alınan bilgilerin paylaşılması da anlaşmalar içinde var mıdır?

8.    Rojava konusunda ne tür anlaşmalar yapılmıştır?

9.    Peşmergenin Rojava’ya sokulması için mi Cephet-ül Nusra saldırılarını arttırarak toplu katliamlar yapmaya başladı?

KDP, Türkiye güdümünde politika yapmaya devam ettikçe kaybetmeye mahkumdur. Ulusal Kongre KDP için büyük bir fırsattır. Ulusal birlikten yana tavır koyarak Kürtlerden yana olduğunu, onların çıkarlarını koruduğunu göstermelidir.

Dilek Akdeniz

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info


Parveke
Bu yazı toplam 2876 defa okundu.

TAGS(ETIKETLER):  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.