QSD, adı üzerinde demokratik Suriye güçleri. Bu güç sadece Kürtlerin değil, Suriye’de bulunan bütün halkların içinde yer aldığı, temsilini bulduğu bir güç. Böyle bir gücün tüm Suriye’de bulunması, konumlanması ve tüm Suriye’de güvenliği sağlamak istemesi kadar doğal bir şey olamaz.
Kürtler, Araplar, diğer halklar, dinsel azınlıklar ve mezhepler yeni Suriye’nin eşit özgür yurttaşları olarak kabul görülüyorsa hep birlikte demokratik Suriye’nin oluşturulması için söz söyleme hakkına sahip olmalıdırlar.
Arap halkı kadar, Kürt halkının da Özgür yurttaşlar olarak ulusal demokratik haklarını korumak ve halkların ortak yaşamını savunmak istemesi kadar olağan bir şey yoktur. Kürtler herkes kadar en temel haklarını, demokratik, eşit, özgür yaşam değerlerine dayanarak garanti altına almaya çalışırken Suriye’de ortak demokratik yönetimi de kurma hakkına sahiptir.
Suriye’yi HTŞ’nin tapulu malı gibi görmek ve öyle yansıtmaya çalışmak tam bir oryantalist sömürgeci anlayıştır. Hem “Kürtler Suriye’nin bir parçasıdır” demek, hem de Kürtlerin kendini yönetme hakkından mahrum bırakmaya çalışmak tam bir şark kurnazlığıdır.
Kürtler Suriyeli olarak tanımlanıyorlarsa o zaman tüm Suriyeliler kadar Suriye’yi yönetme hakkına da sahiptir. Suriye’yi yönetme hakkı sadece DAIŞ artığı Arap milliyetçiliğinin hakkıdır demek ırkçılığa ve yeni katliamlara kapı aralamak demektir.
Baas rejiminin diktatörlüğüne, DAIŞ’in barbar saldırılarına karşı Kürtler ve Araplar birlikte ortak irade ile QSD’yi (Demokratik Suriye Güçlerini) oluşturdular. Demokratik Suriye’ye yakışan güç ve örgütlenme modelini geliştirdiler. QSD’yi sadece Kürtlerin askeri gücü olarak yansıtıp dünya kamuoyunu manipüle etmek istiyorlar. Evet Kürtler QSD içinde öncü düzeyinde bir role sahiptirler ama sadece Kürtleri temsil eden bir güçtür demek kamuoyunu yanıltmaktır.
HTŞ, DAIŞ geleneğinin devamı niteliğinde bir örgüttür. DAIŞ artığı çeteleri Suriye’nin “meşru gücü” olarak kabul edip Kürtlerin öncülük ettiği Demokratik Suriye güçlerini meşru bir güç olarak kabul etmemek tam bir safsatadır. Gerçekten Suriye’de demokratik bir devlet anlayışının oluşması isteniyorsa tüm tarafların eşit olduğu bir yönetim modeli benimsenmeli ve desteklenmelidir. Kürtleri ve Suriye demokratik muhalefetini HTŞ-DAIŞ çetelerine eklemlemeye çalışmak kesinlikle kötü niyetli bir yaklaşımdır.
Suriye’de sorunları demokratik yöntemlerle çözmek yerine, otokratik faşist tercihlere yönelmek halkların yaşadığı acıları daha fazla derinleştirmek anlamına gelir. Demokratik Suriye güçleri halkların temel haklarını ve yaşamsal çıkarlarını yüksek değerde görüp geliştirmek istemiştir. Demokratik değerleri sadece sözde değil özde de canı pahasına savunmakta tereddüt etmemiştir. Tüm gerçekler güneş gibi ortada dururken onları saptırmaya çalışmak ahlaktan yoksun pragmatik bir yüzsüzlükten başka bir şey değildir. Suriye’de yaşanan iç Savaşın nedenlerini unutmamak gerekir.
Tekçi mezhepçi anlayışın herkesi isyan ettirdiği gerçeklik tüm çıplaklığıyla ortadayken, Baas rejiminin kalıntıları üzerinden aynı tekçi sistemi kurmaya çalışmak geçmişten ve yakın tarihten ders alınmadığını gösteriyor. Baas rejiminin yönetim modelini taklit etmek sorunları daha de derinleştirmekten öteye gitmeyeceği defalarca görülmüştür. Hem “kendine geçiş hükümeti” demek, hem de sistemi kendi ideolojisine göre kalıcı şekilde inşa etmeye çalışmak, halklara tekçiliği dayatmak irade hırsızlığından öte bir şey değildir.
Geçiş dönemi diyerek halkların tüm meşru haklarını yok saymak kalıcı diktatörlük sistemi kuracağım demektir. Bunu hiç kimse kabul etmez. Suriye’yi sadece suni Arapların ülkesi olarak tanımlamak, bu tanımlamaya dayanarak tekçi, milliyetçi, dinci bir yapı oluşturmaya çalışmak diğer halkları ve inançları yok saymak inkar etmek anlamına gelir.
HTŞ çetelerini yeni Suriye’nin meşru güçleri olarak görüp QSD’yi bu çetelere “entegre” edilmesi gereken bir güç olarak görmek Abesle iştigaldir, kötü niyetli bir yaklaşımdır. Tam bir ikiyüzlülük örneği zuhur ediyor, burada büyük bir ahlaki kırılmanın yaşandığı görülüyor. Şu gerçeklik bir kez daha ispatlanmıştır: Emperyalist güçlerin çıkarları doğrultusunda hareket ediliyorsa adı DAIŞ de olsa çetelerin oluşturduğu güç meşru kabul ediliyor.
Öyle anlaşılıyor ki Suriye’yi sömürgeci amaçları doğrultusunda dizayn etmek isteyen küresel ve bölgesel güçler için radikal ya da ılımlı İslam diye bir şey yoktur. Çıkarlarına hizmet eden, onlarla uyumlu olan ve olmayan yapılanmalar vardır. Eğer uluslararası güçlerin amaçlarına hizmet ediyorsa “Radikal İslam” kavramı bir anlam ifade etmiyor. Radikal İslam karşıtlığı sadece propagandadan ibrettir.
Ortadoğu’yu çıkarları temelinde dizayn etmek isteyen güçler için “radikal dincilik” araçsallaştırıldığı oranda tehdit ya da müttefik olarak kabul edilir. Ortadoğu’da yaşayan halklar için “Radikal İslam, Yeniden İslam” kavramları ve örgütlenmeleri tuzaklarla dolu yalan ve yanılsamalardan ibaret kavramlardır.
Öyle bir tuzak kurulmuştur ki inançlar ve dini değerler müthiş istismar ediliyor. Din adına savaşlar yapılıyor, halklar katliamlardan geçiriliyor, birbirine karşıtlıklar oluşturuluyor, sonsuz bir döngü içinde şuursuzca sloganlar ve ezberler havada uçuşarak insanların algıları körleştiriliyor, dilleri zehirleniyor, sadece nefretle örülen yollar ve yöntemler seçenek olarak sunuluyor.
Çözüm halkların özgür iradeleri ile bir arada yaşamalarındadır. Dincilik, milliyetçilik ve cinsiyetçilik şerbetiyle sarhoş olan ulus devletin hevesli müritleri yok edici nefretleriyle her yerde yaşamı öldürüyorlar. Tekçilik dayatmasıyla kendileri dışında kimseye yaşam hakkı tanımıyorlar. Bu anlayış hem onların hem de bölgede yaşayan diğer tüm halkların felaketine sebep oluyor. Uluslararası güçler ve bölgenin ulus devlet anlayışı Demokratik eşit özgür bir Ortadoğu’nun oluşmasını istemiyorlar. Bunu son süreçte Amerika’nın Suriye temsilcisi Tom Barrack’ın açıklamalarında bir daha gördük. Adeta şunu söylüyorlar “Sizin kendiniz için biçtiği değil, bizim sizin için biçtiğimiz elbiseyi giyeceksiniz” diyorlar.
İşte bu kana ve günaha bulanmış elbisedir. Bu kanlı elbiseyi giymek halkları daha büyük acı ve katliamlar yaşatacaktır. Sömürgeciliğin Suriye’de Kürtlere ve Araplara giydirmek istediği elbise lanetli bir elbisedir.
Hîwa AZAD





