Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi Üyesi Duran Kalkan, “İşte herkes Meclis’e gidiyor, komisyon Meclis’te çalışıyor, orada görüşülüyor. Önder Apo da, heyeti de Meclis’e götürülmeli. Meclis’te yeteri kadar dinlenmeli, yeterince zaman verilmeli. Ancak böyle olursa komisyon doğru ve yeterli çalışmış olur, yaptıklarından sonuç ortaya çıkar. Ama böyle olmazsa; örneğin İmralı’da rehine sistemi sürer, görüşmeler bile yapılmazsa, Meclis çalışması ne olursa olsun, komisyon ne kadar çevreyi katarsa katsın, hep tek yanlı işler, tek yanlı gider. Dolayısıyla oradan sonuç çıkmaz” dedi.
Türk devletini yöneten AKP iktidarının politikalarının hala barış ve demokratik toplum sürecinin ruhuna, öz ve ilkelerine uygun olmadığını vurgulayan Kalkan, İmralı’da rehine sisteminin sürmesi ve Önder Apo’nun komisyon çalışmalarına katılmak için hazırlık yapma imkanına sahip olamamasını, hala Kürt karşıtı politikalar izlemesini ve ülke içindeki antidemokratik uygulamaları örnek göstererek eleştirdi. Kalkan, “Kürtlerle Türkiye Cumhuriyeti devleti barışıyor, Türk-Kürt kardeşliği öngörülüyor. Bunun gereklerine göre bir politika izlenmeli, strateji belirlenmeli, politikalar geliştirilmeli. Eski politikalar; çatışma, savaş, birbirini yok etme politikaları değişmeli yönünde bir ciddi değişiklik görmüyoruz” diye konuştu.
Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi Üyesi Duran Kalkan’ın Medya Haber TV’de yayınlanan konuşmasının tamamı şöyle:
Öncelikle Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin mimarı Rêber Apo’yu saygıyla selamlıyorum. Şunu da eklemek istiyorum: Tartışanlar, süreci anlamak isteyenler açısından bazı bilgilendirmeler yerinde olabilir. Yaklaşık bir aydır Önder Apo ile herhangi bir görüşme olmuyor. 25 günü geçti. Bilemiyoruz, İmralı’da durum nedir?
Halbuki sürecin gereği, yani İmralı kapılarının artık tümden açılacağı yönündeydi. Beklentiler öyleydi, değerlendirmeler öyleydi. Artık İmralı sistemi ortadan kalkacaktı; hem de bu kadar uzamadan. Fakat, bazı görüşmeler olduysa da böyle bir durum gerçekleşmedi. Komisyona bağlı olarak süreci değerlendirmek isteyenler, önce bu gerçeği bilmek durumundalar. Bunu dikkate almalılar. Çünkü bu durum görülmeden, Önder Apo üzerindeki rehine pozisyonunun hala devam ettiği bilinmeden yapılacak her türlü değerlendirme yanlış olur. Hatalı olur. Yapanları yanılgıya götürür. Dahası, bilgimiz de yoktur. Yani İmralı’da ne olup bittiği bilinmiyor.
Halbuki görüşme talepleri ülke içinden, dışından, kadınlardan, gençlerden, siyasetçilerden, aydınlardan, gazetecilerden, tüm toplumsal kesimlerden yoğun olarak geliyor. Herkes Önder Apo ile görüşmek istiyor, tartışmak istiyor, görüş alışverişinde bulunmak istiyor. Çünkü Önder Apo herkesin durumuna ilişkin görüşler belirtiyor.
Diğer yandan ise; demek ki Önder Apo’nun durumu, mevcut İmralı sistemi herkesi bu düzeyde ilgilendiriyor, etkiliyor. Herkes kendi yaşadıklarına dair bir parça şeyi bu sistem içinde görüyor. Aslında bir tür mücadele yürütüyor, özgürlük arıyor. Demokrasi istiyor, demokrasinin gelişmesini istiyor. Bunun gerçekleşmesini Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünün sağlanmasında görüyor. Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü gerçekleşmeden, İmralı işkence, tecrit ve soykırım sistemi ortadan kalkmadan sadece Kürtler için değil, Türkiye’nin tümü için de özgürlüksüzlük ve demokrasisizlik söz konusudur. Belli ki Orta Doğu ve dünya da bundan çok derinden etkileniyor. Dünyanın değişik alanlarında yaşayanlar, kendi özgür ve demokratik yaşamlarının önemli bir mihenk noktasını İmralı’da görüyorlar. Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünde görüyorlar. Bu, gün gibi açık bir gerçek. Fakat bu durumda da herhangi bir değişiklik yok. Biz çok umutsuzluk, karamsarlık yaymak istemeyiz ama bilgi böyledir. Elbette dikkatle değerlendiriyoruz, takip ediyoruz, nedenlerini anlamaya çalışıyoruz.
KOMİSYON CİDDİYET GÖSTERİYOR
Bununla bağlantılı olarak oluşturulan Meclis Komisyonu’na gelince; sonunda bir isim takıldı. Normal oldu. Biz fazla bir şey demiyoruz. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, eğer gerçekten de kendisinden bekleneni, üzerine düşeni yerine getirirse, bu isme uygun davranırsa, önemli sonuçlar ortaya çıkarabilir. Komisyondan beklenti çoktur. Böyle bir komisyonun bu biçimde kurulmuş olması da önemli. Bütün partiler katıldılar. Siyaset arenasının yüzde 98’i temsil ediliyor deniliyor. Bütün partiler büyük bir ciddiyetle katılıyorlar. Biz elbette ciddi bir işle uğraşıldığını biliyoruz. Yeniden ifade etmemizde bir sakınca yok.
Komisyonun da mevcut durumu böyle bir ciddiyeti önemli ölçüde gösteriyor. Ciddiyetle oluşmuş, öyle davranan bir komisyon. Tabii komisyondan beklentiler çok. Talepler de çok. Şimdiye kadar belli bir çalışma da yürüttü. Yaptıklarını önemsiyoruz. Arkadaşlarımız da açıklamalarda bulundular. Anlam yüklüyoruz, değerli buluyoruz.
Buna dayanarak basında görüş belirten birçok arkadaşımız şunu söyledi: Devlet ciddi yaklaşırsa, Kürt sorununun çözümünü demokratikleşmeyle birlikte ele alır ve bu temelde hareket ederse; biz sürece stratejik yaklaşıyoruz. Ciddiyetle ele alıyoruz, takip ediyoruz. Bu temelde üzerimize düşenin gereklerini eksiksiz yerine getireceğiz.
Önder Apo zaten bunun güvencesi konumunda. PKK’nin 12. Kongre kararları bunu açık ortaya koydu. Örgütsel yapının feshedilmesi, silahlı mücadele stratejisinin sonlandırılması bu gerçeği açıkça gösterdi. Arkadaşlarımız da bu kararlılığı, net tutumu her defasında ifade ettiler, ediyorlar.
Şu ortaya çıkıyor: Kürt tarafı bir bütünlük halinde, meseleye ciddi ve stratejik yaklaşıyor. Üzerine düşen görevleri hiç kimseden bir şey beklemeden yerine getiriyor. Ama tabii Devlet Bahçeli’nin de dediği gibi, kuş tek kanatla uçmuyor. Bu işler tek taraflı olmuyor.
Meclis çok taraflı olmaya çalıştı. Bütün partileri kattı. Bu anlamda önemli, anlamlı bulduk. Şimdiye kadar yaptığı çalışmalar da normal, olması gereken düzeyde seyrediyor. Gündemleri, açılışı, son toplantılarda dinlediği çevreler, kişilikler normal, olması gerekenler. Bu da işin biraz ciddi ele alındığını gösteriyor. Bu bakımdan da önemsiyoruz. Daha fazla da olmalı.
BÜTÜN KESİMLERİN KATILIMINI SAĞLAMASI SÜRECİN BAŞARISININ BİR GEREĞİ
Aslında birçok çevre hep diyor ya; barış ve demokrasi toplumsallaştırılmak durumunda. Toplumsallaşırsa, bütün toplumu içine alırsa sonuca gider, başarılı olur, gerçekleşir. Meclis çalışmaları da ne kadar çok değişik toplumsal kesimleri dinler, görüşlerini alır, herkesi birleştirirse sonuca gider.
Yüzyıllık bir sorunu çözmek istiyor. Yüzyıldır bu sorundan kaynaklı yaşanmış çatışma durumunu gidermek istiyor. Bu çatışmanın ortaya çıkardığı acılar var, kan var, gözyaşı var. Bu durum bütün toplumu etkilemiş. Evet, Kürtleri biraz daha çok etkilemiş. Ama Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içinde yaşayan herkesi şu ya da bu düzeyde etkilemiş. Dolayısıyla bunları gideren bir barış süreci yürütülüyor. Barış, bunların giderilmesi anlamına geliyor. Ki çok yönlü çalışırsa, ciddi yaklaşırsa, bütün kesimleri katarsa başarılı olur. Bu anlamda da çabaları önemli, anlamlı. Bütün kesimleri dinlemesi, her kesimin katılımını sağlaması demokrasinin de bir gereği. Bu işin başarısının da bir gereği.
KÜRT TARAFININ BAŞMÜZAKERECİSİ OLARAK ÖNDER APO’NUN KOMİSYONA ETKİN KATILMASI GEREKİYOR
Tabii bununla bağlı olarak Önder Apo’nun dinlenmesi çok önemli. Bu baştan itibaren ifade edildi. Zaten böyle bir komisyon teklifi, talebi en önce Önder Apo’dan geldi. Değişik kişilikler, partiler de bunu dillendirdiler. Talepler arttı ve nihayetinde böyle bir komisyon ortaya çıktı. Önder Apo bu komisyon talebinde bulunurken, komisyonun kendisini dinlemesi gerektiğini de ifade etti. Yani söyleyeceklerinin olduğunu, komisyon çalışmalarına aktif katılmak istediğini belirtti. Zaten işin gereği o. Böyle olması gerekiyor. Bütün bu süreçlerin bir tarafı, Kürt tarafının baş müzakerecisi. Dolayısıyla Önder Apo’nun da makul bir planlama ve zamanlamayla ve yeterli düzeyde dinlenmesi gerekiyor.
Tabii sadece Önder Apo’nun da değil; baş müzakereci yalnız başına değil ki! Yani bir heyeti var. Bir tarafı temsil ediyor. Kürt tarafını, demokrasi tarafını temsil ediyor. Demokratikleşmenin mimarı, öncüsü. Bunun düşüncesini üretiyor, politikalarını ortaya koyuyor, çözüm yolunu geliştiriyor. İçte ve dışta herkes de bunu kabul ediyor, görüyor. Başka kişilikler, şahsiyetler, partiler de buna katılıyorlar. Ama Önder Apo’nun öncü ve belirleyici düzeyde bu işi yürüttüğü tartışmasız bir gerçek. Dolayısıyla etkin olarak katılması gerekiyor. O bakımdan elbette koşullarının uygun olması lazım.
BAŞ MÜZAKERECİ AMA REHİNE TUTULUYOR, HAZIRLIK YAPAMIYOR
Şimdi bir aya yakındır hiç görüşme olmuyor. Baş müzakereci ama temsil ettiği kesimlerle görüşemiyor. Kürt toplumunun dinamikleriyle görüşemiyor. Örgüt lideri olarak rehine tutuluyor. Örneğin örgütüyle ilişkisi yok, görüşemiyor. Bir heyet oluşturamıyor. Yani hazırlık yapamıyor. Halbuki bütün bunların olması lazım. Önder Apo’nun dinlenmesiyle birlikte, aynı zamanda heyetiyle de dinlenmesi gerekli.
Bazıları diyor; “komisyon İmralı’ya gitmeli”. Ben onu da yadırgadım.
Önder Apo İmralı’da rehine konumunda kaldıkça komisyonun bir milim ilerlediğinden söz edilemez. Sadece konuşur durur. Bunu herkes bilmeli. Yani Türkçe ile konuşuyoruz, net de ifade ediyoruz. Kürt tarafı, örgütüyle, gerillasıyla, toplumuyla, silahlı-silahsız tüm direnme güçleriyle, kadınıyla, genciyle her şeyi net ortaya koyuyor. Her şey Önder Apo’nun fiziki özgürlüğüne bağlı. O özgürlük yönünde gelişmeler olmadıkça diğer söylemler, konuşmalar, yapılan işler bir iyi niyet çalışmasından öteye gitmez. Herhangi bir sonuç vermez. O bakımdan İmralı’ya gidilecek, aynı koşullarda rehin tutulan bir kişiyle görüşülecek. Bunun adı da barış görüşmesi, demokrasi görüşmesi olacak! Böyle olması mümkün değil. Böyle olamaz.
BAHÇELİ’NİN SÖZLERİ NEDEN PRATİKLEŞMİYOR?
Devlet Bahçeli ilk günden söylemişti. “Gelsin Meclis’te, DEM Parti grubunda konuşsun” demişti. Şimdi güzel konuşmalarına devam ediyor Devlet Bahçeli ama bunlar hep sözde kalıyor. Bahçeli’nin sözleri neden pratikleşmiyor? Neden pratikleşmemesi üzerinde durmuyor? Onu anlamıyoruz. Halbuki üzerinde durması gerekli.
ÖNDER APO DA HEYETİ DE MECLİS’E GÖTÜRÜLMELİ
Diğer yandan ise… İşte herkes Meclis’e gidiyor, komisyon Meclis’te çalışıyor, orada görüşülüyor. Önder Apo da, heyeti de Meclis’e götürülmeli. Meclis’te yeteri kadar dinlenmeli, yeterince zaman verilmeli. Ancak böyle olursa komisyon doğru ve yeterli çalışmış olur. Yaptıklarından sonuç ortaya çıkar. Biz bu temelde olduğu müddetçe buna inanıyoruz. Ama böyle olmazsa; örneğin İmralı’da rehine sistemi sürer, görüşmeler bile yapılmazsa, Meclis çalışması ne olursa olsun, komisyon ne kadar çevreyi katarsa katsın, hep tek yanlı işler, tek yanlı gider. Dolayısıyla oradan sonuç çıkmaz.
Bu niye böyle oluyor? İnsan bunun üzerinde düşünüyor tabii. Biz tabii devleti muhatap alıyoruz. Fakat devleti de iktidar yönetiyor. Mevcut iktidar politikaları hala barış ve demokratik toplum sürecinin ruhuna, özüne, ilkelerine uygun değil. İşte İmralı’da rehine sisteminin sürmesi buna uygun değil. Önder Apo’nun komisyon çalışmalarına katılmak için hazırlık yapma imkanına sahip olamaması buna uygun değil. Diğer yandan, ülke içindeki politikalar da buna uygun değil.
MEVCUT İKTİDARIN POLİTİKALARI HALA KÜRT KARŞITI
Birçok çevre değerlendiriyor. Topluma dönük şeylerde, siyasi partilere dönük yaklaşımlarda sadece Meclis’te bir komisyonda birlik sağlanabildi. O da Önder Apo’nun çabasıyla, demokratik inançla, demokrasiye yaklaşımla oldu. Yoksa iktidarın çabalarıyla fazla olmadı.
Dış cephede de, AKP politikalarında, iktidar politikalarında herhangi bir değişiklik yok. Böyle bir süreç gelişti. Kürtlerle Türkiye Cumhuriyeti devleti barışıyor, Türk-Kürt kardeşliği öngörülüyor. Bunun gereklerine göre bir politika izlenmeli, strateji belirlenmeli, politikalar geliştirilmeli.
Eski politikalar; çatışma, savaş, birbirini yok etme politikaları değişmeli yönünde bir ciddi değişiklik görmüyoruz. Mevcut iktidarın politikaları hala Kürt karşıtı. Hala Kürt’ün imkanlarını, gücünü yok etmeye dönük. Bu Suriye’de de böyle, Irak’ta da böyle, Avrupa’da da böyle, Türkiye’nin kendi içinde de böyle.
İşte somut örneği Suriye’de yapılanlar. Neredeyse Kürtler etkili olacak diye mevcut iktidar, Suriye’de demokratik birliği engelliyor. Bütün çevrelerin katılıp demokratik bir Suriye oluşturmasına karşı çıkıyor Kürtler de katılıyor diye. Örneğin uluslararası güçler devreye girdiler. Koalisyon güçleri, Paris’te toplantı yapılması öngörüldü. Hakan Fidan gitti; bir günde reddettirdi.
Herkes biliyor ki; Şara, Hakan Fidan’ın görüşleri temelinde Paris toplantısına katılmayacağını açıkladı. PYD Eş Başkanlık Divan Üyeleri açıklamada bulundular. Bunun nedeninin bir uluslararası platformda Kürt sorununun gündeme gelmemesi, Kürtlerin de haklarının uluslararası bir platformda görüşülmemesini sağlamak ya da görüşülmesini engellemek olduğu söylendi. Yani bu kadar Kürt karşıtı olan bir politika nasıl Kürt sorununu çözer dört parçada, Orta Doğu’da? Nasıl Türkiye’yi demokratikleştirir? Orta Doğu’nun demokratik gücü haline gelebilir? Böyle bir durum gerçekleşemez.
SİYASETTE ERDEMLİLİK, HATANIN GÖRÜLÜP KABUL EDİLMESİDİR
Bu her şeyden önce bir zihniyet olayı. Yine bu zihniyete bağlı politika geliştirme durumudur. Zihniyet ve politika değişimi şart. Fakat mevcut durumda bazı pratikler yapılıyor. Olumlu yönleri de var. Herkes izliyor, biz de takip ediyoruz. Fakat Kürt özgürlüğü, Türkiye’nin demokratikleşmesi yönünde henüz böyle bir zihniyet ve siyaset değişikliği gözükmüyor. Madem bu devleti yönetmek istiyorlar; Türkiye’nin devletinin de, partilerinin de her şeyden önce şunu ifade etmeleri lazım: Kürt halk varlığını kabul ediyorlar mı, etmiyorlar mı? Kürtler bir halk mıdır, değil midir? Bu halksa bunun demokratik hakları olacak mı, olmayacak mı? Hala bu net değildir. Dolayısıyla bu halk varsa o zaman yüzyıldır neden “yok” dendi? Biraz yüzleşmek gerekiyor bununla. “Yok” demek yanlış olmuştur, hata olmuştur.
Yani siyaset hata yapabilir. Siyasette erdemlilik, hatanın görülüp kabul edilmesi ve vazgeçilmesidir. Buna öz eleştiri denir. Ama bu yapılmak durumunda. Siyaset demokratik olacaksa bu şarttır. Demokratik siyasetin gereği yanlıştan, hatadan dönmek, eksiği düzeltmektir. Yoksa var olanı çeşitli kılıflar altında sürdürmeye çalışarak bir değişim, dönüşüm, demokratikleşme gerçekleşmez.
Bu bakımdan komisyona katılan partiler de tutumlarını koyuyorlar. Daha net de koymuyorlar. Bazı partiler açıkça koydular. Biz onları çok anlamlı buluyoruz. Önder Apo’nun süreçte oynadığı rolü ifade ettiler. Komisyonun mutlaka Önder Apo’yla muhatap olması, dinlemesi ve Önder Apo’nun komisyon çalışmalarına katılımını sağlaması gerektiğini ifade ediyorlar. Bunlar çok değerli, çok anlamlı.
AKP TUTUMUNU NETLEŞTİRMELİ; KÜRT VARLIĞI HAKKINDA NE DİYOR?
Ama bütün partiler için böyle değil. Özellikle iktidar partisi için böyle değildir. AKP tutumunu netleştirmeli. Yani zihniyetini ve politikasını netleştirmeli. Tayyip Erdoğan’ın 1990’lı yıllardaki zihniyet şeylerini açıklamak istemiyoruz. Bunlar konuşmalarda var, yazılı olarak var. O zaman söylüyordu. Birçok şeyi kabul ediyordu. Bizden daha radikaldi hatta. Ama şimdi gerçekten ne düşünüyor; kamuoyuna açıklamalı. Herkes bilmeli.
Yani Kürt halkı, Kürt varlığı hakkında ne diyor? Bu varlığı bir halk varlığı olarak kabul ediyor mu? Dolayısıyla komisyon çalışmalarını, bu halkın haklarını demokratik temelde sağlama ve kardeşliği, milli dayanışmayı buna göre gerçekleştirme olacak mı, olmayacak mı?
BU KADAR SÜRECE YAYMAK DA SÜRECİ HER YÖNE AÇIK TUTMAK ANLAMINA GELİYOR
Komisyonun ismi de öyle oldu. Ama bu konular henüz net değil. Yani denebilir ki, süreçle olur. Tamam, bilmiyoruz ama bu süreci başlatanlardan biri olarak Devlet Bahçeli de hep şunu söyledi: “Çok geç kalmamalıyız, acele olmalı” diye. İyi, sıkboğaz etmeyelim ama bu kadar sürece yaymak da süreci her yöne açık tutmak anlamına geliyor. Nereye gideceği belli olmayan bir süreç. Buradan her sonuç da çıkabilir yani. Tehlike var o zaman. O bakımdan aslında bu çok net ki; bir anlayış ve politika sorunu. Geçmiş anlayışın, zihniyetin, politikanın değişmesi, bu yönlü gelişmelerin olması gerekli.
Fakat şunu söyleyebilirim: Katılım var, bir duyarlılık oluştu. Dış dünyadan çözüm için daha net ve radikal talepler geliyor Önder Apo’nun rolü ve özgürlüğü konusunda. Kürt toplumu da Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü kampanyasını yürütüyor. Daha etkili de yürütmeli. Asla gevşetilmemeli. Türkiye’ye de bu daha fazla yayılmalı. Komisyon çalışmalarına bu temelde de güç ve destek verilmeli. Yani toplum kendi taleplerini yüksek sesle, demokratik temelde ortaya koymalı ki, o zaman süreç doğru yönde gelişebilir. Bu eksiklikler, aksaklıklar giderilebilir. Engeller aşılabilir. Yani muğlak olan, netleşmeyen hususları mücadeleyle aşmak, netlik sağlamak ve süreci ilerletmek gerekiyor.
ÖZEL SAVAŞ SİSTEMİ SÜRÜYOR
Kürt karşıtı, antidemokratik zihniyet ve siyasette ısrar, İmralı’da rehine sisteminin sürmesini getiriyor. Irak’ta, Suriye’de, dünyanın dört bir yanında Türkiye Cumhuriyeti devletinin Kürt karşıtı bir politika yürütmesini getiriyor. Aynı zamanda Kuzey Kürdistan’da, Türkiye’nin içinde de özel savaş sistemini derinleştirerek, yaygınlaştırarak uygulamayı, yürütmeyi getiriyor. Bu da neyi gösteriyor? Özel savaş sistemi sürüyor. Burada da herhangi bir değişiklik yok. Dedim ya, Suriye politikasında bir değişiklik yok. İşte deniliyor, “savaşa hazırlanıyor”. AKP’ye en yakın olan çevreler yazıyorlar. Hazırlık var, saldıracak. Dêrazor’da savaş olacak, Tişrîn’de savaş olacak. Kuzey Doğu Suriye üzerine Şam yönetimi saldıracak. Tabii Türkiye desteğiyle olacak. Bunu Türkiye hazırlıyor. Hem de herkesin gözü önünde bu hazırlıkları yapıyor.
İşte Suriye’de bunu yapan Türkiye, Kuzey Kürdistan’da da her türlü özel savaş uygulamasını sürdürüyor. Yani bir zihniyet ve siyaset değişimi yok. Demokratikleşmeye dönük adım atma yok. Halbuki demokrasi, AKP’ye zorla kabul ettirilecek bir durum değil. Kendileri yanlış oldu diyorlar, eleştirdiler. Bazı uygulamaları, yaklaşımları değiştirmek, düzeltmek istiyorlar. Bu bir anlayış sorunu, sistem sorunu, ona göre politika geliştirme sorunu. Eğer gerçekten demokrasiyi benimsiyorlarsa, antidemokratik yaklaşımlardan, diktatoryal merkezi siyasetlerden vazgeçiyorlarsa, bunu kendileri yapmaları lazım. Kendi çıkarları açısından doğru görerek yapmaları gerekli. Bunun için de birileriyle pazarlık yapmaya gerek yok. Birilerinin kendilerini zorlamasına gerek yok. Bunu zamana yaymalarına gerek yok. Hele, “Biraz pazarlık yapalım, biraz daha dışarıda Kürtlere karşı savaşalım, Kürt karşıtı olalım, içeride halk üzerinde baskı uygulayalım, ormanları yakalım, dağları yok edelim, kadınları katledelim, gençlik üzerinde özel savaşı geliştirelim, baskıyı, sömürüyü artıralım, işçiyi, memuru aç bırakalım, insanlar açlıktan inlesinler, hele sonra bakarız” denemez. Bunların hepsi suçtur.
ZİHNİYET VE POLİTİKA DEĞİŞİKLİĞİ OLMALI
Madem bunları suç görüyorsan, böyle politikaları antidemokratik görüyorsan, anında değişiklik yapman lazım. Zihniyet ve politika değişikliğinin gelişmesi gerekli. Ama dikkat edelim, böyle bir durum yoktur. Yani AKP uygulamalarında yok. Dışarıda örnekler gösteriyoruz. AKP’nin muğlaklığı devam ediyor. Her ne kadar güzel sözler söylemiş olsa da, AKP Genel Başkanlığı bu süreci üstlenmiş olsa da, devletin cumhurbaşkanı olarak, yine Meclis Başkanı güzel açıklamalar yapmış olsa da, o sözlere uygun bir politika içte ve dışta yok, demokratik yaklaşım yok, Kürt düşmanlığını değiştiren bir yaklaşım, anlayış ve politika yok.
Bu açık bir durum. Böyle bir durum gerçekten herkeste bir şey yaratıyor. Yani “Acaba?” sorusunu sordurtuyor, “AKP’ye güvenilmez” deniliyor. Mesela Kürdistan’da işte basın, her gün sokağa çıkıyor, “Biz güvenmiyoruz” diyorlar. Güven yok. Halbuki güven de önemliydi yani. Çünkü yüz yıldır, son elli yıldır, yine kırk yıllık süren savaşta acıları toplumun hepsi yaşadı. Türkiye’de yaşayan herkes yaşadı. Çocuklar, kadınlar, yaşlılar, gençler, erkekler, herkes yaşadı. Herkes bundan etkilendi. O halde bunun aşılması, barışın sağlanması herkesi ilgilendiriyor, içine alıyor.
TOPLUM GÜZEL SÖZLERLE YETİNMİYOR, ALDATICI BULUYOR
Dolayısıyla da bunun olup olmayacağı herkesi ilgilendiriyor. Gerçekten de insanlar bu kadar uzun çatışmalı süreç yaşandıktan sonra tabii güven verici pratik adımlar görmek istiyor. Güzel sözlerle yetinmiyor. Aldatıcı buluyor. Kanmak istemiyor o sözlere. Yani pratiği gördüğü ölçüde inanacak. Sadece söz düzeyinde kalan şeyler, insanlar açısından inandırıcı olmuyor.
Bu açıdan da karamsar bir tavır çizmek istemeyiz ama AKP, gerçekten de bir devlet politikası haline gelmekte olan bu barış ve demokratik toplum sürecinin gereklerini yerine getirecek, Türkiye’de Kürt sorununun, Kürt halkının varlığı ve hakları temelinde çözümünü; buna dayalı Türkiye’nin demokratikleşmesini, Cumhuriyet’ten önce olduğu, daha önceki tarihsel süreçlerde yaşandığı gibi Türk-Kürt kardeşliğini yaratacaksa, bunun öncülüğünü yapacaksa, siyasi öncüsü olacaksa o zaman zihniyetini ve politikalarını değiştirmesi gerekiyor.
AKP sözcüsü çıkıyor, mesela Ömer Çelik; onun zihniyetinde bir milim değişiklik yoktur. Tek devlet, tek millet, tek dil… Tek, tek, tek, tek. Ulus-devletçilik faşizmdir. Ömer Çelik okusun, baksın “faşizm nedir” diye. Yani bu kadar faşizmi bu ortamda da dillendirmeye gerek yok. Onunla AKP ve MHP tabanını daha da fazla zehirliyor. Süreç karşıtı hale getiriyor. O zaman bu biçimde konuşan, propaganda yapan bir siyasetin barış getireceğini nasıl öngörebiliriz, değerlendirebiliriz? Bu gerçekten çok güven vermeyen bir durum.
Şunu söyleyebilirim ben. AKP bilmeli ki herkes görüyor. Yani kendi durumunu görüyor, biliyor. Yani şöyle diyebilir: “Zamana ihtiyacım var, bu işler bir anda olmuyor, zordur. Biz ciddi yaklaşıyoruz, adım adım ilerleyeceğiz.” Böyle denirse biz de anlam veririz buna. Ciddi yaklaşırız, önemli buluruz. Ama böyle de denmiyor.
İşte bakın, aslında diyorlardı, “Eylül’e kadar komisyon bitirecek bu işi”. Komisyon daha yeni toplantılar yapmaya başladı. Ağustos bitiyor, Eylül geliyor. Belli ki sürece yayılıyor. AKP böyle bir şey demiyor, güya bir barış ve demokratikleşmeden yana tutumu varmış gibi izlenim veriyor. Ama bunu sözde yapıyor, kısmen yapıyor, çoğu zaman yapmıyor da. Zaten basın, zehir dilini kullanmaya devam ediyor. Diğer yandan ise politik uygulamaları içte ve dışta, eski o baskıcı, Kürt karşıtı, ulus-devlet tekçiliğini ifade eden temelde hiç değişiklik olmadan sürüyor.





