Yönetilmek devletin toplum üzerindeki egemenliğini ifade eder. Toplumun yönetilir durumda olması aslında bir esaretin kendisidir. Burada, devlet toplumun efendisi rolünü oynayıp toplum devletin kölesi, hizmetçisi ve eşyası haline getirilir. Devletli sınıflı sistemde toplum yaşamın öznesi olmaktan çıkarılıp bir nesne haline getirilir ve devlet kutsanır. Toplum ve birey kendisini devlete ait bir eşya olarak görür, onsuz nefes bile alamaz, alamayacağını düşünür. Özellikle köleci ve feodal sistemlerde devlet adeta tanrı toplum ise kul olmuştur ve devletin toplum üzerindeki egemenliğini tartışmak suç olarak görülür. Topluma ait bütün değerler devlet tarafından ele geçirilmiş toplumu egemenlik altında tutmak için toplumun aleyhine kullanılıyor. Devletli sınıflı sistemlerde toplum yaşamıyor sadece fiziki olarak bir makine gibi hareket edip efendisinin/devletin hizmetlerini yerine getiriyor. Sanayileşmeyle gelişen sermaye sınıfının sözde özgürlükçü ve demokrasi anlayışı da göreceli olarak bazı değişimler olduysa da, burada devletin toplum üzerindeki egemenliği cilalanmış yeni bir şekle ve formata kavuşmuştur.
Böylece devlet toplumun babası olarak varlığını sürdürmüş, tarihsel olarak oluşan bütün toplumsal değerler devlet tarafından daha çok kullanılmıştır, egemenlik ve iktidar çeşitli argümanlarla, yasalarla, kanunlara meşrulaşma yoluna girmiştir. Devletin kendisini toplum nezdinde derinliğine meşru ve vazgeçilmez hale getirmesi ulus devlet çağında daha çok yaşanılan bir durum olmuştur. Ulus devletin kullandığı argümanlar toplumun özgürlük ve demokrasi değerleri, ulusal değerler olmuştur. Kapitalizm ve ulus devlet aslında doğada ne varsa hepsini kendi egemenliği için kullanmıştır. İklimin ve ekolojik dengenin bozulması kapitalizmin aşırı kâr hırsının bir sonucudur. İnsanın sosyal ve kültürel olarak insan olmaktan çıkarılıp bir nesne haline getirildiği sistem kapitalizmdir. Bu sistemde insan adeta robot olarak görülüyor. Demokrasi ve özgürlük insan toplumunun en önemli sosyal ve kültürel yaşam kaynağıdır. Bu değerleri kaybedenlerin yaşamları esaret altına alınır. Bu yaşamsal değerleri kaybedenler yönetilir, kullanılır hale gelirler.
Devletli sınıflı sistemler toplumun insan olmaktan çıkarıldığı ve egemenlere maddi değerler ürettiği bir nesne haline getirilmiştir. Birileri tahtta oturur birileri kul olarak tahtta oturanın karşısında eğilir. Böylece yaşamsal değerleri çalınan toplum doğal toplum ve doğal insan olmaktan çıkarılıp devlet denilen zindana konur. Toplumun yönetilen olmaktan çıkması yaşamı doğru tanımasıyla mümkündür. Kendini bilmek, kendin olmak, özgürlüğü tanımak, özgürlüğü kurmak ve yaşamak için önemlidir. Kendini bilmek özgür bir beyinle olur. Özgür birey ve özgür toplum olmakla olur. İnsan kendini bildikçe özgürleşir özgürleştikçe kendin daha iyi bilir, yaşamı daha iyi algılar, çevresinde olup bitenleri daha iyi öğrenir dolayısıyla kendi kendisini yönetmesini öğrenir. Önder Apo’nun geliştirmiş olduğu paradigmaya baktığımızda insanın kendi kendini tanıma hakikatı ile ilgilidir, yaşamın anlamını öğrenme ve özgür yaşam ile ilgilidir. İnsan kendisini tanıdıkça yaşamı daha iyi tanır, yaşamı tanıdıkça devleti daha iyi tanır dolayısıyla devletin bir ur, bir kanser olduğunu görür. Devleti yaşam içerisinde hiç olmaması gereken bir aygıt olarak değerlendirir ve ondan kurtulma mücadelesini yürütür.
Kendini bilenlerin özgürlüğü ve demokrasisi olur çünkü kendini bilenler kendi kendilerini yönetirler ancak kendisini yönetenler kendi değerlerini yaşayabilirler. İşte demokrasi ve özgürlük toplumun yaşayabileceği en büyük değerdir dolayısıyla bu değerler yönetilen olmaktan çıkarak kendi kendini yönetmeyi öğrenerek yaşanır ve hayat bulur. Özgürlük ve demokrasi insanın insana değer vermesiyle yaşanılır hale gelir özgürlük ve demokrasi insanın üzerinde yaşadığı toprağa gezegene değer vermesi ile korumasıyla mümkün olur. Yoksa özgürlük ve demokrasi bir devlet içerisinde iktidar olma sorunu değildir. Özgürlüğü, demokrasiyi devletin elinden alıp topluma iade edilmesi gerekir ve bunu yapacak olan da yine toplumun kendi öz gücüdür. Toplum kendi kendini yönetebildiği ölçüde kendi kendine önderlik yapabildiği ölçüde özgür olur hayatı gerçek anlamda yaşar. Devletin ve iktidarın egemen kesimlerin kullandığı bir nesne olmakla demokrasi ve özgürlük yaşanılmaz. Öncelikle demokrasinin ve özgürlüğün kurucu gücü olmayı başarmak gerekiyor. Bu da yaşamı doğru öğrenme ile kendini doğru keşfetme ile gerçekleşir.
Kemal SÖBE





