Kürt sorununun çözümsüz kalması bir inkâr zihniyeti sonucu oldu. Kürt halkı TC tarafından hala bir ulus olarak kabul edilmemektedir. Bu da Kürt sorununun çözümünün gerçekleşmesini engelliyor. Çünkü sorunun varlığı kabul edilmiyor ki, çözümde ona göre gelişsin.
2008’den günümüze kadarki bütün çözüm süreçleri, komisyonlar, açılım süreçlerinin hepsi devlet ve iktidar olarak içine girmiş oldukları krizi ve siyasi tıkanıklığı aşmak ve askeri olarak yapamadıklarını siyasi olarak zamana yayarak yapmaya çalıştılar. İşte bu son çözüm süreci de daha önceki oyalama taktiğinin bir parçası ve devamıdır. Kürt sorununun çözümü, eğer istenirse bir aylık iştir. Bir ayda Kürt sorununun çözümü gerçekleşir, gerisi sadece teknik ve siyasi konulardır. TC devleti, Kürt halkının ulusal varlığını resmi olarak kabul etmediği ve bunu bütün dünyaya resmi olarak ilan etmediği sürece çözüm süreci sadece oyalama taktiği olarak kalır ve kısır döngüde dönüp dolaşıp aynı noktaya gelinir.
Kürt halkının ulusal varlığının resmi olarak kabul edilmesi sorunun çözümünü sağlar. Başka türlü, İmralı’ya gidilir gelinir, açıklama yapılır, tekrar gidilir gelinir açıklama yapılır ama çözüm için adım atılmazsa İmralı’ya gidip gelmeler, bazen görüşmelerin yapılması Kürt tarafından ortaya çıkan tepkileri hafifletmek ve mücadeleyi bitirmek içindir. Çünkü sadece gerilla güçleri savaşmıyor, Kürt gençleri dört parça Kürdistan’da, Avrupa’da ve dünyanın her yerinde mücadele ediyorlar, uzun yürüyüşler yapıyorlar. Bununla beraber dünyaca tanınmış aydın, filozof ve akademisyenler Önder Apo’nun özgürlüğü için girişimde bulunuyorlar.
Bütün bu direnişler ve aktiviteler, zaten zor durumda olan TC’yi daha çok zora sokuyor, nefes alamaz hale getiriyor. Kürt ulusal hareketi karşısında zorlanan devlet ve iktidar bu zorlanmayı aşmayı kendine göre alışılagelmiş kandırma taktiklerini devreye koyup oyalamakla aşmaya çalışan son derece akılsızca hareket ediyorlar. Türkiye günden güne kan kaybediyor ama iktidar aygıtı iktidarda olmanın hesabını yapıyor. Türkiye’yi gerçekten de akılsız beyinler yönetiyor. Kürt Halk Önderi’nin Türkiye’yi ne kadar düşündüğünü anlayamayanlara akılsız beyinlilerdir. Türkiye kendi tarihinde en zor zamanlarını yaşıyorken ve bu zorlukları aşmak için ciddi köklü bir demokratikleşmeye ihtiyaç varken, bu demokratikleşmeyi de Önder Apo ve PKK yapabilecek güçteyken, hala basit iktidar hesapları yapıp Türkiye’yi uçurumun kenarına getirmek ancak Türkiye düşmanlığıyla açıklanır. Türkiye’yi yönetenler Türkiye’nin en büyük düşmanlarıdır bu açıkça ortadadır. Türkiye’de küçük bir kesim dışında halk ve emekçi sınıflar bu gerçekliği görüyorlar ve biliyorlar ama Türkiye’de sözde sol kesimler, masa başı lafazan devrimciliğiyle ve gevezelikle vakit geçirdikleri için halkı örgütlenip harekete geçiremiyorlar.
Kapitalizmde halkın sistemden memnun olmaması sistemin yıkılması için yeterli değildir. Halkın örgütlü halk olarak hareket etmesi ve sisteme karşı pratik bir arayış içinde olması gerekiyor. Devrimcilik tam da bu koşullarda rol oynamalıdır. Türkiye devrimciliği, açıkçası sınıfta kaldı. Kendine bile faydası olmazken Kürt halkına ne faydası olsun. PKK’nin Kürt halkına faydası olduğu için Türkiye halkına da Arap ve Fars haklarına ve bölgenin diğer küçük kesimlerine de faydalı olacak. Zaten bölge halkları bu gerçekliğin farkında oldukları için PKK’yi ve Önderliği kendilerine yakın buluyorlar. Eğer Kürt sorununun çözümü gelişmez ve demokratikleşme gelişmezse Türkiye daha büyük bir krizle karşı karşıya gelecek. Kürt halkını kendisi için hala düşman olarak gören bir devlet zihniyeti var. Kürt halkını kendine düşman olarak gören bu zihniyet yıkılmadığı sürece ne Kürt sorunu çözülür ne de Türkiye demokratik olur.
Türkiye’nin Kürt sorununu çözmekten başka çaresi bulunmamaktadır. Ya çözüm gelişir Türkiye demokratik olarak var olur, ya da büyük bir kaos yaşayarak bir bitişi yaşarlar. Türkiye aslında yüz yıldır kendi kendine sessiz bir kaos yaşıyor. Kürtler söz konusu olduğunda bütün partiler, siyasi kesimler, devletin ve sözde cumhuriyetin bekası diyerek Kürt halkına karşı tek cephede hizaya geliyorlar bayrak, marş diyorlar. Kürt sorunu çözülürse Türkiye demokratik olursa, bugün Kürtler karşısında tek cephede hizaya gelenler birbirine ateş püskürecekler. Bu zihniyetleri bir araya getiren Kürt karşıtlığıdır. Bu iktidar çevreleri normal koşullarda birbirlerini yiyorlar. Demek ki Kürt sorunu çözülecek ki ak ile kara, iyi ile kötü ayrışsın. Türkiye halkının artık sokaklara çıkıp sınıfsal ve ekonomik olarak kendisini ezen bu sisteme karşı mücadele etmesi gerekiyor. Zulüm üreten bu sisteme karşı daha fazla sessiz kalmak zulmün daha çok gelişmesine yol açar.
SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ ÖZ GÜÇTE
Devlet sorunların ürediği bir bataklık olduğu için, sorunların çözümünü devletten değil kendi öz gücümüzde arayacağız. Devlet veren değil alandır, zulüm edendir. Halka zulüm edenler, halktan alanlar halka bir şey vermezler. Özgür insanlar devletten hak talep etmezler yaşam hakkını ve imkânını kendileri yaratırlar. Devlet, cumhuriyetler ve demokrasi çağında ulus devlet maskesiyle kendisini halkın hizmetçisi gibi gösterir ama bu, halka efendilik yapmanın modern çağın argümanlarıdır. Neden sürekli milliyetçilik yapıyorlar, devlet millet el ele diyorlar? Sürekli devletin var olması gerektiğini halkın beynine empoze ediyorlar ki, iktidarları ve temel dayanakları yok olmasın. Devlet için var olmanın temeli devlete vatandaşlık bağıyla bağlı ve milliyetçilikle beyni yıkılmış eğitimsiz kitlelerdir. Bu kitlelerin eline bir tencere verilirse çorba kuyruğunda beklerlerse karınları biraz doysa bile, Allah devletimize zeval vermesin deyip devlete kulluk yapmaya devam ederler. Devleti iyi tanımayanlar nasıl bir özgürlük ve yaşamın olması gerektiğini bilmezler ve sürekli devletin ve iktidarın egemenlik alanlarında bir yaşam ararlar. Geçmiş yüzyılın sosyalist yaklaşımları bile devletin ve iktidarın egemenlikçi zihniyetinden kurtulamadıkları için başarılı olamadılar. Devletler kendiliğinden değişmezler, ancak halklar kendi kendilerini yönetmeyi öğrendikçe devletlerin etkinlik alanları daralır ve zamanla biterler. Devletten kasıt, küçük bir elit seçkin sınıfın toplum üzerinde hakimiyet kurması olarak anlaşılmalıdır. Küçük bir asker, sermaye, bürokrat sınıfı toplumun tepesine çöreklenmiş saltanat sürdürüyorlar ve bu durum beş bin yıldır devam ediyor. Toplum buna artık dur diyecek kendi toplumsal komünal yönetimini kuracak. Devlete karşı en doğru mücadeleyi Kürt halkı PKK’yle, Önderliğin geliştirdiği yeni yaşam çizgisiyle, yani devletsiz doğal komünal yaşam paradigması çerçevesinde büyük bir yaşam mücadelesini yürütüyor.
Kemal SÖBE





