KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Anasayfa
  • Haberler
  • Polİtİk Analİz
  • Araştırmalar
  • Makaleler
  • Tüm Bölümler
    • Dizi Yazı
    • Kadın
    • Özgürlük Perspektifleri
    • Editörden
    • MİT Gerçekleri
    • Röportajlar
    • Dış Basından
    • Serbest Yazılar
KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster

Sürecin Üç Kilit Kavramı: Demokratik Toplum, Barış ve Demokratik Entegrasyon-2

Barış sürecinin de gerekli şartları vardır. ‘’hiçbir şart olmadan’’ söylemi sadece kuru bir propagandadan ibarettir. İki yüzyıllık Kürt sorunu gibi kapsamlı bir sorunun şartsız çözümü toplumsal olguya ve siyaset sosyolojisine de aykırıdır. Elbette şartları olacaktır. Bu işin doğası gereğidir.

14 September 2025
Kategori: Dizi Yazı, Politik Analiz
289 5
1.6k
GÖRÜNTÜLEME
Facebook İle PaylaşınTwitter İle Paylaşın

Kürtler barışı esas almaktadır. Sorunların siyasal demokratik çözümünü tercih etmektedir. Önder Apo’nun ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ bu çerçevede gelişmiştir. İki taraf arasında savaşa neden olmuş bir tarihsel sorun tek tarafın gayretleri ve istemleriyle çözülemez. Nitekim savaş kırk yıldan fazla sürmüş ve tekrara yol açmışsa bu Türk tarafının olumsuz yaklaşımlarından kaynaklanmıştır.

Barış sürecinin de gerekli şartları vardır. ‘’hiçbir şart olmadan’’ söylemi sadece kuru bir propagandadan ibarettir. İki yüzyıllık Kürt sorunu gibi kapsamlı bir sorunun şartsız çözümü toplumsal olguya ve siyaset sosyolojisine de aykırıdır. Elbette şartları olacaktır. Bu işin doğası gereğidir. Kürt Özgürlük Hareketinin elli iki yıllık tecrübesi vardır. Onlarca ateşkes ve çözüm arayışı olmuştur. Yani Kürtler politik kurnazlıklara kanacak yüz yıl önceki Kürtler değildir. Kürtler girilen süreci yeniden Kürt-Türk kardeşliğinin tesisi için ‘’tarihi bir fırsat’’ olarak ele almaktadır. Ancak Türk devleti ise süreci Kürt isyanını tasfiye etme ve Kürtlerin güç olmaktan çıkarılması için bir ‘’tarihi fırsat’’ olarak değerlendirmektedir. Görüldüğü gibi iki tarafın çözüm paradigması farklıdır. Yani ‘’Çözüm’’ denen olgu iki taraf içinde farklı anlamları taşıyor. Henüz ortak bir bakış açısı oluşmuş değildir. Devletin bir kanadında belki bu bakış açısı olabilir. Fakat, sürecin bir devlet politikası haline geldiğini söylemek çok zordur. Pratik söylem ve yaklaşımlara bakıldığında bu aşamada henüz mümkün görünmemektedir.

Örneğin Türk devletinin, AKP-MHP iktidarının ve bunlara bağlı basının dili klasiktir. Sorunu magazinleştiren, basitleştiren ve gerçeği saptıran tarzdadır. Kürt tarafının hiçbir hassasiyetine önem vermeyen provokasyon dilidir. Türk devletinin, AKP-MHP iktidarının yaklaşımı ciddiyetsizcedir. ‘’Türkiye’de yaşayan herkes Türktür’’ anlayışı halen hakim olan faşist bir yaklaşımdır. Türk devletinin zihniyetinde bir karış ilerleme yoktur. “Terörsüz Türkiye” kavramının altında örtük değil, açık bir ırkçılık ve faşizm vardır. ‘’Karaman’ın oyunu, sonra çıkar oyunu’’ deyimine göre Osmanlının oyunları deşifre olmaktadır. Türk devletinin ve AKP-MHP iktidarının amacı Kürtlerle gerçek manada eşitçe kardeş olmak değildir. Türk devletinin nihai amacı, Kürtlerin elli iki yıllık mücadele kazanımlarını tasfiye etmektir. Öz savunma araçlarından arındırarak soykırıma açık hale getirmektir. Her gün dillendirdikleri kardeşlik, eşitlik ve birlik sloganları safsatadır. Kardeşlik, birlik, beraberlik onlara göre ancak Kürtlerin mücadeleyi bırakması ve ‘’Türk’’ olmasıyla gerçekleşecektir. Türk tarafının çözümü Kürtlerin toptan silahsızlanıp teslim olmasıdır. Başka da bir anlamı yoktur. Kürt varlığının kabulü de Türk tarzınca olmaktadır. ‘’Kürt olabilirsin ama benim istediğim gibi olacaksın, resmi varlığın ve dilin olmayacak’’ anlayışı hakimdir. Artık varlığı inkâr edilemeyen Kürtlüğü tasfiye etmenin farklı politik ve ideolojik yöntemleri geliştirilmek istenmektedir. Bu bakımıyla süreç en kırılgan bir dönemdedir.

AÇIKLAMALAR SOYKIRIMCI ZİHNİYETİN NE KADAR CANLI OLDUĞUĞUNUN İFADESİDİR

‘’Millî Dayanişma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’’ nun ilk dört toplantı tutanakları okunduğunda Türk devlet zihniyetinin ne denli muhafazakâr ve gerici olduğu anlaşılmaktadır. Numan Kurtulmuş’un Komisyon açılışında yaptığı; ‘’yarım asırdır milletimizin başına bela olmuş terör illetinden kurtulmak için tarihî bir dönüm noktasına gelindiğini hepimiz müşahede ediyoruz… Komisyonumuz, on yıllardır ülkemizin enerjisini tüketen ve kardeşi kardeşten uzaklaştırmaya çalışanların provoke ettiği bir meseleye yeni bir gözle bakma iradesinin de yansımasıdır… Küresel emperyalizmin böl-parçala-yönet politikalarının kirli aracı olarak kullanılan terör aparatları vasıtasıyla içimize suni şekilde sokulmaya çalışılan ayrılık fitnesine milletimiz hiçbir zaman itibar etmemiştir…Terör eylemlerinin ülkemize yaşattığı karanlık yıllar her bir yurttaşımızın ortak kaybıdır, ortak acısıdır. Terör bu topraklarda uzun yıllar boyunca sadece canlarımızı almadı; emeğimizi, umudumuzu ve ortak hayalimizi de çaldı. Cumhuriyetimizin yüzyıllık tarihinin yaklaşık elli yılında enerjimizi içerideki karanlıkla boğuşmakla geçirdik’’ değerlendirmesi soykırımcı zihniyetin ne kadar canlı olduğunun ifadesidir. Bu zihniyet ve üslup soykırımın temelidir ve hakim olmaya devam etmektedir. Objektif bakış açısı ve adaletli yaklaşım olmadığından çözüm de gelişmemektedir.

Türk tarafını masaya getiren en önemli etkenlerden biri bölgede kurulan yeni denklemdir. Türk devletini paniklendiren ‘’ikinci Sevr sendromu’’ olduğu devlet yetkililerince sıkça vurgulanmaktadır. Yani Türk devletini böylesi bir sürece iten ve değişimi zorunlu kılan, geçmiş hatalarından dönme ve bunun özeleştirisini verme değildir. Türk devletini bu aşamaya getiren demokratik zihniyet dönüşümü değil, Kürtler üzerinden parçalanma korkusudur. Bu nedenle, özde değil biçimde bir değişim gündeme gelmiştir. MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ın Erzurum toplantısında sarf ettiği: ‘’Terörsüz Türkiye projesi hayata geçirilirken, birlik ve bütünlüğümüzden, millî egemenliğimizden, millî devlet ilkesinden asla taviz verilmeyecektir…Anayasa’mızın değiştirilmesi mümkün olmayan dört maddesinde ifadesini bulan millî egemenlikten asla geriye dönüş olmayacaktır. Ancak takdir edilecektir ki 40 yılı aşkın süredir Türkiye’ye ayak bağı olan ve yüzlerce şehit, binlerce gazi vermemize yol açan terör belasının sona ermesi öyle ha deyince mümkün olmayacaktır. Bu hususta irade beyanı yeterli değildir. Terörizmin arkasında egemen güçlerin, emperyalizmin durduğu bir ortamda, bölücü terör örgütünün tamamen tasfiyesi zaman alacaktır’’ sözleri niyetlerini ele vermektedir. Sarf edilen bu sözlerin altındaki mantığın inkar ve soykırım mantığı olduğu çok açıktır.

Erdoğan’ın, Malazgirt anmasında, “kılıç kınından çıkarsa kaleme kelama yer kalmaz” şeklindeki tehditkâr sözlerinin altında da yine bilinen faşist zihniyet vardır. Tehditler Kürt düşmanlığındaki şehvetin dışa vurumundan başka bir şey değildir. Zorunlu olarak telaffuz edilen kardeşlik söyleminin ne denli sahte olduğunun kanıtıdır. Keza aynı tarzda D. Bahçeli’nin sürekli Rojava Kürt yönetimini hedef göstermesi aynı zihniyetin ortaklığına işaret etmektedir. Türk devleti ve AKP-MHP iktidarı, Rojava Kuzey Doğu Suriye özerk sistemini tasfiye ederek DAİŞ-HTŞ çetelerine peşkeş çekmeyi hedeflemektedir.  Rojava Kurdistan’ı Türk devletinin Kürtlere yaklaşımının ölçüsüdür. Bir taraftan Kürt kimliğini tanıyacağını, Kürtlerle kardeşleşme sürecini başlattığını söyleyeceksin, ama bir taraftan da Kürtlerin Rojava örgütlülüğünü dağıtarak vahşi çetelere peşkeş çekmek isteyeceksin! ‘’Kardeş’’ dediğin bir halkı katliama sürükleyeceksin. Türkün kardeşlik anlayışı ancak böyle olur. Bir taraftan, baş müzakereci olarak Önder Apo’yu kabul edeceksin ama ‘’hiçbir yasadan yararlanamaz, serbest kalamaz’’ diyeceksin! İşte Osmanlı oyununun deşifrasyonu burada yaşanıyor. Asında Türk devletinin amacının anlaşılacağı iki nokta var: İmralı ve Rojava’ dır.

ÜÇ KAVRAMIN İFADE ETTİĞİ BOYUTLAR

Yukarıda da belirtiğimiz gibi, son Kürt isyanına dayalı gelişen PKK öncülüğündeki isyanın gerekçesi olan inkar ve imha politikalarının sonlandırılması için iki halkın birlikteliğinin; tarihsel, ideolojik, sosyal, siyasal, ekonomik, coğrafik, diplomatik, kültürel ve hukuki açıdan yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Önder Apo’nun kilit mahiyetinde tanımladığı bu üç kavram Cumhuriyetin kapsamlı bir reformdan geçirilişini ifade etmektedir. Kürt, Türk ve Türkiye’de yaşayan diğer halkların oluşturacağı ortak birliğin yeniden tanımlanmasının gerekliliğine vurgu yapmaktadır. Üç kavramda birbirini tamamlayan, biri olmadan ötekinin de gelişmeyeceği kavramlardır. Bütünsellik içinde uygulanması gereken boyutları ortaya koymaktadır.

Nedir bu üç kavramın ifade ettiği boyutlar?

Demokratik Toplum kavramı: 27 Şubat deklarasyonunda güçlü vurgusu yapılan; ‘’kimliklere saygı, kendilerini özgürce ifade edip, demokratik anlamda örgütlenmeleri, her kesimin kendilerine esas aldıkları sosyo-ekonomik ve siyasal yapılanmaları ancak demokratik toplum ve siyasal alanın mevcudiyetiyle mümkündür’’ ifadesinde yerini bulur. Demokratik Toplum kavramı iki yönlü olarak değerlendirilebilir. Birincisi Demokratik Modernite ve Demokratik Ulus sistemiyle olan bağlantısıdır. Demokratik Konfederal sistemin bir tanımıdır. Demokratik Toplum kavramı, kadınlar, gençler, etnik yapılar, işçi-emekçiler, kültürel örgütlemeler, ekolojik örgütlemeler, inançlar, demokratik kitle örgütleri, sivil kuruluşlar ve diğer bileşenleriyle toplumun bütün boyutlarda kendini demokratik komünal ölçülerde örgütlemesidir. Bu çerçeve, Demokratik Sosyalizm perspektifiyle Demokratik Modernite Sisteminin örgütlenmesini kapsamaktadır. İkincisi ise Kürtler için olan boyuttur. Kürtler için ise, bir ulus ve halk olarak Kürtlerin kendilerini özgür temelde sosyal, siyasal, ekonomik alanda Demokratik Ulus tarzında örgütlemesidir. Halk olmaktan kaynaklı haklarını sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik ve hukuki haklarını kullanmasıdır. “Kürdistan Demokratik Komünler Birliği’’ olarak genel bir örgütleme tarzında Kürtlerin örgütlenmesini ifade eder. Kürt halkının, demokratik komün anlayışıyla kendini eşit ve özgürce geliştirme hakkıdır. Bu boyut evrensel hukukta kabul edilen Üç Kuşak Haklar kapsamında da değerlendirilebilir. Evrensel Üç Kuşak Temel Haklar; birey, ulus, sınıf, din-mezhep, cins ve farklı kültürlere dayalı grupların haklarını güvenceye alarak düzenlenmiştir. Bu haklar insan hakları, sınıf, ulus, din, cinsiyet, etnik, grup ve ırk ayrımı yapılmadan insan oldukları için herkesin sahip olması gereken özgürlükler ve bunların güvenceye kavuşturulmasını ifade etmektedir. Üç Kuşak Temel haklar bastırma, haksızlık ve hukuksuzluk karşısında her türlü direnmeyi, isyan ve ret etmeyi de meşru savunma hakkı kapsamına almaktadır. Kategorileştirilen bu hakların genel çerçevesi şöyledir:

1.Kuşak Haklar: Bireysel sivil ve politik temel haklardır. Düşünce, inanç, ifade özgürlüğü, örgütlenme, toplantı, gösteri hakları, serbest dolaşma, anadilde eğitim görme hakkı, özgürce yaşam vb. haklarıdır.

2.Kuşak Haklar: Ekonomik, sosyal, toplumsal ve kültürel haklar şeklinde belirlenmiştir

3.Kuşak Haklar: Grup ya da topluluk hakları. Halklar ve halkların kültürel, ulusal varlıklarını özgürce geliştirme ve yaşama hakları olarak kabul edilmiştir.

Bu temel toplumsal haklar tamamlanmadan Kürt sorunu çözülemez, Demokratik Cumhuriyet ve Demokratik Entegrasyon gerçekleşemez. Demokratik Toplum çözümü kendini Demokratik Cumhuriyet ile Demokratik entegrasyonda pratikleştirir. Eğer Türk-ulus devlet sistemi Demokratik Toplum boyutunu ve temel hakları kabul etmez ise, Kürtler Demokratik Toplumsallığını farklı yöntem ve seçeneklerle örgütleyeceklerdir. Kendi geleceklerini alternatif projelerle gerçekleştirmeye yönelmek zorunda kalacaktır. Bu çatışma ve savaş sürecinin tekrar başlaması anlamına gelmektedir.

Barış kavramı: Sorunların çözümünde çatışmasız ve şiddetsiz yöntemin esas alınmasıdır. Savaşta yaşanan ölüp-öldürmenin devreden çıkartılmasıdır. Çözümün başlangıcı barış ile doğar. Bu boyut gerçekleşmeden diğer iki kavramsal boyutun yaşam bulması mümkün olmayacaktır. Barış kavramı, demokratik uzlaşmayı temel yöntem olarak benimser. Şiddeti devre dışı bırakarak tartışma ve diyalog yöntemini geliştirir. Ayrılıkçı, ötekileştirici, rencide edici dili terk eder. Kapsayıcı ve yapıcı demokratik dili esas alır. Bunun şartı iki tarafında sorunların çözümünde siyasal ve demokratik yöntemlerle yaklaşmasıdır. Barış sürecinde; konuşma, tartışma, diyalog, müzakere temel yöntem olarak benimsenmektedir. Barış aşamasında sorunların çözümünde demokratik siyaset ve hukuki yöntemler esas alınmaktadır.

Demokratik Entegrasyon: Entegrasyon terimi kültür, ekonomi, sosyal, siyasal, teknik, kimya, bilim gibi geniş bir alanda kullanılmaktadır. Bizim kavramı kullanma amacımız toplum bilim çerçevesindedir. Yani entegrasyon kavramını, burada sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik ve hukuki anlamda kullanmaktayız. Bu perspektifle ele alındığında demokratik entegrasyon; Kürtlerin kendi kimlikleriyle ve özgür iradesiyle gerekli anayasal ve yasal düzenlemelerle ulus-devletlere ve Demokratik Cumhuriyete katılmasını ifade eder Sorunun kalıcı çözümü için Demokratik Entegrasyon kilit bir kavramdır. Olmazsa olmaz kabilindedir. İki tarafın olumlu ve yapıcı yaklaşımları anlamında Pozitif entegrasyon biçiminde de tanımlanmaktadır. Demokratik entegrasyon bütünsel hukuki düzenlemeleri zorunlu kılar. Demokratik Toplum ile ulus-devlet diyalektiğinde ideolojik, felsefik, sosyal, kültürel, ekonomik, hukuki ve siyasal alanda mücadele içinde olunacaktır.  Çünkü uzlaşmanın ve entegrasyonun ideolojik sınırları vardır. Zira iki paradigmanın ve iki ayrı ideolojinin varlığı söz konusudur. Taraflar ideolojik değil politik uzlaşma içinde hareket edecektir. Ama bunun yanı sıra ilişki ulus-Devlet + Demokratik Toplum diyalektiği şeklinde kurulacaktır. Yine buna bağlı olarak Demokratik Entegrasyonda da Hukuk + Ahlak diyalektiği var olacaktır. Demokratik Entegrasyonda bir tarafın egemenliği değil iki tarafın uzlaşısı esastır. İki tarafın, belirlenen hukuki çerçevede birbirinin varlığına saygı göstermesi ortak prensiptir. Fakat iki sistem arasındaki mücadele de siyasi ve hukuki zeminde devam edecektir. Bu mücadele devletin saldırıları sonucu bazen öz savunmaya dayalı gelişebilir. Ulus-devlet bastırma yöntemlerine yönelirse, Demokratik Toplum direnme hakkını kullanacaktır. Demokratik hukukun gelişimi Kürtlerin devlete demokratik katılımını gerçekleştirecektir. Demokratik hukuk; Devletin kendini Kürt varlığına açması, asli unsur olarak devlette temsil edilmesini sağlamasıdır. Demokratik Entegrasyonda Kürtlere düşen; demokratik temelde kendi kimliği ve öz yönetimiyle devlete katılmadır. Burada inkar, asimilasyon ve soykırım anlayışı ile buna karşı gelişen isyan, silahlı mücadele, ret ve ayrılıkçı anlayış son buluyor. Demokratik entegrasyon, söz konusu iki paradigmayı aşan ve bu paradigmaların yarattığı sorunları çözen yaklaşım oluyor. Kısacası; Demokratik entegrasyonda Türk tarafının klasik inkar, katliam, bastırma ve imha politikalarından vaz geçmesi, Kürtlerinde ayrılıkçı, ulus-devlet anlayışını terk ederek Demokratik Cumhuriyet şemsiyesi altında özgürce siyaset yapmasını ve varlığını öz kimliğiyle geliştirmesini ifade ediyor.

Yukarıdaki üç kavramın gelişebilmesi için Türk devletinin daha kapsamlı bir reformla demokratik dönüşüme uğratılması gerekmektedir.

Birincisi; İdeolojik olarak Türkçülük adına tasarlanan ulus-devlet projesine endeksli geliştirilen tek ulus-millet anlayışından vaz geçilecek. Bunun için anayasal değişim zorunludur. Bu boyut, Kürt inkarına, katliamına, kültürel asimilasyon ve soykırımına yol açan Şark Islahat Planı, Takrir-i Sükûn, Çöktürme planı gibi yasaların ve kanunların lağvedilmesini şart kılar.

İkincisi; Kürt varlığının sosyal boyutunu kabul eden düzenlemelerin gerçekleşmesi gerekmektedir.  Kürt ulusal geleneklerinin, ulsal renklerinin ve coğrafi adlarının önündeki tüm engellerin kaldırılması gereklidir. Sosyal boyut olarak; eğitim, sağlık ve spor alanları başta olmak üzere Kürtlüğün tüm yaşam alanlarında kendini serbeste ifade etmesi gereklidir.

Üçüncüsü; Coğrafik olarak Kürdistan olgusunun kabul edilmesidir.

Dördüncüsü: Kürt halkını bir azınlık olarak ele almamak. Toplumun ekonomik, siyasi, tarihsel boyutunu göz ardı eden dar kültüralist yaklaşıma indirgememek. Kürtlerin bir halk ve ulus olarak tanınmasını sağlamak ve o çerçevede sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik haklarını tanımak.

Beşincisi: Kürtlerin kendi yerelde öz yönetimlerince kendilerini yönetmelerini sağlayacak düzenlemelerin gerçekleştirilmesi.

Altıncısı; Kürtlerin Türkiye Cumhuriyeti devletine kendi kültürü ve kimliği ile katılmasını sağlayacak açılımların gerçekleşmesidir. Kürtler asli yurttaş olarak devletin her kademesinde kendi kimliğiyle ve ana diliyle yer alabilmelidir.

Yedincisi; Kürt halkının asli unsur olarak Kurdistan ve Türkiye’deki ekonomik kaynaklardan faydalanmasını sağlayacak ekonomik düzenlemelerin gerçekleşmesi. Bunun için, özel savaş ekonomisinin bağlı olduğu sömürgeciliğin sonlandırılması gerekmektedir.

Sekizincisi: Ortadoğu’nun demokratikleştirilmesi açısından, Kürt-Türk barışının ve demokratik birliğinin sadece bir parçada değil tüm bölgede bir model olarak geliştirilmesi yaklaşımının benimsenmesidir.

Dokuzuncusu: Kurdistan’da yüz yıllık sömürgecilik uygulamaları hakim olmuştur. Elli yıllık savaşta yaşanan acıların ve kayıpların kaynağında Türk devletinin sömürgeci uygulamaları temel sebeptir. Kürtler ve diğer halklara uygulanan katliam ve soykırım nedeniyle özeleştiri vermek ve özür dilemek demokratik değişimin ilk iyi niyet adımı olacaktır. Yine savaşta iki taraftan kaynaklanan hata ve eylemler için karşılıklı özeleştiri geliştirmek gerçek barışa gidişin erdemli adımı olacaktır.

Onuncusu; Demokratik çözüm ve kardeşlikte güçlenen Kürt, güçlenen Türk anlamına gelecektir. Dolaysıyla Türk devleti her alanda Kürt düşmanlığında vazgeçmelidir. Türk devleti, gerçekten de kardeşlik hukukuna dayalı bir süreci istiyorsa Kürtlerin her yerde zayıflamasını değil güçlü, örgütlü ve öz savunma donanımına sahip olmasını tercih etmelidir. Eğer bunun tersi biçiminde yaklaşıyorsa o zaman kardeşlik ve çözüm diye bir derdinin olmadığını bilmeliyiz. Şimdi olduğu gibi!

Yukarıda sıralanan ve daha da çoğaltılabilecek olan demokratik çözüm reformları Türkiye Cumhuriyeti devleti için cerrahi müdahale anlamına geliyor. Devlet bünyesinin ve zihniyetinin bu müdahaleyi ne kadar kaldırabileceği belli değildir. Hali hazırda, hukuki dayanağı olmayan ve her an eskiye dönebilecek pratik bazı adımlar dışında bir icraat gelişmemiştir. Devletin söylemi ve eylemi birbirini tutmamaktadır. Kısacası sürecin nereye evrileceği belirsizdir. Sadece iyimserlik yetmemektedir. Politika reel olgularla yürütülür. Veriler sürecin kesintiye uğraması ihtimalini daha yüksek göstermektedir. Demokratik bir çözüm niyeti olmayan Türk devleti, süreci sabote etmek için Rojava’yı bir provokasyon alanı olarak değerlendirmektedir.

Sonuç olarak; Görüldüğü gibi ‘’şartsız-şurtsuz’’ söylemleri siyaset ve toplum bilimine terstir. Kürt sorunu çok yönlü bir sorundur. Çözümü de çok yönlü olmak zorundadır. İçinde birçok gereklilik, zorunluluk veya şart barındırmaktadır. Kim ne söylerse söylesin toplumsal sorunların doğası böyledir. Bir şey vermeden bir şey alamasın. Taviz vermeden, çözüm yaratamazsın. Toplum bilimi, diplomasi, taktik ve politika sanatı bunu ifade eder. Türk tarafının ‘’hiçbir taviz vermeden sorunu hallediyoruz’’ söylemleri propagandadan ibarettir. Veya çözüm niyetlerinin olmadığını göstermektedir. Bir halkın varlığını kabul etmek ve onunla kardeşlik geliştirmenin hukuku vardır. Eğer samimiyet varsa taviz de verilir, özeleştiri de. Samimiyetin ve adil yaklaşımın ölçüsü özeleştiridir ve kullanılan dildir. Şimdiye kadar Türk devlet sistemi ve ona bağlı basın kuruluşları bunu yapmış değildir. Üç kuruşa beş köfte deyimi vardır. Türk devleti hiç kuruş vermeden köfteleri yemeyi hesaplıyor. Ama o dönem bitmiştir. Türk devleti, bundan sonra yapacağı yanlış hesapların bedelini çok daha ağır bir biçimde ödeyecek bir döneme de girebilir. Dolayısıyla Barış ve Demokratik Toplum Süreci hassas bir dönemden geçmektedir. Barış elini uzatan Türkler oldu. Çünkü tüm kritik aşamalarda olduğu gibi bugünde Türklerin Kürtlere ihtiyacı var. Bu noktada güçlü olan Kürtlerdir. Buna göre pozisyonumuzu cesurca belirleyip şartlarımızı öne sürmemiz gerekiyor.

Kürtlere ve Türkiye halklarına bu tarihi kavşakta sürecin başarıya ulaşması için tüm güçleriyle yüklenmek düşüyor. Demokrasi, barış ve özgürlük güçlerinin daha fazla inisiyatif almaları gerekmektedir. Halklar, ezilenler, sosyalistler ve demokrasi güçleri barışı devletten beklemezler, barışı devletlere dayatırlar. Özgürlük ve demokrasi güçleri halk inisiyatifi tarzında barış cephesi olarak bu sürecin asli gücü haline gelirlerse Türkiye’de barış ve demokrasi gelişebilir. Tarihi fırsatı değerlendirmesi gereken; savaştan, yıkımdan, işsizlikten, yoksulluktan, açlıktan en çok etkilenen emekçi kesimlerdir. Kısacası barış konusunda halkların daha fazla inisiyatif alması gerekmektedir. Bu konuda zayıf kalındığı açıktır. Bir taraftan da Kürtler olarak sürecin iki karakterini hesaba katarak düşünmek ve ona göre hazırlanmak daha doğru olacaktır. Süreç için, mutlaka başarıya ulaşacakmış gibi determinist bir bakış açısına saplanmadan daha realist düşünmek durumdayız. Büyük barış kadar, büyük bir savaşında belki de daha fazla olasılık dahlinde olduğunu bilerek öz savunma örgütlülüğünü güçlendirmek esas belirleyici yön olacaktır.

BÖLÜM 1 İÇİN TIKLAYINIZ

Dıjwar SASON

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

Paylaş229Paylaş143
Önceki yazı

Türk devletinin Yeni Süveyda Planı- ÖZEL HABER

Sonraki Haber

MİT’in Aleviler Üzerindeki Kirli Oyunu: Aleviler İçinde Ajan Ağı- ÖZEL HABER

Son HABERLER

Politik Analiz

Devşirme Kişiliği ve Kimlik Yabancılaşması

Yayınlayan Lêkolîn
1 June 2026
0
1.5k

“Devşirme” kavramı, Osmanlı İmparatorluğu’nda 14....

Daha fazla okuDetails

Güç Dengelerinin Dönüşümünde Türkiye’nin Konumu ve Kürt Sorunu- 2

13 May 2026
1.6k

Dünyadaki Güç Dengelerinin Dönüşümü ve Kürtlerin Stratejik Konumu- 1

12 May 2026
1.6k

Demokratik Entegrasyon Nedir, Nasıl Yapılır?- EDİTÖRDEN

4 May 2026
1.7k

Öne Çıkan Yazılar

  • ShamCash Uygulaması — Telefonunuzda Gerçekte Ne Yapıyor?- ÖZEL HABER

    558 Paylaşım
    Paylaş 223 Paylaş 140
  • Devşirme Kişiliği ve Kimlik Yabancılaşması

    539 Paylaşım
    Paylaş 216 Paylaş 135
  • Sanatçı Mem Ararat Ne Yapmak İstiyor?

    730 Paylaşım
    Paylaş 292 Paylaş 183
  • BAE’nin Suriye Hamlesi Ve Türkiye’nin Rahatsızlığı- ÖZEL DOSYA

    541 Paylaşım
    Paylaş 216 Paylaş 135
  • MİT ve Parastin’ın Kirli Planını Deşifre Ediyoruz!- ÖZEL HABER

    919 Paylaşım
    Paylaş 368 Paylaş 230

ShamCash Uygulaması — Telefonunuzda Gerçekte Ne Yapıyor?- ÖZEL HABER

Rojhilat İttifakı: Uluslararası Toplum, İran’ın İdam Suçlarına Karşı Tutum Almalıdır

HPG: Önderliğimizin Özgürlüğünü Sağlama Hedefinden Sapmayacağız

Devşirme Kişiliği ve Kimlik Yabancılaşması

BAE’nin Suriye Hamlesi Ve Türkiye’nin Rahatsızlığı- ÖZEL DOSYA

Rusya-Türkiye-Çin İş birliği: İran’a Drone ve Hizbullah’a Silah Desteği- HABER ANALİZ

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi | Lekolin

© 2025 Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

KÜRDİSTAN ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

  • Hakkımızda
  • İletişim
  • Yorum İlkesi

Takip Et

Tekrar hoşgeldiniz!

Hesaba giriş

Şifrenizimi unuttunuz?

Tüm alanlar zorunludur

Şifrenizi sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Oturum aç