Önder APO’nun 27 Şubat 2025 tarihli Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı üç dinamik kimlik üzerinde şekillenecektir. Bunlar; ideolojik kimlik, etnik aidiyet kimliği ve dinsel kimliktir. Bu üç kimlik demokrasinin temel sütunlarıdır. Önder APO bu üç kimliği; ‘’Kimliklere saygı, kendilerini özgürce ifade edip, demokratik anlamda örgütlenmeleri, her kesimin kendilerine esas aldıkları sosyo-ekonomik ve siyasal yapılanmaları ancak demokratik toplum ve siyasal alanın mevcudiyetiyle mümkündür’’ şeklinde ortaya koymuştur.
DEMOKRATİK TOPLUMUN ÇÖZÜM KARAKTERİ
Önder APO, demokratik Toplum modelini belirli bir etnik veya kültürel grup üzerinden değil, tüm toplumu kapsayan bir perspektife dayandırır. Demokratik Ulus ve Demokratik Konfederalizm bunun sistemidir. Bazılarının çarpıttığı gibi Önderlik kültürel haklardan vazgeçmiyor. Kültüralist çözümü dar kaldığı için eleştiriyor. Kültüralizm toplumsal sorunların kaynağını tarihsel ve maddi koşullardan ziyade kültürel farklılıklara indirger. Oysa toplumsal sorunların esası demokratik komün ile devletçi sistemdir. Sorunları sadece etnik ve kültürel unsurlar üzerinden izah etmek yetersiz kalmaktadır. Toplumsal sorunlar tarihsel, ideolojik, siyasal, ekonomik, sınıfsal, sömürgecilik, devlet, iktidar ve en önemlisi cins çelişkileri boyutundadır. Örneğin otuz yıl öncesine dayanan, katil kastik sistemle birlikte ortaya çıkan kadın özgürlük sorunu toplumsal sorunların en başında gelmektedir. Bu sorun etnik sorunları da aşan bir özgürlük sorunudur. Önder APO’nun toplumsal çözüm modelinde kadın özgürleşmesi, toplumsal dönüşümün ve Demokratik Sosyalizmin temel ölçüsüdür.
Kültüralist çözümler toplumu daha fazla atomize edebileceği gibi genel sorunlara çözüm sunamaz. Kültüralizmin kimlik temelli çözümü toplumun ayrılıkçılık yönlerini öne çıkararak daha fazla çelişki ve çatışmalara yol açabilir. Bunun yaşanmış çokça örnekleri vardır. Önder APO çözüm modelinde kültürel farklılık ret edilmiyor. Aksine tanınıyor ve hukuki güvenceye alınıyor. Kültürel sorunlar sınıfsal, ulusal ve tarihsel bağlamda ele alınarak bütüncül bir çözüm sunuluyor. Kültüralist çözüm Kürt sorunu içinde marjinal kalıyor. Bölgesel ve küresel bir sorun haline gelen Kürt sorunu gibi karmaşık bir sorun sadece dil, eğitim ve kültürel haklarla çözülemez. Demokratik çözümün aynı zamanda ekonomik sorunu, siyasi statü ve yönetim sorunu, hukuki sorunu, öz savunma sorunu, dış ilişkiler sorunu gibi yönleri vardır. Demokratik entegrasyon bütün kimlikleri kapsayan bütüncül bir çözümü sunar. Demokratik Ulus tanımı aynı zamanda demokratik entegrasyon anlamına da gelir.
Demokratik entegrasyon, ulus-devletin dönüştürülmesiyle farklı kimliklerin anayasal güvence altına alınmasını ve yerel özerkliklerin tanınmasını da ifade ediyor. Yani Demokratik Cumhuriyetin diğer adı Demokratik Ulustur. Tüm ideolojik, etnik, dini ve kültürel kimliklerin kendilerini özgürce ifade ettiği ve örgütlediği bir çözümdür. Demokratik Ulus; özgür zihniyet birlikteliğidir. Zenginliktir. Çok renkliliktir, çok dilliliktir, çok dinliliktir, çok kültürlülüktür. Demokratik Ulusta etnik veya dini kimliklerle ayrışma yoktur. Yerel demokrasi ve komünal dayanışma hakimdir. Bu yaklaşım merkeziyetçi ve baskıcı ulus-devlet sistemine karşı bir alternatiftir. Bölgelerin güçlü yerel yönetimleri vardır. Ayrıca Demokratik Ulusun öz savunma ve öz yönetim boyutu doğal olarak olacaktır. ‘’Demokratik toplum esas olarak öz-yönetime ve öz-savunmaya dayanır. Komünalite, farklılıkları içeren, inanç veya etnik temelli ayrışmaları tercih etmeyen demokratik toplumsal sistemin adıdır.’’ (Abdullah Öcalan: Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu)
DEMOKRATİK KONFEDERALİZM
Demokratik Konfederalizm Demokratik Ulusun siyasi yönetim tarzıdır. Demokratik Konfederalizm; Demokratik Modernitenin evrensel karakterdeki sosyal, kültürel, siyasal, ahlaki ve ekonomik sistemidir. Devlet olmayan Demokratik Toplum örgütlenmesidir. Kültür-sanat örgütlenmesini, dini örgütlenmeyi, kadın örgütlenmesini, gençlik örgütlenmelerini, mesleki örgütlenmeleri, Öğrenci örgütlenmelerini, işçi örgütlenmelerini, emek örgütlenmelerini, entelektüel örgütlenmelerini vb. örgütlenmeleri kapsar. Önder APO bunu demokratik ulus ve kültür örgütlenmesi olarak tanımladı. Demokratik ulusta komünal radikal demokrasi işler. Her kesin ve her birimin özne olduğu bir sistemdir. Tüm özneler kendilerini özgürce katarlar. Ötekileştirme, asimilasyon ve ideolojik dikta aşılır. Birinciler ve ikinciler gibi özne-nesne ayrımı, ırkçı ve milliyetçi yaklaşımlar olmaz.
Demokratik Toplum demokratik entegrasyonla gerçekleşir. Demokratik entegrasyon sadece devlet ilişkilerini tanımlamaz. Farklı toplumsal kesimlerin ortak birliği ve dayanışması anlamına da geliyor. Ulus-devlet sistemi, katı siyasi sınırlara, tek dile, tek kültüre, tek dine, tekçi tarih yorumuna dayanırken, Demokratik Ulus çözümü bunun zıddıdır. Çoğulcu, özgür ve eşit toplulukların yaşam ortaklığını ifade eder. Ulus-devlet katıdır, demokrasiye ve evrenselliğe kapalıdır. Tek tip yapay vatandaşlığı yaratır. Demokratik Ulus ise esnektir, yerel ve evrensel demokratik değerlere açıktır. Demokratik ulusta vatan ve yurttaşlık tanımları esnektir. Irkçılığa, milliyetçiliğe, ötekileştirmeye ve çatışmaya yol açan kutsallaştırma anlayışı yoktur. Demokratik Ulusta tüm etnik kimlikler ve renkler değerlidir. Ancak kutsallaştırılmaz. Biri diğerinin üstünde değildir. Bu anlamda Demokratik Ulus, ben ve öteki ayrımını ortadan kaldırıyor. Özgürlükçü aklı esas alıyor. Karşıtlıklar yerine, farklılık içinde birlik anlayışıyla demokrasinin tamamlayıcılığını ve bütünleştirici işlevini geliştiriyor. Demokratik Ulusta, dil, kültür, din, etnik farklılıklar demokratik potada birleşiyor. Sorunlara kaynaklık eden ırkçılık, milliyetçilik ve şovenizm aşılıyor. Demokratik Ulus Demokratik Konfederalizmde merkezi yön aşılıyor. Yerele daha fazla rol düşüyor. Türkiye’de bu gerçekleşmediğinden sürekli olağanüstü durum hakim hale gelmiştir. Siyaset darbelerle iç içe yürütülmüş ve faşizm daimî hale gelmiştir. Kürt sorunu Türkiye’nin demokrasi sorununa dönüşmüştür. ‘’Ulus-devlet tek tip homojen toplum yaratımı mühendisliğine dayanırken, demokratik ulus çok kimlikli, çok kültürlü, heterojen toplum doğasına dayanır. Ulus-devlet kimlikleri iktidara araç kılarak çatıştırmaya, birbirine kırdırmaya dayanırken, demokratik ulus farklı kimlik ve kültürlerin demokratik ilişki ve dayanışmasına dayanır. Kimlikleri iktidar aracı olmaktan çıkarır. Özetle ulus-devlet iktidarcı iken, demokratik ulus toplulukların dayanışmasına ve öz-yönetimine dayanır.’’ (Abdullah Öcalan: Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu)
Demokratik Konfederalizm içte; ulusun siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel, inanç, mezhepsel, etnik, kadın özgürlükçü, ekoloji gibi örgütlemelerden oluşur. Dışta ise; ulus üstü anlamda devlet sınırlarına takılmadan demokrasiyi kabul eden her türlü organizasyon, örgüt, etnik-ulusal yapı ile iş birliğini kapsar. Demokratik Konfederalizm, bölgede ‘’Demokratik Ortadoğu Konfederasyonu’’, Küreselde ise ‘’Dünya Demokratik Uluslar Birliğini’’ nin örgütlenmesini hedefler.
DEMOKRATİK TOPLUMUN ÜÇ TEMEL ALANI
Demokratik Toplumun üç temel alanı vardır. Bu alanlar demokrasinin uygulama alanlarıdır. Özgürlük alanlarıdır. İdeolojik kimliklerin kendini gerçekleştirmesi, etnik ve kültürel kimliklerin kendini özgürce geliştirmesi ve yönetmesi, dini kimliklerin serbestçe kendini yaşamasıdır. Birincisi ideolojik kimliktir. Farklı ideolojilerin ifade özgürlüğünü, örgütlenme ve yaşam tercihini ifade ediyor. İdeolojik, felsefik, sosyal ve siyasal bakımdan farklılıkların kendilerini benimsedikleri ideolojiye göre inanç, cins ve varlık nedeniyle hiçbir engel konulmaksızın özgürce yaşamalarını ifade eder. İkincisi etnik kimliktir. Etnik kimlik; azınlıkların ve etnik yapıların kendi kimliklerine göre özgürce yaşaması ve kendilerini yönetmesidir. Temel ve hak yükümlülükler çerçevesinde ırk, dil, etnik köken nedeniyle insanlar arasında ayrım yapılmamasıdır. Üçüncüsü Dini kimliktir. İnanç, din, mezhep ve kültür özgürlüğü anlamına gelir. Herkesin kendi inancıyla eşit ve özgürce yaşamasıdır.
POZİTİF BARIŞ
Pozitif Barış, devrimci mücadelenin silahlı askeri aşamasından siyasi aşamaya geçişi ifade ediyor. Sorunların diyalog, tartışma ve müzakereyle çözülmesi anlamına geliyor. Şiddetin yerini söz alıyor. Silahın yerine siyaset geçiyor. Karşıtlaştıran, bozan-kıran negatif aşamadan yapan-onaran-inşa eden pozitif barış dönemine geçiş oluyor. Burada zıtlaşma ve düşmanlıklar sona eriyor. Tartışma ve diyalog esas oluyor. Gerçek anlamda bir kardeşlik, barış ve demokrasi hedefleniyor. Önder APO bunu ‘’pozitif devrim’’ olarak tanımladı. Yani yıkıcı ve parçalayıcı değil; yapıcı, birleştirici ve bütünleyici olması esas pozitif karakterini tanımlıyor.
Yıkım enerjisini yapma enerjisine dönüştüremeyen bir ortam maddi ve manevi kayıplara yol açıyor. Kürtler bu negatif durumu aşmak istiyor. Kürt tarafının yaklaşımı bu minvaldedir. Önder Öcalan’ın 1999’ yılında geliştirdiği ‘’Kürt Sorununa Demokratik Çözüm Bildirgesi’’ nde ortaya koyduğu gibi: ‘’Bu tarihi dönemi acı, kayıp yılları olarak tekrarlamak yerine, karşılıklı mütevazi adımlarla, onur kırıcı olmayan, hassas dengeleri de göz önüne getirerek, barışa giden yolda dolaylı ve giderek uygun görüşme yollarıyla kazanmak en doğrusudur. Demokratik cumhuriyet sistemi altında barışı gerçekleştirmek, savaştan daha zorlu bir eylem olduğu kadar, daha da yüce ve kazandırıcıdır. Haksızlıklara karşı özgürlük için gerektiğinde eyleme kalkışanlar, zamanında barışmayı da kutsal bir eylem olarak bilmeli ve gerçekleştirmelidirler.’’
Pozitif Barış sürecinde silah meselesi teknik bir sorundur. Fakat Türk devletinin silahları temel bir sorun haline getirmesi demokratik çözüme olan mesafesinden kaynaklanıyor. Demokratik çözümün sonunda tartışılacak bir konuyu en başa almak fırsatçılık ve kurnazlık şeklinde yansıyor. Tarihsel bir sorun sanki sadece silahların aradan çıkmasıyla hallolacakmış gibi basit bir yaklaşıma giriliyor. Silahlar amaç değil meşru savunma için zorunlu bir araç olarak kullanıldı. Kürt inkarı ve soykırımının bir sonucu ortaya çıktı. Türk devlet hukuku Kürt inkarına dayalıdır. Bu durum değişmedikçe silahlı ve çatışmalı zemin her zaman olacaktır. Hiçbir hukuki zemine dayanmayan bir demokratik çözüm düşünülemez. Bu bakımıyla Türk devleti adeta hokkabazlık oynuyor. Ortada hiçbir yasal-anayasal ve hukuki düzenleme yok iken sorunları ortadan kaldırmak, görülmez kılmak istiyor. Yani sorunlara kaynaklık eden zihniyet bu bakımıyla halen varlığını koruyor.
Demokrasinin bir yönü de öz savunma ve öz yönetimdir. Bu iki temel hususun olmayışı demokrasisizlik hali olur ki bunun anlamı da çatışma veya şiddetin doğmasıdır. Demokrasi hali; tartışma, diyalog ve müzakerenin esas alındığı demokratik siyaseti hakim kılarken, demokrasisizlik ise çatışmaları davet etmektedir. Özgürlük sorunları demokrasinin olmayışından doğuyor. Doğal olarak sorunların çözümü de demokratik sistemde gerçekleşecektir. Ancak Türk devleti halen bu mesafeye ulaşmış değildir. Kürtlere iki yüz yıldır uygulanan inkar, soykırım ve şiddetin artık bir hükmü kalmamıştır. Tersine zorlayıcı, engelleyici hatta aşırı tekrara dönüşerek Türkiye’nin ayaklarındaki prangalara dönüşmüştür. Şiddetin kesin çözüm olmadığı tarihin vardığı bir sonuç olmaktadır. Önder APO otuz iki yıldır bunu anlatmaya ve bir muhatap bulmaya çalıştı. Artık çözümün çağdaş bir demokraside olduğu kanısı hakim olmaya başlamıştır. En azından teorik olarak bu böyledir. Şimdi ise pratik döneme girilmiştir. Bunun ne kadar gerçekleşeceğini hep birlikte göreceğiz. Bu açıdan Kürt-Türk ilişkileri tarihi bir kavşaktadır. Kısacası, Türkiye için demokrasi ve Kürt sorunun çözümü bu konjonktürel süreçte bir tercihten ziyade bir zorunluluk haline gelmiştir. Türk devletinin barış elini uzatması bununla alakalıdır. Fakat Türk çözüm mantığı ile Kürt tarafının çözüm mantığı uyuşmamaktadır. Türk devletinin çözümünde eşit bir kardeşlik değil, Kürtleri tamamıyla öz savunmadan ve öz yönetimden mahrum bırakmak vardır. Kürtleri örgütsüz bırakarak sistem içinde eritme amaçlanmaktadır. İnkar ve soykırım politikasında özde değişen bir şey yoktur. Kürt ismini kabul etme karşılığında Kürtlere ait hiçbir statü ve örgütlülük tanınmayacak. Dünyanın hiçbir yerinde Kürtlere ait öz yönetim ve öz savunma kabul edilmeyecek. Türk devletinin kafasındaki çözüm işte budur. N. Kurtulmuş’un, Suriye dahil bütün bileşenleriyle örgüt mensuplarının silah bırakmadan yasal düzenleme olmaz açıklaması ve Erdoğan’ın TBMM açılışında Başûrê Kurdistan’ı kastederek ‘’Suriye’de bir dejavu yaşanmasına izin verilmeyecektir’’ değerlendirmesi Kürt düşmanlığını yansıtmaktadır. Türk devleti daha Kurdistan adına bile tahammül etmemektedir. Bu bakımdan süreç ciddi bir evreye girmiş bulunmaktadır. Kürtler barış arayışını son kerteye kadar götüreceklerdir. Ama barış sadece Kürt tarafının istemesiyle gerçekleşmeyecektir. Bu durumda yeniden bir çatışma ve savaş olasılığı yakıcı bir biçimde karşımızda duruyor. Büyük trajediler ve hayal kırıklıklarının yaşanmaması için herkesin bu gerçeğe göre öz savunma temelinde kendini hazırlaması gerekmektedir.
Dıjwar SASON





