Türkiye siyasetinde varlık gösteren devletçi rejim partileri devlet aklıyla hareket edip çözümün değil çözümsüzlüğün kendisi oldular, devletin inkâr dilini papağanlar gibi tekrarlayıp durdular, bu durum hiç değişmeden devam ediyor. Devletin çözüm konusunda ciddi olmaması, adı geçen devletçi partilerin Kürt sorununu iç politikada rant aracı haline getirip şovenizmi körükleyip Türk halkı içinde Kürt düşmanlığının ortaya çıkmasına yol açıyorlar. Çünkü Türk halkın da, genel olarak devletin Kürt inkârı siyasetinin etkisinde kalıp Kürt halkını ulus olarak görmek istemiyorlar. Bütün düzen partilerinin siyaseti inkâr üzerinden şekilleniyor ve her gün alanlara çıkıp şovenizm körükleniyor, böylesi bir inkâr zihniyetiylede çözüm yerine çözümsüzlük daha çok yaygın hale geliyor. Devlet çözüm konusunda ciddi olmadığı için, düzen partileri şovenizmi körükleyip Kürt sorununun çözümsüzlüğünden nemalanıyorlar. Kürt sorununun çözümü devleti ve ülkeyi demokratikleştirmesi düzen partilerinin ranta dayalı siyasetletini bitirir, yolsuzlukların sonuna gelinir ve yeni bir Türkiye şekillenir.
TC’NİN DURUMU DÜZEN PARTİLERİ İÇİN BESLENİLECEK BİR ARPALIK İŞLEVİ GÖRÜYOR
Kürt halkına yönelik bu kirli savaştan, gerek Türkiye içinde gerek uluslararası alanda rant elde eden bazı kesimlerin olduğunu belirtmek gerekiyor. Bütün Avrupa ülkeleri, Türkiye ile mevcut ekonomik ve siyasi ilişkilerinden dolayı Kürt sorununun çözümünü istemiyorlar, dahası, Kürt sorununun çözümsüz kalmasını kendi çıkarları için istiyorlar. Kürt sorununu çözmüş ve demokratikleşmiş bir Türkiye’yi kendilerine rakip olacağı için istemiyorlar. İşte bundan dolayı hastalıklı ve kendi sorunlarıyla boğuşan ve Kürtlerle kavgalı bir Türkiye İngiltere ve Fransa’nın yüz yıllık Orta Doğu siyaseti olmuştur. Kürt inkârı İngiliz ve Fransız emperyalizminin Orta Doğu’ya ilişkin sömürü siyasetinin sonucu olarak Türkiye’nin devlet politikası olarak şekillendi. Türkiye’de devlet içinde İngiliz-ABD, Fransız ve Alman devletlerinin uzantıları ve işbirlikçileri var ve adı geçen bu global emperyalist güçler devlet içindeki uzantılarının elleriyle devlet politikasının şekillenmesinde etkili oluyorlar. Kürt sorununun çözümü bu nedenlerden dolayı zorlaşıyor.
Türk ulus devleti olarak kurulan TC de, bu siyasetin uygulanmasında ve Kürtlerin soykırıma uğratılmasında bu emperyalist politikadan zaten memnun olmuş olmalı ki, bundan güç alarak inkârda ve imha da ısrar ediyor. AB ve ABD Kürt sorununun çözümü konusunda biraz esnek olsa TC Kürt inkârını ve soykırım siyasetini bu denli uygulamayaz ve Kürt halkına bu derece saldırmaya cesaret edemez. TC’nin Kürdistan’ın bütün parçalarını hedef alması AB ve ABD’den aldığı destekle oluyor. Orta Doğu’daki ulus devletlerin emperyalist güçlerin mimarlığıyla kurulduğunu ve aslında bu ulus devletlerin tam olarak bağımsız olmadıklarını belirtmek gerekiyor. İşte Türkiye de bağımsız bir siyasete sahip değildir, çok parçalı bir yapıya sahiptir. Normal koşullarda birbirlerini yiyen düzen siyaseti Kürtler söz konusu olduğunda birlik olup Kürt düşmanlığı yapıyorlar. Devletin sözde bekası için düzen partilerini bir araya getiren Kürt sorunudur.
Kürt sorunu çözülürse işte o zaman rant siyaseti biter, Kürt sorununun varlığından ekonomik ve siyasi rant elde etme dönemi biter. AB ülkeleri de Kürt sorununun çözümsüz kalmasından günümüze kadar rant elde etmiştir. Kürt halkının ulus olarak kabul edilmemeleri emperyalist AB ve ABD’nin umurlarında bile olmamış Kürt halkını ekonomik ve siyasi çıkarlarına kurban etmişlerdir. Kürt sorununun günümüze kadar çözümsüz kalması emperyalist bir siyasettir.
Türkiye bu siyasete dayanarak ve bu siyasetin karakolu işlevini görerek Kürt halkını inkâr etti, soykırım siyasetini uyguladı, katliamlar yaptı. Kürt inkârı AB’den bağımsız olarak ortaya çıkmış olsaydı Türkiye için bu inkârın ve soykırımın bir bedeli olurdu, Türk ulus devleti emperyalizmin bir ürünü olarak şekillendi. Aksi halde binlerce yıl sınırların olmadığı ve halkların iç içe yaşadıkları Orta Doğu’da şimdiki sınırlar olmaz. Tek bir ulus olan Araplar da emperyalist siyasetin kuklaları olarak birbirine düşmanlar, bir Arap ülkesi diğer Arap ülkesini sevmez. Bütün bu emperyalist siyasetin panzehiri Önder Apo’nun paradigmasıdır. Önder Apo’nun paradigmasıyla Orta Doğu’da yeni bir yaşam kurulup emperyalist egemenlik sona erecektir. Önder Apo’nun paradigmasıyla Kürdistan ve Türkiye’den başlayıp Orta Doğu bir Rönesans yaşayacak.
Kemal SÖBE





