Suriye’de Baas rejiminin çöküşü, bölgesel ve küresel aktörlerin pozisyonlarını yeniden gözden geçirmesine neden oldu. Pek çok çevre, bu çöküşle birlikte Rusya’nın Suriye denkleminden dışlandığı tezini işlese de, sahada yaşananlar bu değerlendirmelerin aceleci olduğunu ortaya koydu. Yakın geçmişe kadar Rusya’yı “terör destekçisi” ve “katil” ilan eden Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) unsurlarının, bugün Rus yapımı S-300 hava savunma sistemlerinin önünde poz vermesi, perde arkasındaki radikal değişimin en somut kanıtı olarak kayıtlara geçti. Peki, bu noktaya nasıl gelindi?
MİADI DOLAN ESAD VE RUSYA’NIN ‘DİPLOMATİK TİYATROSU’
Rusya, 7 Aralık tarihine kadar resmi söylemde Şam yönetiminin yanında durduğunu belirtiyor ve çözüm adresi olarak Astana sürecini işaret ediyordu. Ancak gelinen aşamada bu söylemlerin, diplomatik bir oyalama taktiğinden ibaret olduğu anlaşıldı. Moskova, Esad’ın artık sürdürülebilir bir liderlik vasfı taşımadığının, halkın Esad ve İran’a yönelik tepkisinin geri dönülemez bir noktaya ulaştığının ve ekonomik çöküşün rejimi bitirdiğinin farkındaydı.
Kremlin için asıl mesele, Şam’da kimin oturduğundan ziyade, Rusya’nın bölgedeki stratejik çıkarlarını kimin koruyacağıydı. Bu bağlamda Moskova, ilk etapta Cabir ailesi ve Süheyl Hasan gibi isimleri öne çıkararak rejim içinde bir alternatif yaratmayı denedi. Ancak Esad’ın iktidar kaygısı ve korkuları, bu hamleleri boşa çıkardı. Eymen ve Muhammed Cabir kardeşler ile Kaplan Kuvvetleri Komutanı Süheyl Hasan, Esad’ın “alternatif lider” korkusuyla tasfiye sürecine girmesi sonucu Rusya’nın korumasına sığınmak zorunda kaldı.
UKRAYNA SAVAŞI VE DEĞİŞEN ÖNCELİKLER
İran ile denge politikası güden Rus stratejisi, Suriye özelinde kontrolden çıkmış durumdaydı. Buna ek olarak Ukrayna savaşının getirdiği yıpranmışlık, Rusya’nın eski askeri projeksiyon gücünü sınırladı. Bu durum Moskova’yı, savunma sanayiinde gizli ortaklıklar yürüttüğü ve helikopter projeleri gibi ileri teknolojilerde iş birliği yaptığı İsrail ile dolaylı, Ebu Muhammed el-Colani liderliğindeki HTŞ ile ise doğrudan yeni bir zemin aramaya itti.
Rusya, Türkiye üzerinden Batı istihbaratının (CIA ve İngiliz istihbaratı) HTŞ ile temaslarının farkındaydı ancak sürecin bu denli hızlı evrilmesine hazırlıksız yakalandı. İlk şoku atlatan Moskova, İsrail’in ilerleyişi ve Türkiye’nin bekle-gör politikası karşısında, Colani ile pragmatik bir ilişki geliştirmeyi tercih etti. Putin ile Colani arasında doğrudan görüşme iddiaları gündeme gelse de, bu ilişkinin temellerinin daha derin bir geçmişe ve zorunluluklara dayandığı açık.
ALTYAPI RUSYA’DA RETORİK TÜRKİYE’DE
Türkiye ile Colani yönetimi arasında güçlü bağlar bulunsa da, HTŞ’nin son tahlilde Rusya’yı doğrudan karşısına alması mümkün görünmüyor. Ankara’nın retorik desteğine karşın, Suriye’nin sanayi altyapısından enerji sistemlerine kadar kritik ağların kontrolü büyük oranda Rusların elinde. Bu gerçeklik, sahada Rusya’yı yok sayan bir senaryonun hem HTŞ hem de Türkiye için imkansız olduğunu ortaya koyuyor.
Körfez ülkelerinden mali destek sinyalleri alan ve ABD nezdinde belli bir meşruiyet kazanan Colani, Moskova için “yönetilebilir” bir partner profili çiziyor. Ancak Colani’yi İsrail tehdidine karşı koruyabilecek yegâne güç, Türkiye’nin vaatlerinin ötesinde, Rusya’nın diplomatik ve askeri ağırlığıdır. Moskova; Munaf Atlas ve Kadri Cemil gibi figürler üzerinden muhalif kanadı yönlendirme ve gerektiğinde Colani’yi dizginleme kapasitesine sahip.
ULUS-DEVLET ISRARININ ÇÖKÜŞÜ VE ‘DEMOKRATİK ULUS‘ GERÇEĞİ
Tüm bu dinamikler, Rusya’nın 2015’teki pragmatizmine geri döndüğünü gösteriyor. Geçmişte Efrîn’e yönelik saldırılarda hava sahasını açan Rusya, bugün de İdlib ve çevresindeki HTŞ ilerleyişinde benzer bir rol oynuyor.
Esad’ın çöküşü, “her şeye hayır” diyen katı merkeziyetçi tutumunun bir sonucuydu. Esad, Rusya’nın yönlendirmelerine rağmen Türkiye ile masayı reddetti, ancak en büyük hatası Kürtlerle ilişkilenmemek oldu. Eğer Şam yönetimi, Özerk Yönetim modelini tanıyıp, klasik ulus-devlet refleksinden vazgeçerek demokratik ulus perspektifiyle Kürtlerle iş birliği yapsaydı, bugün Şam’da Colani değil, Esad söz sahibi olabilirdi. Tarihsel bir uyarı olarak; eğer Colani de selefleri gibi tekçi ulus-devlet anlayışında ısrar ederse, akıbetinin Esad’dan farklı olmayacağı açıktır.
HALKIN DİRENİŞİ: TESLİMİYET DAYATMALARINA TARİHSEL YANIT
Halep’te belli mahalleler üzerinden baskı kurarak halkı ve sistemi teslim alabileceğini düşünenler, bölgenin sosyolojisini okumakta yanılıyor. Orada yaşayan halk, yıllardır devrimci halk savaşı perspektifiyle, tehcire ve saldırılara rağmen onurlu bir direniş sergiliyor. Putin’in Colani’ye verdiği “güç senin elinde ama sınırlarını bil” mesajı bir yana, asıl belirleyici olan halkın öz gücüdür. Dün olduğu gibi bugün de bu toplumsal gerçekliği yok sayan planların başarı şansı bulunmuyor.
Devrim GEWDA





