Önder Apo’nun 27 Şubat 2025 çağrısından sonra somutlaşan diyalog süreci, bir grup gerillanın silahlarını yakma eylemi, gerillanın Bakur ve bazı alanlardan çekilmesi ve Meclis Komisyonunun kurulmasıyla yeni bir merhaleye evrildi.
Kürdistan’da olası bir çözümün nasıl bir yönetim modeli gerektirdiği tartışmalarının yoğunlaştığı bir süreçte İsviçre yönetim modeli Kürdistan’a benzerlik boyutuyla incelenmeye muhtaç bir konudur.
İsviçre ve Kürdistan coğrafi özellikler bakımından oldukça benzer özellikler taşır. İki ülke de dağlık bir yapıya sahip, birinde Alpler birinde Zagroslar adeta her iki coğrafyanın omurgası gibi uzanır. İki ülkenin de denizle kıyısı olmamasına rağmen tatlı su kaynaklarıyla İsviçre gölleriyle, Kürdistan Van, Urmiye gibi gölleri, Dicle, Fırat ve diğer nehirleriyle zengindir.
Her iki ülkenin iklimsel benzerlikleri de dikkat çekicidir. Ancak bu benzer coğrafi koşullara rağmen tarihsel ve siyasal kaderleri oldukça farklı olmuştur. İsviçre, uluslararası sistem tarafından güvence altına alınmış; yatırımların yoğunlaştığı, saldırılardan uzak tutulan bir ülke hâline gelmiştir. Kürdistan ise sahip olduğu zenginlikler nedeniyle tarih boyunca iştah kabartmış, saldırıların ve paylaşım mücadelelerinin odağında kalmıştır.
İsviçre federal bir yapıya sahiptir ve doğrudan demokrasi mekanizmalarıyla tanınır. Referandumlar ve halk inisiyatifleri siyasal hayatın merkezindedir.
İsviçre Parlamentosu iki meclisten oluşur:
Ulusal Konsey: Halkı temsil eder. 200 milletvekilinden oluşur ve dört yılda bir, orantılı temsil sistemiyle seçilir. Kantonların nüfusuna göre milletvekili sayısı değişir.
Eyaletler Konseyi: Kantonları temsil eder ve 46 üyeden oluşur. Çoğu kantonda çoğunluk sistemiyle seçilir. Bu iki meclis birlikte Federal Meclisi oluşturur.
İsviçre’de yürütme organı yedi kişiden oluşan Federal Konseyden oluşur. Bu ülkede yüksek yetkilerle donatılmış tek başkan yoktur. Yedi üye kolektif biçimde çalışır; her biri eşit yetkilidir. Konsey üyeleri arasından her yıl dönüşümlü olarak bir kişi “başkan” seçilir. Bu görev, güç bakımından üstünlük değil; daha çok sembolik bir “eşitler arasında birinci” konumudur. Başkan, ülkeyi dışarıda temsil eder ve toplantılara başkanlık eder.
Federal Konsey üyelerini Federal Parlamento seçer. Gücün tek elde toplanmaması için yetkiler dengeli biçimde dağıtılmıştır. Her üye belirli bir alandan sorumludur: dışişleri, içişleri, savunma, maliye, ekonomi, ulaştırma-enerji-çevre gibi. Tüm kararlar ortak iradeyle alınır.
İsviçre 26 kantondan oluşur. Her kantonun kendi anayasası, parlamentosu, yürütme ve yargı organları vardır. Eğitim, sağlık, güvenlik, yargı, vergi ve sosyal hizmetler büyük ölçüde kantonların yetkisindedir. Federal devlet çerçeveyi belirler; uygulama detaylarını kantonlar düzenler.
Belediyeler, halkın yönetime en doğrudan katıldığı kurumlardır. Günlük yaşamı ilgilendiren birçok hizmet belediyeler tarafından yürütülür: nüfus kayıtları, okullar, yerel yollar, altyapı, çevre hizmetleri, sosyal yardımlar vb. Belediye yönetimleri halk tarafından seçilir. Küçük yerlerde halk meclisleri, büyük yerlerde belediye parlamentoları bulunur.
Bu yapı, yerel ihtiyaçlara göre örgütlenmeyi ve şeffaflığı güçlendirir. Gücün tek elde toplanmaması temel ilkedir.
İsviçre ordusu federal düzeyde yönetilir, ancak milis sistemi esas alınır. Zorunlu askerlik erkekler için geçerlidir; kadınlar gönüllüdür. Askerler sivil yaşamlarını sürdürür, belirli dönemlerde eğitim ve tatbikatlara katılır. Afet durumlarında ordu, sivil otoriteye destek verir.
Polis teşkilatı ağırlıklı olarak kantonlara bağlıdır. Her kantonun kendi polisi vardır. Federal polis daha çok terör, organize suç ve uluslararası suçlarla ilgilenir. Yargı sistemi ise üç kademelidir: kanton mahkemeleri, kanton yüksek mahkemeleri ve Federal Mahkeme. Federal Mahkeme, hukuki denetim ve denge görevini üstlenir.
İsviçre’nin tarafsızlığı 1815 Viyana Kongresi’nde uluslararası düzeyde tanınmıştır. Dağlık coğrafyası, güçlü savunma yapısı ve tarafsızlık politikası sayesinde büyük savaşlardan uzak kalmıştır. Bu durum İsviçre’yi güvenli bir ticaret, diplomasi ve finans merkezi hâline getirmiştir.
Güçlü bankacılık sistemi, hukuki güvence, siyasi istikrar ve düşük müdahale düzeyi sermayeyi çekmiştir. Ancak bu durum, ülkede elitlerin karar alma süreçlerinde etkili olduğu yönünde eleştirileri de beraberinde getirmiştir. Referandumlar ve doğrudan demokrasi mekanizmaları bu etkiyi dengelemeye çalışsa da, elit-sermaye ilişkilerinin siyaset üzerindeki ağırlığı tartışılmaktadır.
İsviçre’de dört resmi dil vardır: Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Romanca. Her kanton kendi resmi dilini belirler. Tüm yasal belgeler dört dilde hazırlanır. Bu durum maliyetli ve zorlayıcı olsa da, çok dillilik bir arada yaşam kültürünün temel unsuru hâline gelmiştir.
Farklı dinler ve inanç grupları da uzun süredir birlikte yaşamaktadır. Tarihsel olarak büyük iç çatışmalar yaşanmamış, sorunlar çoğunlukla uzlaşmayla çözülmüştür.
İsviçre modeli, federalizm, yerel özerklik ve doğrudan demokrasi açısından önemli bir örnektir. Ancak bu model, kapitalist sistem içinde şekillenmiş liberal bir demokrasi olarak eleştirilir. Karar alma süreçlerinde bireysel özgürlükler öne çıkarken, toplumsal dönüşüm sınırlı kalmaktadır.
İsviçre’de bireysel özgürlük anlayışı, liberalizm çerçevesinde şekillenmiştir. Liberalizm bireyi merkeze alır; ancak toplumsal alternatiflerin gelişimine sınırlı alan tanır. Bu durum zihniyet farkını ortaya koymaktadır. İsviçre’de bireyler, büyük ölçüde devlet mekanizmasının birer parçası hâline gelirken; burada esas olan iktidarın reddi ve ahlaki–toplumsal dönüşümün merkezî bir değer olarak benimsenmesidir.
Bireyin özgürleşmesi, ancak özgür bir toplumun ve ekolojik bir yaşamın inşasıyla mümkündür. Önderlik gerçeği bu dönüşümü önce kendi pratiğinde başlatmış, ardından toplumsal düzleme taşımıştır. Gelişmeler ortak aklın yaratılmasıyla ilerlemekte; toplum, öncü bir rol üstlenmektedir. Kürtler, Araplar, Ermeniler, Yezidiler, Süryaniler, Türkmenler ve Türkler dâhil olmak üzere Orta Doğu’daki tüm halklar; dillerini, kültürlerini, eğitim haklarını ve statülerini koruyarak karar süreçlerine ortak biçimde katılabilmektedir.
Buna karşılık Kürt özgürlük paradigması; merkezi devleti, tekçi ulus anlayışını ve iktidar yoğunlaşmasını eleştirir. Demokratik konfederalizm modeli, yerelden merkeze doğru örgütlenen, halk meclisleri ve komünler temelinde işleyen bir sistemi savunur. Amaç, iktidarı değil toplumu güçlendirmektir.
Coğrafi ve iklimsel benzerliklere rağmen Kürdistan’ın durumu tarihsel gerçekliği, toplumsal hafızası ve dört parça hâlinde bölünmüş yapısıyla farklıdır. Dilin ve kültürün yasaklanmasına dayalı inkârcı yaklaşımlara karşı, son elli yıldır yürütülen mücadele; toplumu zihinsel, kültürel ve ruhsal olarak dönüştürmüş, varlığını kabul ettirme aşamasına taşımıştır. Bugün bu mücadele, Orta Doğu’da öncü bir güç hâline gelmiş; bölgenin aydınlanmasına, toplumsal dönüşümüne ve özgürleşme süreçlerine yön vermektedir.
Orta Doğu toplumsal bir karaktere sahiptir; vicdan, ahlaki yaşam ve dayanışma bu coğrafyanın temel değerleridir. Bu paradigma, Orta Doğu’ya, Kürtlere ve insanlığa en uygun toplumsal model olarak ortaya çıkmaktadır. Halkın vicdanına dayanarak gelişen bu sistem, köy–kent dengesini gözeten, doğayla uyumlu ve iletişimi esas alan alternatif bir projedir. Ortak yönetim, ortak üretim ve ortak tüketim anlayışıyla kolektif yaşam temel alınmaktadır. Bu dönem, bireysel özgürlükten ziyade toplumsal özgürlüğün inşa edildiği bir aşamayı ifade etmektedir.
Bu yaklaşım; etnik, dinsel ve kültürel çeşitliliği bir zenginlik olarak görür. Kadın özgürlüğü, ekoloji ve toplumsal dayanışma temel ilkeler arasındadır. İsviçre modeliyle benzerlikler yerel yönetim ve çok dillilik alanlarında görülse de, temel fark zihniyettedir. Biri liberal devlet içinde bireysel özgürlükleri esas alırken, diğeri devletsiz, toplumsal ve kolektif bir özgürlük anlayışını savunur.
Sonuç olarak;
İsviçre, coğrafi ve tarihsel koşulların sağladığı avantajlarla istikrarlı bir federal demokrasi inşa etmiştir. Kürdistan ise parçalanmışlığına ve inkâr politikalarına rağmen, alternatif bir demokratik model geliştirme çabası içindedir. Her iki deneyim de, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, çok dillilik ve toplumsal uzlaşma açısından önemli dersler barındırmaktadır.
Şiyar ADIYAMAN





