Kürt siyasal hareketi, tarih boyunca yalnızca fiziki saldırılara karşı değil, aynı zamanda her türlü sömürgeci anlayışa karşı da büyük bir direniş göstermiştir. Bu direniş, sadece silahlı çatışmaların ya da sokaklarda verilen mücadelenin adı değildir; aynı zamanda düşünceye, kimliğe, dile ve kültüre yönelmiş saldırılara karşı verilen uzun soluklu bir varoluş mücadelesidir.
Bugün ise mücadele alanı genişlemiş, yöntemler değişmiş, fakat hedef değişmemiştir. Artık saldırıların önemli bir bölümü dijital alanlarda, sosyal medya mecralarında yürütülmektedir. Bilinçli biçimde üretilen benzer cümleler, aynı suçlamalar ve aynı dilin farklı kanallar üzerinden dolaşıma sokulması, bu saldırıların tesadüfi olmadığını açıkça göstermektedir. Bu durum, bir psikolojik savaşın sürdüğünü ortaya koymaktadır.
Bu saldırıların temel amacı, özgürlük mücadelesine inanan yurtsever halkı demoralize etmek, umudu zayıflatmak ve toplumsal dayanışmayı çözmektir. Kimileri farkında olmadan bu sürecin parçası haline gelirken, kimileri bilinçli biçimde bu saldırıların taşıyıcısı olmaktadır. Fakat tarihsel gerçek şudur: örgütlü bir toplum karşısında hiçbir karalama kampanyası kalıcı olamaz.
Önder Öcalan, toplumsal direnişin temelini şu sözle ifade eder: “Toplum örgütlüyse özgürdür; örgütsüz toplum ise savunmasızdır.”
Bu söz, yalnızca bir slogan değil; bir tarihsel tecrübenin özetidir. Çünkü örgütlülük, bir halkın kendini koruma refleksi, kimliğini yaşatma gücü ve geleceğini kurma iradesidir. Tam da bu noktada, örgütlü toplumun en önemli dayanaklarından biri özgür basın geleneğidir.
Özgür basın, bir halkın hafızasıdır. Hafızası olmayan bir toplum yönünü kaybeder. Hakikatin sesi susturulduğunda toplum karanlıkta bırakılır. Bu nedenle özgür basını savunmak, yalnızca medya tercihi değil; bir varoluş meselesidir.
Bugün yeni bir bilinç hamlesine ihtiyaç vardır. Bu hamlenin adı açık ve nettir: Her evde, her yerde özgür basın. Bu çağrı basit bir öneri değil, bir toplumsal sorumluluk çağrısıdır. Her yurtsever aile, evindeki televizyon kanallarının ilk sıralarına özgür basın kanallarını yerleştirmelidir. Çocuklarımız varsa, onların öz kültürümüze ait programları izlemesini sağlamak, anadil temalı yayınları takip etmelerini teşvik etmek hepimizin görevidir. Çünkü kültürünü tanıyan bir nesil, kimliğini kaybetmez.
Önder Öcalan’ın sıkça vurguladığı bir başka gerçek ise bireyin rolüne ilişkindir: “Özgür toplum, sorumluluk alan bireylerle kurulur.” Bu söz, hepimize açık bir mesaj vermektedir: Toplumun geleceği yalnızca kurumların ya da örgütlerin omuzlarında değildir. Her bireyin yapabileceği bir şey mutlaka vardır. Birey olarak sorumluluk almak, küçük ama kararlı adımlar atmak, büyük toplumsal dönüşümlerin temelini oluşturur.
Bugün sosyal medya gibi dijital alanlarda da aynı bilinçle hareket etmek zorundayız. Her duyduğumuza inanan değil, sorgulayan; her söyleneni tekrar eden değil, hakikati araştıran bir toplum olmak zorundayız. Çünkü psikolojik savaşın en güçlü panzehiri bilinçli toplumdur.
Bu nedenle her birey kendisine şu soruyu sormalıdır: “Ben bugün ne yapabilirim?” Bu soru, pasif bekleyişi değil; aktif sorumluluğu ifade eder. Her birey evindeki televizyon kanalından, çocuklarının kültürel eğitiminden, günlük yaşamındaki tercihlerden sorumludur. Bu sorumluluğu başkasına devretmeden, kendi yaşam alanında bilinçli bir duruş sergilemek zorundadır. ‘Mesela ben olsaydım’ diyen Önderlik bireyin hiçbir şey yapmamasını eleştirmiştir. Mutlaka yapılacak bir şeylerin olduğunu somut ifadelerle dile getirmiş. İmkanım olsa şehrimin sokaklarını süpürürdüm diyerek somut örneklerle inşa edebilmeyi işaret etmiştir. Çünkü yaşamın yeniden inşası, büyük sloganlarla değil; bireyin kendisinden başlayan küçük ama kararlı adımlarla mümkündür. Şimdi Tarihi sorumluluk ve bilinçle harekete geçme zamanı…
Mesela ben olsam …
Ronî Serhed





