Kapitalizm, ulusları ve devletleri aşan bir sistemdir. Bu sistem, insanların hem maddi hem de manevi değerlerini sömürürken, kendi içinde birçok çelişkiyi barındırır ve insanlık adına var olan pek çok değeri yok etmektedir. Üretim, sermaye ve finans kapitalin oluşturduğu faiz sistemiyle, merkezî bir yapı üzerinden dünya insanlığını sömürmektedir. Bugün her birey, farkında olarak ya da olmayarak bu faiz çarkına katkı sunmaktadır.
Günümüzde dünya düzeni, çok boyutlu rekabetler ve tekeller aracılığıyla ciddi bir kaos içindedir. Bu rekabet ortamında insanlık adeta can çekişmektedir. Emperyalizm; toplumları çökerten, devletleri ve bireyleri yozlaştıran, doğayı vahşi bir biçimde talan eden bir aşamaya ulaşmıştır. Tekeller arasındaki rekabet giderek derinleşirken, klasik sömürgecilik biçimleri yerini yeni güç dengelerine bırakmaktadır. Artık teknik ve bilimsel gücü elinde bulunduran, sermayeye de yön vermektedir.
Geçmişte “gizli el” olarak tanımlanan mekanizmalar bugün açıkça işlemektedir. Savaşlar, silahlar ve ekonomik araçlarla her şeye doğrudan el konulmakta; ahlak, vicdan ve değerler yok sayılmaktadır. Şehirler, ülkeler, kültürler ve diller çıkar uğruna tahrip edilmektedir.
Orta Doğu’da ise yeni bir sömürgecilik anlayışı, özellikle Çin ve ABD ekseninde şekillenen bir rekabetle kendini göstermektedir. Bu rekabet, halkları ve toplumsal gerçekliği yok sayan bir anlayışa dayanmaktadır. Bölgedeki mevcut elit yapılar da bu sistemin devamını sağlamaktadır. Küçük ve parçalı devlet yapılarıyla sistem sürdürülmek istenmektedir.
İran’a yönelik saldırılar da bu kapitalist iştahın bir sonucudur. Ancak beklenmedik karşılıklar, bu güçleri yeniden hesap yapmaya zorlamıştır. Eğer bu tür müdahaleler başarıya ulaşsaydı, Orta Doğu halkları daha küçük parçalara ayrılarak kolayca kontrol edilecekti.
Bu noktada başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarının doğru bir tutum geliştirmesi gerekmektedir. Orta Doğu’nun tarihsel ve toplumsal yapısı dikkate alınmadan yapılacak her müdahale, müdahale eden güçler açısından da büyük bir hata olacaktır. Bu durum sadece ABD ya da Çin için değil, tüm tekelci güçler için geçerlidir.
Kürt meselesi bu bağlamda özel bir önem taşımaktadır. Kürtlerin toplumsal varlığını tanımayan, onları yalnızca araçsallaştırmak isteyen yaklaşımlar, bölgedeki çelişkileri derinleştirmektedir. “Böl, yönet, parçala” politikasıyla halklar birbirine düşman edilmektedir. Etnik milliyetçilik, din ve bilim gibi alanlar dahi bu amaçla araçsallaştırılmaktadır.
Oysa bölge halklarının ortak bir kaderi vardır. Buna rağmen bu birlikteliğin önüne geçilmekte, toplumlar zayıflatılmaktadır. Küresel güçler zaman zaman barış ve demokrasi söylemleri kullansa da bu söylemler çoğunlukla çıkar odaklıdır.
Bu nedenle Orta Doğu halklarının, kendi ekonomik ve toplumsal yapılarını güçlendirecek ittifaklar kurması gerekmektedir. Mevcut elit yapılar ise genellikle halktan kopuk, tekellere entegre olmuş bir şekilde hareket etmektedir. Oysa petrol, su ve enerji gibi kaynaklar halklara aittir.
Bugün hiçbir halk mevcut sistemden memnun değildir. Filistin ve Kürt halklarının yaşadığı durum bunun açık göstergesidir. Kapitalizm ve emperyalizm, yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda siyasal ve toplumsal bir tahakküm sistemidir. Finans kapitalin geldiği aşamada, henüz doğmamış bireyler bile bu sistemin borç yükü altına girmektedir.
Bu koşullar altında çözüm, örgütlü bir toplumsal güç oluşturmak ve alternatif bir sistem inşa etmektir. Demokratik, ekolojik ve özgürlükçü bir paradigma; halkların kolektif akıl ve dayanışma temelinde örgütlenmesini sağlayabilir. Bu anlayışla kurulacak demokratik konfederal sistem, tekelci yapıları etkisiz hale getirebilir.
Kürt halkının da bu süreçte uluslararası düzeyde örgütlenmesi, diplomasi yürütmesi ve kendi değerlerini dünyaya anlatması büyük önem taşımaktadır. Medya, akademi ve uluslararası ilişkiler bu mücadelenin önemli araçlarıdır.
Sonuç olarak, kapitalist ve emperyalist sistemin yarattığı krizler ancak halkların ortak mücadelesiyle aşılabilir. Aksi takdirde bu sistem, halkları birbirine düşürerek varlığını sürdürmeye devam edecektir. Gerçek çözüm; eşitlik, özgürlük ve dayanışma temelinde kurulacak yeni bir toplumsal düzendedir.
Şiyar ADIYAMAN





