İran savaşıyla birlikte Türkiye’ye yönelik hem müdahale zemini hem de yeni mücadele fırsatları artmıştır. Bu geçiş döneminde Türkiye, mevcut çelişkilerden ve fırsatlardan yararlanarak kendi stratejik konumunu güçlendirmeye çalışmaktadır.
Son 20 yıllık politikalarına bakıldığında Türkiye’nin zaman zaman Batı karşıtı bir tutum sergilediği görülmektedir. Tom Barac’ın “güçlü liderlik” vurgusu ve Türkiye’nin F-35 projesine geri dönme mesajları, Türkiye’yi kendi çizgisinde tutma çabası olarak değerlendirilebilir. Aynı dönemde İngiltere ile stratejik ortaklık belgesi imzalanırken, AB Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in “Avrupa kıtasını tamamlamalıyız ki Rusya, Türkiye ya da Çin etkisi altına girmesin” açıklaması dikkat çekicidir.
TÜRKİYE’NİN GELENEKSEL POLİTİKALARINDAKİ DEĞİŞİM
Türkiye’nin Akdeniz’deki 100 yıllık “Mavi Vatan Doktrini”ne rağmen Karadeniz, Akdeniz ve Ege karasuları üzerindeki egemenlik haklarını NATO’ya devretmesi önemli bir gelişmedir. Son süreçte yürütülen tartışmalar sonucunda NATO, Karadeniz’de daimi ve kurumsal bir yapı kazanmıştır. Bu durum, Türkiye’nin yüzyıllık diplomasi ilkesi olan “tarafsızlık” pozisyonuna aykırıdır. 3. Dünya Savaşı koşullarında Türkiye’yi Rusya karşısında konumlandırma çabası, Karadeniz’deki bu yeni oluşumla somutlaşmıştır.
Ayrıca Adana’da kolordu seviyesinde yeni bir çokuluslu NATO karargahının kurulması, bölgedeki caydırıcılık faaliyetlerinin Türkiye üzerinden yönetileceğini göstermektedir. İstanbul’da ise Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu kapsamında, Ukrayna-Rusya savaşı sonrası Karadeniz güvenliği için bir deniz komutanlığı kurulacağı belirtilmiştir.
KÜRT DİYALOĞU: STRATEJİK Mİ, TAKTİKSEL Mİ?
Türkiye, sürecin olası risklerinin farkında olduğu için Kürtlerle diyalog politikasını geliştirmiştir. Ancak iktidar bu süreci stratejik değil taktiksel gördüğü için politikalar konjonktürel gelişmelere göre değişkenlik göstermektedir. Bazen hızlanan süreç kısa süre sonra tıkanabilmektedir. Türkiye henüz izleyeceği yolu net bir biçimde belirlememiştir.
Türkiye’nin önünde iki temel seçenek durmaktadır: Kürtlerle barış ve demokratik entegrasyon temelinde bölgede demokrasi gücü olmak ya da emperyalist güçlerle eklemlenerek inkar politikalarına devam etmek.
Bu netlik henüz oluşmamıştır. Tutucu yaklaşımlarda ısrar edilmesi halinde Kürt kartının başka hegemon güçlerin eline geçme riski artacaktır. Kürtleri asimile etme ve yok sayma stratejisi fiilen iflas etmiş olsa da devlet bünyesinde bu eğilimi sürdürme çabası devam etmektedir. Sürecin zamana yayılması ve gerekli adımların atılmasındaki direnç, bu zihniyetin göstergesidir. Kürt dinamiğindeki köklü değişimler de bu eski stratejinin başarısını zorlaştırmaktadır.
BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM SÜRECİNDEKİ TIKANIKLIK
Barış ve Demokratik Toplum sürecinde beklenen hukuki ve yasal adımlar atılmamış, süreç yeniden ciddi biçimde tıkanmıştır. İktidar her somut adım aşamasına geldiğinde ayak direterek süreci zora sokmaktadır. Parlamentonun yaz tatiline girmesine az bir süre kalmasına rağmen (Mayıs ortası itibarıyla) kamuoyuna yansıyan herhangi bir yasa taslağı bulunmamaktadır.
Önder Apo’nun statüsünün netleştirilmesi uzun süredir gündemdedir. Parti liderlerinin bir araya gelerek Önderliğe biçilen rolü netleştirmeleri, Hareket Yönetimi tarafından defalarca talep edilmiştir. Benzer şekilde bir siyasi komiser atanması da sürecin ilerlemesi için önerilmiştir. Ancak bu konularda somut bir gelişme yaşanmamıştır.
Haziran ayında Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu “Umut Hakkı”nı yeniden gündeme alacaktır. Bu nedenle Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünün sağlanması, tüm Kürt halkının ve dostlarının temel hedefi olmalıdır. Haziran toplantısına etkili bir katkı sunmak için tüm alanların Haziran öncesinde en etkili çalışmaları örgütlemesi gerekmektedir.
DEMOKRATİK TOPLUM İNŞASINDA KADINLARIN ROLÜ
Barış ve demokratik toplum sürecinde müzakere ile mücadele arasındaki diyalektiği ve dengeyi iyi kurmak çok önemlidir. Adil ve kalıcı bir barış, ancak demokratik toplumun kendi kendini inşa etmesiyle mümkün olacaktır. Bu nedenle odak, devletin ne yapıp yapmadığından ziyade Kürtlerin ve dostlarının neler yapması gerektiği üzerine kurulmalıdır.
Önderlik, “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısında kadınları bu sürecin garantisi olarak tanımlamıştır. Demokratik toplum bilinçli bir inşa sürecini gerektirir. Bu inşa ne şiddetle ne dayatmayla olur; demokratik siyaset ve hukuk zemininde çok yönlü toplumsal örgütlenmeyle gerçekleşir. Toplumsallığın, ekonominin, kültürün, dilin ve tarihin demokratik esaslara göre yeniden ele alınması bu sürecin temelini oluşturur.
Kadınlar, Kürt sorununun çözümünü yalnızca Kürtlerin ihtiyacı olmaktan çıkarıp geniş kadın yapılarıyla görünür kılan bir eylemsellik içindedir. Gülistan Doku, Rojin Kabaiş ve yüzlerce kadının maruz kaldığı kırım politikaları, tekçi, milliyetçi ve inkârcı zihniyetin ürünüdür. Barış ve demokratik toplum süreci aynı zamanda tüm Türkiyeli halkların da yararınadır.
ULUSAL BİRLİK ÇALIŞMALARINDA BAŞUR ENGELİ
Ulusal birlik çalışması, özellikle Rojava’ya yönelik saldırılara karşı partisel görüş ayrılıklarını bir kenara bırakarak yurt içi ve yurt dışında güçlü bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bu, Kürt halkının ulusal birlik bilincinin gücünü göstermiştir. Başur dışında diğer parçalarda siyasi partiler ulusal platformlar oluşturarak ortak tutum geliştirme konusunda önemli adımlar atmıştır. Kadın örgütleri de bu alanda çalıştaylar düzenleyerek somut katkılar sunmuştur. Bakur’da gerçekleşen Ulusal Birlik Konferansı da anlamlıdır.
Ancak Güney Kürdistan’ın siyasi atmosferi ulusal birliği engelleyen bir konumdadır. KDP ve YNK arasındaki iktidar çelişkileri devam etmekte, bu durum hem Irak’taki Kürt pozisyonunu zayıflatmakta hem de Kürdistan Bölgesi’ni siyasi iradeden yoksun bırakmaktadır. Kadınların ulusal birlik çalışmaları bu bağlamda kritik önem taşımaktadır. Kadınlar, ulusal birliği toplumsallaştırmada, siyasi aktörler üzerinde baskı oluşturmada ve toplumsal ayağı örgütlemede etkili rol oynayabilir. Parçalar arasındaki Ulusal Kadın Platformları’nın bu engelleri aşacak planlamalar yapması elzemdir.
YENİ DÖNEMDE ÖZGÜR DÜŞÜNCE VE BÜTÜNCÜL ANALİZ
İçinden geçtiğimiz süreci bütünlüklü ele almak ve değerlendirmek büyük önem taşımaktadır. Yeni dönemde alışıldık etki-tepki kalıplarının ötesine geçerek çoklu olasılıklarla düşünebilme ve özgür düşüncenin gücü devreye girmelidir.
Mevcut muhalefet tarzı ya reel sosyalizmin etkisiyle her şeyi karşıtlık üzerinden okumakta ya da liberalizmin etkisiyle olan biteni belirsizleştirmek ve müdahale gücü gösterememektedir. Bu bakış, 19. ve 20. yüzyıl çelişkilerine takılı kalmakta ve bölgesel gericiliği korumaktadır. Sürecin karakterini doğru analiz etmek, harekete geçmenin ön koşuludur. Bu dönemde Kürt birliğinin sağlanması ve bölge halklarının yararına politikalar izlenmesi tartışmasız bir gerekliliktir.
Türkiye kritik bir kavşaktadır. NATO ile derinleşen askeri ve stratejik ilişkiler ile Kürt sorunu konusunda verilecek kararlar, önümüzdeki yılların seyrini, hatta kaderini belirleyecektir. Barış ve demokratik toplum süreci, sadece Kürtler için değil, tüm bölge için kalıcı bir çözüm fırsatı sunmaktadır. Bu fırsatın değerlendirilmesi, kadınların ve tüm demokratik güçlerin aktif rolüyle mümkündür.
Militan RÊHAT





