Tarih boyunca Mezopotamya ile Anadolu arasında köprü rolünü oynayan bir kent olan Adıyaman birçok halkın, inancın ve kültürün birlikte yaşadığı kadim bir coğrafyadır. Komagene uygarlığından Selçuklu ve Osmanlı dönemine kadar bu topraklar, doğu ile batının buluştuğu bir merkez olmuştur. Türkmenlerin, Kürtlerin, Ermenilerin ve Süryanilerin yüzyıllarca birlikte yaşadığı Adıyaman; yalnızca kültürel çeşitliliğiyle değil, zulme karşı gelişen direniş geleneğiyle de öne çıkmıştır. Baba İshak isyanından günümüze kadar uzanan bu tarihsel hafıza, halkların eşitlik, özgürlük ve kardeşlik arayışını sürekli canlı tutmuştur.
Kent tarihinin en etkili uygarlığı olan Komagene, doğu ile batının tanrılarını buluşturan; ortak yaşamı, direnişi ve insanlık değerlerini sentezleyen büyük bir uygarlıktı. Bu topraklar insanlığa beşiklik etmiş, yaratmayı, direnmeyi, ısrarı ve istikrarı üretmiş asil bir coğrafyadır. Türkmenlerin, Kürtlerin, Ermenilerin, Süryanilerin, Alevilerin ve Sünnilerin birlikte yaşadığı; Fırat’ın suladığı bu topraklar, halklara kardeşliği öğretmiştir. Anadolu’ya yayılan birçok düşünce ve gelişmenin merkezi Adıyaman olmuştur.
1240 yılında Baba İshak, Adıyaman’ın Kefersud köyünde Anadolu Selçuklu Devleti’ne karşı büyük bir direniş başlattı. Selçuklu yönetiminin ağır vergileri, halkı yoksullaştırmış; insanların toprağı ellerinden alınmış, kimlikleri inkâr edilmişti. Tek tip kimlik dayatmasına karşı Baba İshak, eşitlikçi ve özgürlükçü bir anlayışla halkı etrafında topladı. Türkmenler öncülük etse de Kürtler, Ermeniler ve bölgedeki birçok halk bu direnişi destekledi. Çünkü bu mücadele yalnızca ekonomik değil; kimliğin, inancın ve onurun savunulmasıydı.
Bugünkü Malatya sınırlarında bulunan, eski adı Kefersud olan Doğanyol köyünde başlayan isyan; Adıyaman, Maraş, Sivas ve Amasya’ya kadar yayıldı. Baba İlyas’ın düşünsel öncülüğünü yaptığı bu hareket, Anadolu’nun en büyük halk direnişlerinden biri hâline geldi. Selçuklu yönetimi korkuya kapıldı; Frank ve Gürcü paralı askerleriyle isyanı bastırmaya çalıştı. Sonunda Kırşehir Malya Ovası’nda isyan yenildi, Baba İlyas idam edildi, Baba İshak da yakalanarak idam edildi. Ancak Baba İshak’ın idam karşısındaki dik duruşu, onu halkın gözünde ölümsüzleştirdi.
Bu direniş yalnızca bir isyan değil, Mezopotamya ve Anadolu halklarının hafızasında yaşayan bir özgürlük düşüncesiydi. Daha sonra Şeyh Bedreddin, Pir Sultan Abdal, Kalender Çelebi, Şahkulu ve Seyit Rıza gibi birçok isim aynı direniş geleneğini sürdürdü. Yoksulluğa, inkâra, baskıya ve zulme karşı direniş bu topraklarda bir kültüre dönüştü.
Sırrı Süreyya Önder de bu tarihsel direniş geleneğinin çağımızdaki en önemli temsilcilerinden biri oldu. Halkların kardeşliğini savundu; Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesi için büyük mücadele verdi. Mecliste, cezaevlerinde, mahkemelerde ve toplumun her alanında baskılara rağmen geri adım atmadı. Kürtlerin özgürlüğünü Türklerin özgürlüğüyle birlikte değerlendirdi; barışı, eşitliği ve demokratik yaşamı savundu. Sanatçı kimliğiyle siyaseti birleştirdi. Sur’da, Cizre’de, Nusaybin’de, Rojava’da yaşanan katliamlara açıkça karşı çıktı. İnsan haklarını, halkların birlikte yaşama hakkını her zaman dile getirdi. Ona göre Kürt meselesi yalnızca siyasi değil, aynı zamanda vicdani ve ahlaki bir sorundu.
Türkmen kökenli olmasına rağmen halkların ortak yaşamını savundu. Anadolu’nun çok kültürlü gerçekliğine uygun bir siyaset yürüttü. Tıpkı Baba İshak döneminde Türkmenlerle Kürtlerin ortak mücadele yürütmesi gibi, Sırrı Süreyya Önder de halkların ortak geleceğini savundu.
Adıyaman’ın direniş ruhu yalnızca siyasetle değil, sanatla da yaşamaya devam etti. Kemal Sunal da aynı coğrafyanın (Doğanyol köyü Adıyaman’a bağlıydı, sonradan Malatya’ya bağlandı ve Baba İhsak da aynı köylüdür) çocuğuydu. Ezilen insanların yaşamını mizahla anlatarak sisteme eleştirel yaklaşan Kemal Sunal, halkın vicdanında yer etmiş bir sanatçı oldu. Baba İshak nasıl isyanın sembolüyse, Kemal Sunal da halkın sesi olmayı başardı.
Bu topraklar susmayan, eğilmeyen insanların toprağıdır. Baba İshak, Kemal Sunal ve Sırrı Süreyya Önder; farklı dönemlerde aynı ruhu temsil ettiler. Biri isyan ederek, biri sanatla düşündürerek, biri ise sanatını siyasal mücadeleyle birleştirerek halkın sesi oldu. Hepsi zulme karşı dimdik durdu.
Bugün de Adıyaman’ın bin yıllık direniş ruhu yaşamaktadır. Halkların kardeşliği, özgürlük ve eşitlik düşüncesi; yeni kuşaklara aktarılmaktadır. Sırrı Süreyya Önder’in ardından kızının yaptığı konuşmalar da bu duruşun devam ettiğini göstermektedir. Bu nedenle Baba İshak’tan günümüze uzanan bu direniş geleneği, yalnızca bir tarih değil; halkların hafızasında yaşayan bir onur mücadelesidir.
Bu vesileyle tüm Mayıs şehitlerini de saygıyla anıyorum.
Şiyar ADIYAMAN
Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi





