Yüz yılı aşkın inkâr rejiminin Kürt halkını ulus olarak kabul etmemesi söz konusu sorunun çözümü için ortaya çıkan imkânların heba olmasına yol açıyor. İnkâr rejiminde ısrar ve katı tekçi ulus devlet kafa yapısı Kürt sorununun çözümünü oldukça zorlaştırıyor. Elli yıllık bir mücadelenin her bakımdan Kürt halkını devrimci bir dönüşüme uğrattığı ve Kürt halkının Türkiye’nin ve Orta Doğu’nun kaderini değiştirebilecek bir düzeye ulaştığı halde Orta Doğu’daki Kürt karşıtı ulus devletlerde demokratikleşme konusunda bir gelişme olmadı. 1993’ten günümüze kadar, Kürt ulusal hareketi defalarca ateşkes ilan etmesine ve uygun koşulları oluşturmasını inkâr rejimi Kürt ulusal mücadelesini bitirmek için bir fırsat olarak gördü.
Kürt halkı hala asimilasyoncu zihniyetin hedef tahtasında bulunuyor. Kürt sorununun çözümü için Önderlik ve hareket her türlü fedakarlığı ve koşulları oluşturdu, silahlı mücadele durduruldu, örgüt feshedildi, demokratik siyasal çözüme uygun hale getirildi. Buna rağmen devlet tarafından sorununun çözümüne ilişkin bir adım atılmadı, atılmıyor.
Sürekli bir oyalama, zaman kazanma, savaşla yapamadığını sinsi bir siyasetle, Kürt halkını ulusal demokratik davasından soğutarak mücadeleyi bitireceklerini, Kürt halkının dört parçada gelişen birlikteliklerini dağıtacaklarının hesabını yapıyorlar. Kürt halkı yüz yıl önceki önderliksiz, örgütsüz ve ulusal olarak bilinçsiz ve dağınık bir toplum olarak görülüyor. Oysaki Kürt halkı son kırk yılda kırk misli bir gelişme yaşadı. Politikleşti, devletsiz bir yaşamın kurucusu düzeyine geldi. Bu saatten sonra Kürt halkının özgürlük yürüyüşünü durdurmak artık mümkün değildir. Kürt sorununun çözümünde bir gelişmenin olmaması Kürt halkının az mücadele etmesinden kaynaklı bir durum değildir. Kürt halkı bu mücadeleyi başka bir coğrafyada yürütseydi o coğrafyada çoktan büyük değişimler olmuştu. Orta Doğu gibi devletleşmenin ve iktidarın, egemenliğin derin olduğu bir coğrafyada, son yüz yıllık Avrupa, İngiltere, Fransa emperyalizmin egemenlikçi zihniyetiyle iç içe geçmiş olması bölgeyi adeta rehin almıştır. Kürt sorunu son yüz yıllık İngiliz, Fransız emperyalizminin bölge ulus devletleri üzerinde egemenlik kurması için bir kart olarak görülüyor.
Bölgenin demokratikleşmesi ve kendi ayakları üzerinde durması istenmiyor. Kürt sorununun çözümsüz kalması bölgenin sürekli bir istikrarsızlık içinde kalmasına yol açıyor ve bu durumdan da, AB ve ABD emperyalizmi kendi yerel işbirlikçileri eliyle nemalanıyor, bölgeye istediği şekli veriyor. Son yıllarda gelişen 3. dünya savaşı da Kürt ulusunun inkârı ve yok sayılması üzerinde geliştirilmek istenmektedir. AB ve ABD emperyalizmi Orta Doğu ulus devletlerinden istediğini elde ettiği sürece Kürt halkının ulusal varlığını kabul etmek istemeyecektir. Emperyalizmin politikası iki karpuzu tek koltukta tutma politikasıdır. Türkiye’nin yüz yıldır emperyalizmin hizmetinde olması Kürt inkârına aldığı destekten dolayıdır. Emperyalist güçler Türkiye ve İran, Suriye ve Irak gibi ülkelerden istediğini alma ve bu ülkeler üzerinde egemenlik kurduğu sürece Kürt halkının ulusal varlığını kabul etmeyecek ve inkârcı rejime, rejimlere destek vermeye devam edecektir. Yüz yıllık bu emperyalist siyaset olmasaydı, Kürt halkının bunca mücadele ve bedeliyle bölge ülkeleri bir değişime uğratılmıştı. Bölge ulus devletleri ve emperyalist güçler kendi çıkarları için Kürt halkının ulus olarak yok sayılması için birbirini kullanıyorlar.
İşte bundan dolayı Türkiye Kürt halkının yok edilmesi için emperyalist ülkelere satmadığı ve pazarlık konusu yapmadığı bir şey bırakmadı. Kürt halkının ulus olarak kabul edilmemesi için her şeyi gözden çıkarmış bir Türkiye görüyoruz. Bütün bunlara bakıldığında aslında Türkiye’nin gerçekten ne kadar bağımsız bir ülke olduğu da tartışma konusu oluyor. Önder Apo’nun dediği emperyalizmin ” tavşan kaç tazı yakala” siyasetinin Orta Doğu üzerinde hala etkili olmak istediği görülüyor. Türkiye başta olmak üzere bölge ülkelerini sorunlarını çözemez hale getiren, demokratikleşmelerini engelleyip hastalıklı halde bırakan ve kendi kontrolünde tutma zihniyeti emperyalizmin bölge siyasetini şekillendiriyor. Kürt sorununun çözümü Türkiye’yi ve Orta Doğu’yu demokratik dönüşüme uğratıp özgürleştireceği ve emperyalizmin yüz yıllık siyasetini bitireceği için; İngiliz, Fransız ve ABD emperyalizmi Kürt sorununun çözümünü istemiyorlar. Kürt halkını bir kart bir silah olarak görme zihniyeti devam ediyor.
Kürt halkının, inkâr rejimine olduğu kadar, kendisini bir kart olarak gören bu emperyalist zihniyete karşı mücadele etmesi çok önemlidir. Kürt halkı yüz yıldır emperyalist çıkarlara kurban edildi. Dünyada böyle bir siyaset başka bir halka dayatılmadı. Önder Apo’nun devletsiz demokratik komünal yaşam paradigması genel olarak devlete ve özelde de Kürt halkının inkâr edilmesinin mimarı olan İngiliz, Fransız ve ABD emperyalizmine en büyük darbe olacaktır. AB ve ABD Kürt sorununun olduğunu ve Kürt halkının yüz yıldır çok acı çektiğini çok iyi biliyorlar. Kürt halkının acı çekmesi devletlerin umurlarında olmamıştır. Kürt halkının mücadelesi eninde sonunda başarıya ulaşacaktır. Kürt halkı büyük bir mücadele deneyimi ve devrimci demokratik bir birikime sahiptir. Emperyalizmin ve bölge uyduruk ulus devletlerin bölgede bir geleceği olmayacaktır. Demokratikleşmek sadece Kürt halkının ve Orta Doğu’nun sorunu değildir, dünyanın ve insanlığın sorunudur. Önder Apo bundan dolayı insanlığın sorunlarını doğru görmüş ve doğru çözümler geliştirmiştir.
Kapitalizm ve ulus devlet sistemleri insanlığın doğasına aykırı bir durumu ifade eder. Kürt halkı 3. dünya savaşında, halkların kardeşliğine dayalı ve devletsiz demokratik bir yaşamın gelişeceği bir devrimi gerçekleştirecek. Türkiye, Kürt sorununun çözümünü ya gerçekleştirip bir demokratik dönüşüm yaşayacak ya da Osmanlı gibi kötü bir sonla karşı karşıya gelecek. Gelinen noktada, Türkiye’nin mevcut hali dört tarafı uçurum olmuş bir duruma benziyor. Türkiye’nin demokrasi sorunu Kürt sorununun çözümünde saklıdır. Bundan dolayı süreci tıkamak Türkiye’ye daha çok kan kaybettirir. Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi ve bütün sorunlarının çözümü için Kürt Halk Önderliği muazzam koşullar oluşturdu. Süreci tıkayan Kürt halkı ve Özgürlük hareketi değil, Kürt ulusunu inkâr eden rejimdir. Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme için Türk devleti ve hükümeti hangi adımı attı? Türkiye hala yüz yıl önceki, Kürt halkını yok sayma zihniyetinden vazgeçmemiştir, işte sürecin esas tıkanma nedeni budur.
Kemal SÖBE





