Türkiye’nin Irak politikası, özellikle Başur Kürdistan Bölgesi’nde izlediği stratejiler, karmaşık ve çok katmanlı bir yapı sergiliyor. Bu politikalar, Özgürlük Hareketini tasfiye, KDP ile iş birliği, su kaynakları gibi stratejik kozların kullanımı ve Suriye sürecine uzanan bölgesel planlar etrafında şekilleniyor. Ancak, son gelişmeler, özellikle ABD’nin peşmerge maaşlarını durdurması ve İsrail’in KDP’ye yönelik tutum değişikliği, Türkiye’nin planlarının sürdürülemezliğini ve KDP’nin stratejik çaresizliğini gözler önüne seriyor.
TASFİYE VE İŞGAL STRATEJİSİ
Türk devleti, Özgürlük Hareketi ile olan savaşı ve tasfiye planlarını gerekçe göstererek Irak’taki askeri varlığını derinleştiriyor. KDP ile iş birliği, bu stratejinin temel taşlarından biri. Musul, Kerkük, Şengal ve hatta Tikrit, Bağuba ve Anbar’a uzanan bir etki alanı hedefleniyor. KDP, bu planda Türkiye’nin taşeronu konumunda; bazı Sünni gruplar ve Türkmenler de ekonomik bağımlılıklar ve siyasi baskılarla bu plana destek veriyor. Ancak, KDP’nin Kerkük’ü tamamen kontrol etme hedefi gerçekçi değil. Türkiye, ekonomik araçlar (örneğin, Türkiye’deki yatırımlar ve para akışı) ve siyasi baskılarla bu grupları yönlendirse de, vaatleri dar ve manipülatif bir çerçevede kalıyor. Bu durum, Türkiye’nin uzun vadeli planlarının kırılganlığını ortaya koyuyor.
SÜREÇTEKİ SAMİMİYETSİZLİK VE SU SİLAHI
Türkiye’nin PKK ile yürüttüğü süreç, Önder Apo’nun öncülüğünde bir süre ilerlemiş gibi görünse de, Maxmur ve Şengal gibi bölgeleri sorun haline getirmesi, Irak hükümeti ve KDP eliyle baskıları arttırması samimiyetsizliğini ve büyük bir çatışmaya hazırlık yaptığını gösteriyor. Türkiye, Irak’ın su kaynakları üzerindeki kontrolünü stratejik bir koz olarak kullanıyor. Barajlar ve su kesintileri, özellikle Başur Kürdistan Bölgesi’ni Türkiye’ye bağımlı hale getiriyor. Örneğin, sussuz kalan Başur’a tankerlerle su taşınması, bu kozun etkinliğini açıkça ortaya koyuyor. Maxmur ve Şengal’e yönelik daha ileri adımlar, bölgesel gerilimi artırabilir ve ciddi sonuçlar doğurabilir.
SURİYE SÜRECİ VE KDP’NİN ‘VALİLİK’ ROLÜ
Türkiye’nin Suriye’deki politikaları, Irak stratejisinin bir uzantısı olarak devam ediyor. KDP, adeta “Kürdistan valiliği” rolünü üstlenerek Türkiye’ye Şengal ve hatta Rojava’ya müdahale edebilirsiniz mesajları veriyor. Şengal katliamı ve Kobani süreçlerinde de aynı yaklaşımı gösterdi, gösteriyor. Ancak, KDP’nin halk nezdindeki meşruiyet kaybı, işgalci güçleri kullanarak halkı tehdit etme noktasına gelmesine yol açtı. Türkiye, Suriye sonrası süreçte de bu planı sürdürme niyetinde, ancak İsrail’in bu plandaki rolü belirsizliğini koruyor. Esad sonrası dönemde İsrail’in İran’ı sınırlama ve kendi çıkarlarını önceleme hedefiyle bağımsız bir çizgiye kaydığına dair işaretler var.
İSRAİL’İN DEĞİŞEN POZİSYONU VE KDP’YE UYARI
İsrail’in başlangıçta Türkiye ile aynı planın parçası olduğu biliniyor. Ancak, Netanyahu’nun Trump ile görüşmelerinde İran’ı devirme ve Türkiye’yi sınırlama talepleri, İsrail’in stratejik bir dönüşüm içinde olabileceğini gösteriyor. KDP’ye yönelik “çizgine dön, Türkiye ile arana mesafe koy” uyarısı, bu dönüşümün bir yansıması olabilir. İsrail, KDP’nin Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini ve Musul Vilayeti’ni yeniden canlandırma planının bir parçası olduğunu düşünüyor. Bu nedenle, KDP’nin askeri ve ekonomik gücüne son verilmesi, İsrail’in Türkiye’yi sınırlama stratejisinin bir parçası olarak değerlendirilebilir.
ABD’NİN PEŞMERGE MAAŞLARINI DURDURMASI VE BÖLGESEL PLANLAR
ABD’nin Nisan 2025’ten itibaren Kürdistan Bölgesi’nde memur maaşlarını durdurması ve Ekim 2025’ten itibaren peşmerge maaşlarını kesme kararı, İsrail’in bu stratejiyle bağlantılı olabilir. ABD, gelecek yıl bölgedeki tüm maaşların Irak’a devredilmesini, sınır kapıları ve havalimanlarının kontrolünün ele geçirilmesini, binlerce savaşçının maaşlarının kesilmesini ve liyakata dayalı yeni bir yönetim yapısı kurulmasını planlıyor. Bu adımlar, KDP’nin egemen ailelerinin ekonomik ve askeri imparatorluğuna son vermeyi hedefliyor. Muhammed Halbusi’nin Anbar’ı plandan çıkarması, bu stratejinin bir parçası olarak değerlendirilebilir.
İPEK YOLU VE REKABET
Türkiye, Çin’den Avrupa’ya uzanan İpek Yolu ticaret hattının kendi topraklarından geçmesini istiyor. Ancak, İsrail bu hattın Şengal üzerinden Rojava’ya ve Davud Koridoru’na bağlanmasını destekliyor. Bu rekabet, Türkiye’nin bölgesel planlarını zora sokuyor. KDP’nin Türkiye ile ittifakı, bu bağlamda taktiksel bir hata ve stratejik bir çaresizlik olarak görülüyor. KDP’nin Kerkük’ü ele geçirme hırsı, bu çaresizliğin bir yansıması.
KCK VE ÖNDER APO ÇİZGİSİNİN YÜKSELİŞİ
KCK’nin demokratik konfederalizm modeli, Batılı karar alıcı merkezlerde bölgeye uygun bir model olarak değerlendirilmeye başladı. Ancak, bu model Batı’nın ekonomik çıkarlarıyla çelişiyor. İran, Belucistan ve Pakistan’a uzanan bir KCK/Önder Apo etkisi, bölgesel dengeleri değiştirebilir. Türkiye’nin mevcut politikaları, KCK’nin yükselen etkisi karşısında köşeye sıkışmış durumda. Önderklik çizgisi, hem Türkiye’yi hem de KDP gibi iş birlikçi aktörleri zorluyor. Eğer ABD’de İhvan yasası çıkarsa, KCK’nin Ortadoğu, Batı ve Kuzey Asya’da hızla alan kazanması mümkün.
SÜRDÜRÜLEMEZ POLİTİKALAR VE YENİ DENGELER
Türkiye’nin Irak ve Kürdistan Bölgesi’nde KDP, Türkmenler ve bazı Sünni grupları kullanarak etkisini artırma stratejisi, bölgesel ve iç dengeler açısından riskli ve sürdürülemez. KDP’nin meşruiyet kaybı, Türkiye’nin su gibi stratejik kozları ve Suriye sürecindeki planları, gerilimi artırıyor. İsrail’in pozisyonu, bu denklemin belirsiz bir faktörü olarak öne çıkıyor. ABD’nin peşmerge maaşlarını durdurması ve KDP’nin askeri-ekonomik gücüne son verme planları, Türkiye’nin planlarını bozabilir. KCK’nin yükselen etkisi ve Önder Apo çizgisi, Türkiye’yi ya uzlaşmaya ya da kendi yıkımını tetiklemeye zorluyor. Bölgedeki güç dengeleri hızla değişirken, Türkiye’nin mevcut çizgisi kaybetmeye mahkûm görünüyor. KDP’nin taktiksel hataları ve stratejik çaresizliği, bu sürecin kırılganlığını daha da artırıyor.
Reşîd BERWARÎ





