KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Anasayfa
  • Haberler
  • Polİtİk Analİz
  • Araştırmalar
  • Makaleler
  • Tüm Bölümler
    • Dizi Yazı
    • Kadın
    • Özgürlük Perspektifleri
    • Editörden
    • MİT Gerçekleri
    • Röportajlar
    • Dış Basından
    • Serbest Yazılar
KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster

Sonbahar Ve İsyan

Yaşadığımız sonbaharda gönül dağlarına kar yerine kan yağsa da tüm belirtiler ilk baharla yeni tomurcukların umuda çağıracağını söylüyor.

29 November 2025
Kategori: Serbest Yazılar
272 8
1.6k
GÖRÜNTÜLEME
Facebook İle PaylaşınTwitter İle Paylaşın

Doğan-gelişen ve yaşlanan kaçınılmaz olarak aşınıyor. Diyalektik döngü tamamlanınca eskiyerek albenisini yitiriyor. Doğal ömrünü doldurarak mutlak olan sonbaharını-karakışını yaşıyor. Ölerek, filizlenecek başka bir hayatın tohumuna dönüşüyor. Özcesi doğal döngüye tabi sosyal-siyasal, bilimsel-teknik, İnsan-hayvan-bitki, fakir-zengin, cahil-alim, hayatı eksi de kuran ya da artıda yaşayan, her şey ve her kes hızla kaçınılmaz bu sona ulaşıyor. Doğup, gelişip, sınırlı ömrünü tamamlıyor ve ölüyor. Mevsimler başlıyor, soğuk-sıcak, yağmurlu-kurak biçimiyle hükmünü icra ediyor, ilerliyor ve bitiyor. Kış, dondurucu soğukları, fırtınayı-boranı ve kar’ı kaçınılmaz kılıyor. Kar, sihirli bir el değmişçesine yer yüzünü değiştirip, beyaz bir örtüyle kaplıyor. Ve bunu takip eden günlerde tüm ihtişamı ile beliren ilk bahar; doğanın uyanışı, kendini hızla yenilemesi… Devamında tomurcuklanan dallarıyla renga-renk ağaçlar… Yeniden-yeniden filizlenen tohumlar, her yeri sarıp-sarmalayan yeşillikler. Masmavi haliyle gökyüzü. İnsanı sonsuz arayışlara çağıran parıltılı güneşli günler.… Ve kavurucu sıcakları ile yaz zamanları. Derken tekrar sonbahar. Doğanın durmadan-şaşmadan devam eden döngüsünün hayata engellenemez yansımaları. Miadını doldurarak demode hale gelen geçmişin siyasal-sosyal normları. Yeni buluşlara yenik düşerek yavaş-yavaş tedavülde kalkmaya hazırlanan bir önceki zamanın başat bilimsel-teknik kuralları.

Yeni bir sonbahar da kara kışın öngünündeyiz. Sisli-kasvetli zamanların, hüzün-hazan mevsiminin ortasındayız. Doğa bir kez daha kendini yenilemeye hazırlanıyor. Gökyüzü yağmur yüklü bulutlarla kaplanıyor. Bulutlar gri bir perde gibi gökleri kapatıyor. Gri tonlar gök yüzüne-yer yüzüne, dağlara, taşlara, çöllere-ovalara, havaya-suya, ağaçlara, ormanlara, insanların ruh haline, düşlerine, ilişkilerine, yaşamlarına, sevdalarına siniyor.

Yer yüzünün gözler menzilindeki her karışı renk değiştirip-grileşiyor. Son bahar günlerinde haftalarca sürecek yağmur bulutları toplanıyor. Ve durmadan günlerce yağacak yağmurların eli kulağında. Rüzgâr, dalından kopardığı son yaprakları da sessizce sonu belirsiz uçurumlara, sağa-sola savuruyor. Ulaştığı her yere yarım kalmışlık, acı-elem ve hüzün taşıyor. Keskin ayazlar, törelere, donmuş geleneklere, yoksulluğa ve yok sayılmaya başkaldırmış, isyancı bedenleri daha acımasız yokluyor. Güneş, küskünmü, utangaçmı olduğunu belli etmeden, daha yumuşak dokunuyor toprağa; göğü kaplayan bulutlar ardında, sadece arada bir utangaçça göz kırpıyor. Bir görünüp- kaybolarak bakan gözleri kandırıyor. Her şey daha hüzünlü ve dingin bir şarkı ritminde ilerliyor. Gölgeler uzuyor, kasvet büyüyor. Kalplerin ritmi yavaşlıyor. Ruhsal gel-gitler, sosyal depremler, talepkarlık ve itirazlar azalıyor. Toplumsal harmoni-dinamizm yerini rutinliğe ve mevsimsel griliğe bırakıyor. Taşkın heyecanlar azalıyor. Adalet ve özgürlük haykırışları, keskin sloganlar, milyonların bir ağızda haykırdığı marşlar, çok uzaklarda kalıp, duyulmaz hale geliyor. Zaman geçiyor, devran dönüyor ve sanki bir çağ çöküp-kapanıyor. Adanmışlığın, feda ruhunun, mertliğin, kahramanlığın ve şövalyeliğin çağı gri bulutlar ardında kalarak kaybolup, görünmez hale geliyor.

Zaman yaprakların solgunlaşmasına benziyor; yavaş, kaçınılmaz ve sessizce akıp gidiyor. Yaşanılır bir dünya, özgür bir ülke ve her insanın saygın olduğu bir yaşam uğruna hayatını, ihtilale adayan ömürlerin törpüsüne dönüşüyor. Yaşanışlar mekândan, hedeflenen menzile giden yolda yardanda-serden de vazgeçenlerin, yarımlıklar üzerine kurulu hayatlarına bir çentik daha atıyor. Peş-peşe devrilen günler, haftalar, aylar takvim yapraklarını hızla tüketerek, ömürleri aşındırıyor. Fırtınalı günler yakınlaşıp, yağmurlar hızlandıkça sokaklarda-şehirlerde hayatın dinamizmi zayıflıyor, azalıyor, kalabalıklar belirsiz mekanlara çekiliyor. Nefes-nefese koşuşturmalar anlamsızlaşıyor. Kararlı adımlar menzile ulaşmadan, laf kalabalığı ve demagoji sağanağına yakalanıyor, bitmek bilmez belirsizliklerin azizliğine uğruyor. Her yere gariplik, acayiplik, yapa-yalnızlık çöküyor. Sonbahar rüzgârları daha keskin esse de artık ne kırlara-nede şehirlere, parıltılı kıvılcımlar saçmıyor, ihtilalci melodiler taşımıyor. Yalnızca bir uğultu olarak kulakları tırmalıyor. Keskin bir jilet gibi yoksul bedenleri yalayarak çekip-gidiyor.

Ekonomik buhranlar, borsa manipülasyonları, senet-tahvil hileleri, yasal-yasadışı soygunlar, bin-bir vurgun hayatın ayrılmaz gölge oyununa dönüşüyor. Bölgesel-kıtasal dengesizlikler, yoksulluklar, açlık-sefalet tablosu, savaş ve kıyımlarda yok olanlar, kadın cinayetleri, çocuk ölümleri, göç yolunda yitip giden insanlar her biri sadece cansız-ruhsuz birer rakam ve arada bir hatırlanan istatik halini alıyor. Zihin polisliğinin mükemmel makinası sosyal medya platformlarındaki spekülatif haberler, yalan bombardımanı, abur-cuburluklar her geçen gün daha fazla beyinleri, yürekleri esir alıyor, insani olan her şeyi kemiriyor. Anlam dünyasını yok eden aside dönüşüyor. Anlayıp-anlamlandırmayı, öğrenmeyi sakatlıyor. Okuyan ama hiçbir şey anlamayan, öğrenemeyen, türedi yeni tip cahiller hızla hayatın tüm köşe başlarına dikiliyor. Ve yapay zekanın bir tık ilerisinde, sadece kollarında pranga olmadığı-karnı doyduğu için özgür olduğunu sanan yeni köleler çağı başlıyor. Bu acayip zamanın ilerleyişi ağırlaştıkça, her yere sessizlik çöküyor. Siyam kardeş olan dağlar, kar ve yıldızlar yeni bir hüzün yüklü yalnızlığa hazırlanıyor. Adil olmayan devranın bu çelişik anında, sırtında tarihin ağırlığı, beynine bir kıymık gibi saplanan bin-bir soru ile yürüyen isyancılar ise hala ne yıldızlara ulaşma maratonun başlangıçta nede varış menzildedir.

Olağan zamanlarda her şey hissetmeyle başlar. Kişi, hissettiği oranda insani kimlik kazanır. İçsel dünyaya akanlar ve yürekte birikenler düşünceyi biçimlendirir. Şekillenen düşünce, söze, ifadeye, yaşama ve eyleme hükmeder. Düşünce sese dökülerek kötü, çirkin, insani olmayan her şeye karşı isyana çağırır. İsyan, bedeli binlerce hayat olan eylem, marş-slogan, bin-bir araç ve yöntemle özgürlüğü haykırır. Geleceğe ve yaşama rota çizer-yön verir. Fakat şimdi bu hazan mevsiminde yaşananlar ne olağan zamanlardaki gibi gençlik günlerinin kasıp-kavuran tutkulu aşk acısıdır. Nede ihtilal ateşlerinin bulaştığı her yeri yakmasıdır. Bu iklimde her yere-her şeye baskın olan yalnızca hüzündür. Bu nedenle yürekte hissedilenler, düşünce ile çatışma halindedir. Düşüncenin, veri, hesap-kitap ve beklenti hali ile yüreklerin derinliğinde hissedilenlerin dizginlenemez taşkınlığının çelişmesidir. Ve burada ibrenin nereye döneceği ise halen meçhuldür. Bu nedenle şimdi hayata hükmeden düşünce değil, hüzün yüklü duygulardır.

Ve fakat hüzün, yarım kalan sevdaların, beklenti bulaşmış aşkların, henüz anlamlandırılamamış ütopik arayışların ve sonbahar mevsiminin hakkı ise eğer biten her şey de bir başka başlangıcın külleridir. Bitiği sanılanların, sonlandığı düşünülenlerin, Kaf dağının ardında kalanların ufukta belirmesidir. Bir umut gibi, ilk fırsatta günü, anı, zamanı gelince yeni başlangıçları koşullamasıdır. Bu nedenle sonbaharın sarıdan kahverengine dönen gölgesi, geçmiş yaşanmışlıkların üstünü örtse de geleceğe uzanan zaman tünelinin sonundaki ışık flulaşsa da her doğan gün, açan güneş ve yağan yağmurun tınıları yeni-yeni itirazları koşullar. Başka zemin, zaman ve kahramanlarla, yeni isyanları mayalar. Bilinçleri kemiren sorular ve yürek kafesini yırtmak isteyen itirazlar yeni bir kıvılcımı bekler. Dipte biriken dalgalar ‘su akar yolunu bulur misali yeni yollar arar. Her arayış itiraza, itirazlar bilince, bilinçler söze, sözler sese, sesler yeni bir isyana davetiye çıkarır. Kenar mahallelerde mayalanan yeni ihtilallere can verir. Çağın ve tüm zamanların dışına itilmiş, hakir görülmüş, örselenmiş zamanın siyahileri arasında bir kez daha pes etmek yok, durmak yazgı değil, bir şey değişirse, her şey değişir ruhunu yeşertir.

Tarih boyunca gökte parıldayan bir yıldız misali toplumların bağrında sıra dışı kişiler hep çıkmıştır. Ve bunlar kahramanlık hevesi-kişisel çıkar gözetmeden zulme, sömürüye, yasak-baskılara başkaldırırlar. Çoğu başkaldırıda tek beklenti, var olan düzenin tepeden-tırnağa yerle bir edilmesidir. Ve bu yolda her daim öncelenen zülüm düzeninin yıkımıdır. Ütopyaya dair hedeflerin gerçekleşmesi ise gelecek günlerin konusudur. Her başkaldırı deprem misali eski olanı yıkar, tarihin döngüsünü hızlandırır. Fakat gelecek örgüsü hep sorun-sıkıntı olamaya devam eder. İsyan, toplumları yerleşik düzende, ölçülerde, alışkanlıklarda ve yaşamdan koparır. Fakat gelecek mutlu günlere ulaşmak hep uzun sürer. Çoğu zaman Kaf dağının ardında kalır. Bu acımasız gerçeğe rağmen, zülüm, sömürü, yasak ve baskının olduğu yerde isyan kaçınılmazdır. Kimi zaman dışsal müdahale ve toplumsal gerilikler ile bu engellense de bu hakkın kökten ret edilmesi insani olan her şeyin ölümdür. Bilinir ki her isyan nedenleri ve sonuçları ile kendi-kendini doğrular. Başkaldıranlar saygınca yaşamanın başka yolu olmadığı ve özgürlüğün dış etkenlerle sağlanmayacak, bağışlanmayacak kadar değerli olduğu bilinciyle hareket eder ve isyanı başlatırlar. İsyan eylemi, başkaldırıların kendi kaderini-geleceklerini ellerine almanın en keskin, kararlı ve tek biçimidir. Sömürü dışında yaşam hakkı tanımayan dünyanın ’camı-çerçevesinin kırılması’, adaletsizlik üzerinde yükselen düzenin yakılıp-yıkılması, kötülüğü simgeleyen sembollerin hedef alınması isyanı hem zorunlu kılar hem de tek ahlaki-meşru yol haline getirir. Ve isyan eyleminde ilk kıvılcımı çakan, zalimi, zülüm düzenini tutuşturup-yakan, gerektiğinde kendisinin de yanacağını-öleceğini, mezarsız-kefensiz toprağa düşeceğini de bilir. Bu acımasız denklemde isyancının tek motivasyon kaynağı insani olmayan her şeyi ret etme bilinci ve her şeyi göze alarak itiraz etme iradesidir. Olası alacağı tek ödül ise başkaldırmış olması ve özsaygısını kazanmasıdır. Etik ve ahlaki değerler bakımının başkaldırmak, isyan etmek, yakmak-yıkmak sorunlu görülebilinir. Fakat tüm bunların olmadığı, direnme-itiraz hakınında yoksun bir dünyanın herhangi bir mezarlıktan ne farkı kalır. Mazlumun, tirana, zalime, sömürgeciye, cellada karşı itirazı nasıl gerçekleşir. Çocukça masumiyet nasıl korunur. Yoksulluğun, sefaletin, sömürü savaşlarının kaçınılmaz kıldığı yıkımlar nasıl önlenir, feryatlar nasıl diner.  Karanlıklar nasıl sona erer. Tarih döngüsü nasıl hızlanır. Toplumlar nasıl kendini yeniler. Yaşamı zehirleyen, çekilmez kılan, zorluklara, boğuculuğa, yalana, insanların kitle halinde alıklaştırılmasına, yasak, baskı, sömürüye, eşitsizlik ve adaletsizliğe karşı isyan edilmezse başka ne yapılabilinir. Unutulmamalı ki her isyan ve başkaldırı isyan edenlerin maruz kaldıkları kötülüklerin göstergesi ve daha uzun süre mevcut koşullara katlanmamasının kaçınılmaz sonucudur. Ve yeni bir yaşam arayışındaysa isyan eden; böyle bir ütopyaya sahipse, hiçbir çıkar gözetmeden hayatını, gençliğini, sağlığını bir davaya adamışsa, halka hizmet amacını taşıyorsa, gayet tabidir ki tedip-tenkil, yasak-baskıyı simgeleyen zülüm sembollerine, kurumlarına, uygulamalara karşı başkaldırma hakkına sahiptir. Tarihsel-güncel tüm kahramanları mazlum bir halkın katillerinden oluşan ve bu halka dair tüm değerleri hain kategorisine alan, itiraz edenlere ilişkin her şeyi terörizm olarak yaftalayan resmi görüş, düşünce, söylem ve uygulamaların yaşam kanunu olduğu bir zeminde, başkaldırı-isyan hak olmanın yanı sıra mutlaka yerine getirilmesi gereken insani bir görevdir. Bu yolda adına isyan bayrağı dalgalandırdığı toplumun mazlumiyeti ve bir isyancı olarak geleceğe ilişkin düşleri-ütopyası ise her türlü ahlaki-etik değere, meşruiyet tartışmasına baskın çıkar.

Yaşadığımız sonbaharda gönül dağlarına kar yerine kan yağsa da tüm belirtiler ilk baharla yeni tomurcukların umuda çağıracağını söylüyor. Ve bu iklimde küçük bir ihtimal olsa da, tedip-tenkil-inkar son bulacaksa, eşitlik ve kardeşlik iklimi hakim olacaksa, hak-hukuk, adalet ve özgürlük galebe çalacaksa, memleket bu kaotik-kasvetli, gri günleri geride bırakıp, yeni bir ilk bahara yelken açacaksa, rüzgâr, aydınlık, güneşli günler ve özgürlükten yana esecekse, adımlar dağlardan, Amed’e, yönelecekse, bu ancak ve ancak, Amed-dağ kapı meydanının devrim silahlarına, özgürlük marşlarına ve isyancı bedenlerin ayrılmaz parçası üniformalara tanıklığı ile olacaktır. Bu sadece bir temenni değil, toprağa düşen binlerin vasiyeti ve hala dövüşen on binlerin andıdır.

 

Can DOĞAN

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

Paylaş218Paylaş136
Önceki yazı

Urfa Kampı’nda Gizli İstihbarat Eğitimi – ÖZEL HABER

Sonraki Haber

Türkiye, Suriye-Lübnan Hattında Ne Yapmaya Çalışıyor? HABER ANALİZ

Son HABERLER

Serbest Yazılar

Hz. Musa’dan Önder APO’ya Önderliksel Bir Kıyas

Yayınlayan Lêkolîn
1 December 2025
0
1.7k

Tarihe yön veren kişiler midir,...

Daha fazla okuDetails

Hafıza, Umut ve Yeniden Doğuş

15 May 2025
1.6k

Gittiği Yerde Güzellikler Bırakan Fedai…

4 July 2024
1.7k

Yürüyorlar…

20 June 2024
1.6k

Öne Çıkan Yazılar

  • ShamCash Uygulaması — Telefonunuzda Gerçekte Ne Yapıyor?- ÖZEL HABER

    553 Paylaşım
    Paylaş 221 Paylaş 138
  • Devşirme Kişiliği ve Kimlik Yabancılaşması

    539 Paylaşım
    Paylaş 216 Paylaş 135
  • Sanatçı Mem Ararat Ne Yapmak İstiyor?

    729 Paylaşım
    Paylaş 292 Paylaş 182
  • BAE’nin Suriye Hamlesi Ve Türkiye’nin Rahatsızlığı- ÖZEL DOSYA

    540 Paylaşım
    Paylaş 216 Paylaş 135
  • MİT ve Parastin’ın Kirli Planını Deşifre Ediyoruz!- ÖZEL HABER

    919 Paylaşım
    Paylaş 368 Paylaş 230

ShamCash Uygulaması — Telefonunuzda Gerçekte Ne Yapıyor?- ÖZEL HABER

Rojhilat İttifakı: Uluslararası Toplum, İran’ın İdam Suçlarına Karşı Tutum Almalıdır

HPG: Önderliğimizin Özgürlüğünü Sağlama Hedefinden Sapmayacağız

Devşirme Kişiliği ve Kimlik Yabancılaşması

BAE’nin Suriye Hamlesi Ve Türkiye’nin Rahatsızlığı- ÖZEL DOSYA

Rusya-Türkiye-Çin İş birliği: İran’a Drone ve Hizbullah’a Silah Desteği- HABER ANALİZ

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi | Lekolin

© 2025 Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

KÜRDİSTAN ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

  • Hakkımızda
  • İletişim
  • Yorum İlkesi

Takip Et

Tekrar hoşgeldiniz!

Hesaba giriş

Şifrenizimi unuttunuz?

Tüm alanlar zorunludur

Şifrenizi sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Oturum aç