KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Anasayfa
  • Haberler
  • Polİtİk Analİz
  • Araştırmalar
  • Makaleler
  • Tüm Bölümler
    • Dizi Yazı
    • Kadın
    • Özgürlük Perspektifleri
    • Editörden
    • MİT Gerçekleri
    • Röportajlar
    • Dış Basından
    • Serbest Yazılar
KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster

Topyekûn İmha Konseptine Karşı Halkların İradesi: Komplo Çöktü, Umut Kazandı

Hegemonik güçlerin "kontrollü kaos" planı, halkların birleşik iradesi ve komplocuların kendi içindeki "ganimet savaşıyla" iflas etti. Sahada askeri olarak püskürtülen çete grupları, şimdi siyasi bir "ateşkes" manevrasıyla zaman kazanmaya çalışıyor.

30 January 2026
Kategori: Editörden, Politik Analiz
285 12
1.7k
GÖRÜNTÜLEME
Facebook İle PaylaşınTwitter İle Paylaşın

Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik başlatılan topyekûn imha saldırısı, uluslararası komplonun en tehlikeli aşamasını oluşturuyor. ABD’nin sessiz onayı ve Türk devletinin kışkırtıcılığıyla, El Kaide artığı HTŞ’nin meşrulaştırılması üzerinden Rojava Devrimi’nin tasfiyesi hedeflenirken, bu kirli oyun, Kürt halkının ve bölge halklarının dört parçadan yükselen tarihsel direnişiyle boşa çıkarıldı. Hegemonik güçlerin “kontrollü kaos” planı, halkların birleşik iradesi ve komplocuların kendi içindeki “ganimet savaşıyla” iflas etti. Sahada askeri olarak püskürtülen çete grupları, şimdi siyasi bir “ateşkes” manevrasıyla zaman kazanmaya çalışıyor.

Kuzey ve Doğu Suriye halklarının on yılı aşkın bir süredir ilmek ilmek ördüğü Demokratik Özerk Yönetim projesi, bugün varoluşsal bir saldırı ile karşı karşıya. Kadın özgürlüğünü, halkların bir arada yaşamını ve taban demokrasisini esas alan bu model, Ortadoğu’nun despotik, mezhepçi ve milliyetçi karanlığına karşı yakılmış bir umut ışığıdır. Ancak bu ışık, tam da alternatif oluşturma gücü nedeniyle, küresel ve bölgesel hegemonik güçlerin hedefi haline gelmiştir.

Bugün sahneye sürülen oyun, geçmiş komplolardan çok daha sinsi ve tehlikelidir. Planın merkezinde, on binlerce insanın kanı pahasına DAİŞ’e karşı savaşan ve zafer kazanan QSD ve onun siyasi iradesi olan Özerk Yönetim’in “terörize” edilmesi; buna karşılık El Kaide’nin devamı olan, sicili katliamlar, infazlar ve baskıyla dolu HTŞ’nin “meşru bir siyasi aktör” olarak uluslararası sisteme entegre edilmesi yatmaktadır. “Diplomatik gerçekçilik” ve “istikrar” söylemleri ardına gizlenen bu ahlaki iflas, DAİŞ’e karşı verilen küresel mücadelenin ruhuna ve o mücadelede yaşamını yitiren binlerce devrimcinin anısına yapılmış en büyük ihanettir.

KOALİSYON’NUN İHANETİ VE TÜRKİYE’NİN İKİYÜZLÜLÜĞÜ

Bu kirli senaryonun en büyük sorumlusu, ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyon’dur. Düne kadar QSD ile omuz omuza DAİŞ’e karşı savaştığını iddia eden Koalisyon, bugün müttefikine yönelik imha saldırıları karşısında suç ortağı bir sessizliğe bürünmüştür. Şedade Cezaevi sorumluların verdiği bilgiye göre, Şedadê Hapishanesi’nin düşmesine ve binlerce DAİŞ’linin serbest kalmasına sadece iki kilometre uzaktaki üslerinden seyirci kalmaları, bu sessizliğin “tarafsızlık” değil, bilinçli bir “terk etme” politikası olduğunu kanıtlamaktadır. Bu durum, “jeopolitik çıkarlar değiştiğinde, fedakârlıklarınızın bir önemi kalmaz” mesajını vererek, bölgedeki tüm halklara yönelik bir ihanet belgesi niteliğindedir.

Bu ihanetin sahadaki kışkırtıcısı ise işgalci Türk devletidir. Bir yandan Türkiye kamuoyuna “normalleşme” ve “barış” masalları anlatan AKP-MHP faşist rejimi, diğer yandan Suriye’de Kürt halkının kazanımlarını yok etmek için tüm gücüyle saldırmaktadır. Colani hükümetine “QSD’ye savaş aç” aklını veren, lojistik ve askeri destek sağlayan, Halep ve Kobanê semalarında SİHA’larıyla terör estiren bizzat Türk devletidir. Bu, söylemde barış, pratikte ise topyekûn savaş politikasıdır.

Bu konsept, sadece askeri bir saldırı değildir. Aynı zamanda ideolojik bir savaştır. Şam Vakıflar Bakanlığı’nın, Kürtlere saldıran çetelere moral vermek için Enfal Suresi’ni kullanması, bu savaşın din maskesi altına gizlenmiş bir Arap milliyetçiliği ve Kürt düşmanlığı olduğunu göstermektedir. Tıpkı 1980’lerde Baas rejiminin yaptığı gibi, bugün de El Kaide artığı bir rejim, aynı zihniyetle Kürt halkına karşı “ikinci bir Enfal”i dayatmaktadır.

Uluslararası komplo, tüm gücüne ve kalleşliğine rağmen, beklemediği bir kayaya çarptı; halkların birleşik ve tarihsel direnişi. “Birkaç günde düşer” dedikleri Rojava, bir kez daha ayağa kalktı. Özerk Yönetim’in seferberlik çağrısına sadece Rojava’daki halklar değil, Bakur, Başur ve Rojhilat’tan yüzlerce genç sınırları aşarak katıldı. Diaspora’daki Kürtler ve dostları, dünyanın dört bir yanında direnişin sesi oldu. Tarihte ilk kez Kürt halkı, bir “ulus” olarak, topyekûn bir saldırıya karşı topyekûn bir direnişle cevap verdi. Bu irade, komplocuların tüm hesaplarını altüst etti.

KOMPLONUN ÇÖKÜŞÜ: ‘GANİMET SAVAŞI’ VE İÇ İHANETLER

Askeri sahada QSD ve YPJ direnişi karşısında ağır yenilgi alan çete grupları, girdikleri Arap bölgelerinde ise birbirine düştü. Dêrezor, Reqa, Tebqa gibi kentlere “yönetim” vaadiyle Kürtlere sırtlarını dönen bazı aşiret güçleri, petrol ve gaz sahalarının paylaşımında HTŞ ve diğer gruplarla “ganimet savaşına” tutuştu. Hapishanelerden salıverilen binlerce DAİŞ’li, bölgenin “eskiden de kendilerinin olduğunu” iddia ederek hak talep etmeye başladı. Türkiye’nin beslediği çeteler ise bölgede Türk etkisinin artmasını istedi. Bu kaos ortamı, çete ittifakının ne kadar çürük ve çıkara dayalı olduğunu, birleşik bir komuta ve yönetim kapasitesinden yoksun olduklarını gösterdi.

İşte bu askeri yenilgi ve iç kaosun ardından gelen 15 günlük “ateşkes” ilanı, bir barış arayışı değil, komplocuların zaman kazanma, güçlerini toparlama ve iç çelişkilerini yönetme manevrasıdır. Ateşkes, çatışmayı durdurmak için değil, komplonun yönünü ve ritmini yeniden ayarlamak için kullanılmaktadır. Kobanê’ye yönelik kuşatmanın askeri bir saldırıdan çok psikolojik bir yıpratma savaşı olarak sürdürülmesi de bu stratejinin bir parçasıdır.

TEZGAHIN İDEOLOJİSİ: YENİ ENFAL ZİHNİYETİ

Suriye’deki savaşın sadece bir toprak savaşı olmadığını, aynı zamanda derin bir ideolojik ve tarihsel hesaplaşma olduğunu kanıtlayan en net olgu, “Enfal” konseptinin yeniden devreye sokulmasıdır.

Tarihsel Tekerrürü; 1980’lerde “görece seküler” BAAS rejimi lideri Saddam Hüseyin’in Kürt soykırımı için kullandığı Enfal Suresi, bugün “selefi cihatçı” Ahmet el-Şara tarafından aynı amaçla kullanılıyor. Bu durum, söz konusu Kürtler olunca, birbirinden farklı görünen Arap iktidar zihniyetlerinin nasıl aynı ırkçı ve soykırımcı potada eridiğini göstermektedir.

Yine dinin silah olarak kullanımı devreye konuldu. Enfal (Ganimetler) Suresi, Bedir Savaşı sonrası ganimet paylaşımını düzenlerken, bugün Kürt halkının canını, malını ve toprağını “ganimet” olarak gören sapkın bir zihniyetin aracı haline getirilmiştir. Bu, İslam’ın ruhuna ve tarihine aykırı, dinin milliyetçilik hizmetine sunulmasının en vahşi örneğidir.

Buna karşı ise alimlerin yurtsever duruşu onların bu sapkın zihniyetlerini ortaya çıkardı. Bu sapkın zihniyete karşı en anlamlı cevap, başta Başûrê Kurdistan olmak üzere, Kürt alim ve imamlarından geldi. Hutbelerde ulusal birliği talep etmeleri ve Kürt kadınlarına yönelik saldırıları lanetlemeleri, din adına yapılan bu soykırım siyasetini boşa çıkaran tarihsel bir duruştur. Bu tavır, “hem Kürt hem Müslüman olunur” şiarını yükselterek, Türk-İslam ve Arap-İslam sentezlerinin kültürel soykırım politikasına karşı en etkili panzehiri oluşturmuştur.

‘CİHADI İKTİDARLA KİRLETME’ TEORİSİ VE ÇÜRÜME

CIA’in eski Ortadoğu şefi Graham Fuller’ın “Hiçbir şey İslamcıların imajını, başarısız bir yönetim deneyiminden daha fazla kirletemez” sözü, bugün HTŞ şahsında Suriye’de ete kemiğe bürünüyor. Sahadan gelen bilgiler, bu “cihatçı” yönetimin nasıl bir hırsızlık, talan ve ahlaki çürüme bataklığına saplandığını gözler önüne seriyor:

“Saraylarda Sefa, Halk Kamplarda Sefil” söyleminin en yalın hali;  HTŞ’li “emir”lerin her hafta sonu sahil kentlerinde lüks otellerde kadınlar ve alkolle dolu geceler geçirdiği, sürekli “evlenip boşandığı”, en lüks arabalara bindiği iddia ediliyor. Hama Valisi’nin 85 milyon dolarlık bir hastane projesini 31 milyon dolara mal edip aradaki 54 milyon doları zimmetine geçirmesi gibi olaylar, bu talan düzeninin boyutunu gösteriyor.

Kadrolaşma ve Nepotizm: Liyakatsiz, diplomasız HTŞ üyeleri 5000 dolar maaşla kilit görevlere atanırken, uzman ve diplomalı insanlar 250-400 dolar maaşla alan dışı işlerde çalıştırılıyor. Üst düzey yöneticiler, tüm ailelerini ve aşiretlerini en lüks villalara ve devlet dairelerine yerleştiriyor.

Tüccar-Emir İttifakı: Her “emir”in arkasında, masraflarını karşılayan ve komisyon ödeyen büyük tüccarlar bulunuyor. Karşılığında ise ticari sözleşmeleri kolaylaştırılıyor ve koruma sağlanıyor.

Halkın Gerçeği: Bu lüks ve şatafatın arkasında, maaşı 250 dolar olan, evini onaramayan, kanser ilacı bulamayan, savaşta uzuvlarını kaybetmiş on binlerce insan ve kamp sakinlerinin sefaleti yatıyor. Bu tablo, Fuller’ın teorisini doğrularcasına, halkın bu yapıdan tiksinmesine ve onu herhangi bir yozlaşmış Arap rejiminden farksız görmesine neden oluyor. Bu ahlaki çöküş, onların en büyük askeri yenilgisidir.

SONUÇ:

Rojava, tüm bu karanlığa, ihanete ve komploya rağmen ayakta. Çünkü Rojava, sadece bir coğrafya parçası değil, bir fikirdir; bir iradedir. Korkuya teslim olmadan, eşitlik, adalet ve onurla bir yaşam kurmanın mümkün olduğunu kanıtlayan yaşayan bir manifestodur. “Ateşkes” adı altındaki yeni oyalama ve tasfiye planlarına karşı Rojava’nın savunusu, sadece askeri değil, her zamankinden daha fazla siyasi ve ahlaki bir savunmadır.

Bugün Rojava ile dayanışmak, yalnızca bir halkla değil, insanlığın onurlu geleceğiyle dayanışmaktır. Bu direniş, yarının daha eşit, daha özgür ve daha insanca olabileceğine dair yazılan en güçlü cümledir. Ve bu cümle, komplocuların tüm kirli planlarına rağmen, yazılmaya devam ediyor. Çünkü umut, örgütlü bir güçtür ve Rojava’da hâlâ yaşıyor.

EDİTÖRDEN

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

Paylaş231Paylaş145
Önceki yazı

Karasu: Rojava Saldırısı Sürece Yönelik Bir Provokasyondur

Sonraki Haber

Qamişlo ve Til Hemis’te Provokasyon Planları- ÖZEL HABER

Son HABERLER

Politik Analiz

Devşirme Kişiliği ve Kimlik Yabancılaşması

Yayınlayan Lêkolîn
1 June 2026
0
1.5k

“Devşirme” kavramı, Osmanlı İmparatorluğu’nda 14....

Daha fazla okuDetails

Güç Dengelerinin Dönüşümünde Türkiye’nin Konumu ve Kürt Sorunu- 2

13 May 2026
1.6k

Dünyadaki Güç Dengelerinin Dönüşümü ve Kürtlerin Stratejik Konumu- 1

12 May 2026
1.6k

Demokratik Entegrasyon Nedir, Nasıl Yapılır?- EDİTÖRDEN

4 May 2026
1.7k

Öne Çıkan Yazılar

  • ShamCash Uygulaması — Telefonunuzda Gerçekte Ne Yapıyor?- ÖZEL HABER

    558 Paylaşım
    Paylaş 223 Paylaş 140
  • Devşirme Kişiliği ve Kimlik Yabancılaşması

    539 Paylaşım
    Paylaş 216 Paylaş 135
  • Sanatçı Mem Ararat Ne Yapmak İstiyor?

    730 Paylaşım
    Paylaş 292 Paylaş 183
  • BAE’nin Suriye Hamlesi Ve Türkiye’nin Rahatsızlığı- ÖZEL DOSYA

    541 Paylaşım
    Paylaş 216 Paylaş 135
  • MİT ve Parastin’ın Kirli Planını Deşifre Ediyoruz!- ÖZEL HABER

    919 Paylaşım
    Paylaş 368 Paylaş 230

ShamCash Uygulaması — Telefonunuzda Gerçekte Ne Yapıyor?- ÖZEL HABER

Rojhilat İttifakı: Uluslararası Toplum, İran’ın İdam Suçlarına Karşı Tutum Almalıdır

HPG: Önderliğimizin Özgürlüğünü Sağlama Hedefinden Sapmayacağız

Devşirme Kişiliği ve Kimlik Yabancılaşması

BAE’nin Suriye Hamlesi Ve Türkiye’nin Rahatsızlığı- ÖZEL DOSYA

Rusya-Türkiye-Çin İş birliği: İran’a Drone ve Hizbullah’a Silah Desteği- HABER ANALİZ

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi | Lekolin

© 2025 Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

KÜRDİSTAN ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

  • Hakkımızda
  • İletişim
  • Yorum İlkesi

Takip Et

Tekrar hoşgeldiniz!

Hesaba giriş

Şifrenizimi unuttunuz?

Tüm alanlar zorunludur

Şifrenizi sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Oturum aç