Şam hükümetine bağlı HTŞ ve Türk devletine bağlı SMO çetelerinin denetimine giren Dêrazor’da DAİŞ varlığı aleni bir şekilde kendini göstermeye başladı. Suriye Arap ordusu şemsiyesi altında toplanan çete gruplarının kendi içerisindeki iç çatışmaları sahada patlak verirken bölge halkına yönelik baskı ve saldırılar da aynı paralellikte artmaya başladı.
Bilindiği üzere Suriye’nin doğusunda bulunan Dêrazor’da son dönemde tırmanan ekonomik baskılar, askeri ve güvenlik gerilim kaosa dönüşerek devam ediyor. Her anlamda yüksek tansiyonun hakim olduğu bölgede halkın memnuniyetsizliği, Şam hükümeti ve Türk devletine bağlı çete gruplarına ve merkezlerine yönelik doğrudan hedefli eylemlerle somutlaşmaktadır. Bu eylemler, uzun süredir uygulanan sistematik baskı ve saldırı politikalarının doğal bir sonucudur.
Son dönemde yaşanan en dikkat çekici olaylar arasında Dêrazor’un Elsibeha kırsalındaki Geçici Şam hükümetine bağlı güvenlik merkezine yönelik saldırı yer almaktadır. Bu saldırıda bir Genel Güvenlik mensubu ölmüş, olay üzerine geniş çaplı arama, denetim ve yakalama operasyonları başlatılmıştı. Aynı şekilde El-Tabiye yakınlarında, özellikle Konîko – El-Cefre yolunda seyreden bir Genel Güvenlik devriyesi yaklaşık 500 metre mesafeden bilinmeyen kişilerce ateş altına alındı. Can kaybı yaşanmasa da bu tür olaylar, bölgedeki güvenlik kontrolünün zayıfladığını ve askeri/güvenlik güçlerine yönelik yıldırım tarzı eylem ve saldırıların cesaret kazandığını açıkça göstermektedir.
16-17 Şubat gecesi ise Genel Güvenlik güçlerinin araçlarına yönelik birden fazla hedefli saldırı gerçekleşmiş; bu saldırılarda ölü ve yaralılar meydana gelmiştir. Bölge kaynaklarımız saldırıların sadece bölgedeki halk ve Arap aşiretleri tarafından değil aynı zamanda yer yer DAIŞ tarafından da yapıldığını bildirdi. Zira geçtiğimiz gün Dêrazor’un El-Raghib kasabasında HTŞ’ye bağlı sözde genel güvenlik güçlerini hedef alan ve 2 personelin ölümüyle sonuçlanan saldırıyı DAİŞ üstlendi.
Tüm bu gelişmeler, geçici Şam hükümetinin doğu hattı boyunca saha kontrolünün belirgin şekilde gerilediğinin ve güvenlik boşluklarının derinleştiğinin işaretidir.
EKONOMİK BUNALIM VE TOPLUMSAL YOKSULLAŞMA
Bölgedeki ekonomik tablo “perişan” olarak nitelendirilecek kadar ağırdır. Pazar fiyatlarının aşırı yükselmesi, vergi adı altında halktan toplanan haraçlar ekonomik bir sıkışmayı beraberinde getirmiştir. Maaşların düzenli ödenmemesi, alım-satım hareketliliğinin neredeyse tamamen durması ve en önemlisi binlerce ailenin geçim kaynağı olan küçük çaplı petrol kuyu ve rafinerilerinin sistematik olarak hedef alınarak imha edilmesi, yoksulluğu katlanarak artırmıştır. Her bir rafinerinin ortalama 10’dan fazla ailenin geçimini sağladığı tahmin edilmektedir.
Kadınlar ve çocuklar arasında dilencilik görülmemiş seviyelere ulaşmıştır. Geçici Şam hükümeti ile sözde Genel Güvenlik mensuplarının lüks yaşam tarzı, pahalı araçları ve gösterişli tüketim alışkanlıkları ise halkın açlığı ve çaresizliğiyle keskin bir tezat oluşturmakta, toplumsal öfkeyi daha da körüklemektedir.
Bu krizi hafifletmek adına Dêrezor Valisi bölge tüccarlarıyla bir araya gelmiş ve devlet bütçesinin yetersizliği nedeniyle belediye hizmetleri, yaşam altyapısı ve hükümet binalarının yenileme masraflarını tüccarların kendi hesaplarından karşılamasını talep etmiştir. Bu talep, merkezi otoritenin temel kamu hizmetlerini dahi finanse edemediğinin açık bir itirafıdır.
EĞİTİMDE TAM ÇÖKÜŞ
Eğitim sistemi fiilen durma noktasına gelmiştir. Geriye dönük maaşların ödenmemesi ve gelecekteki ödemelere dair hiçbir resmi taahhüt verilmemesi nedeniyle okullarda görev yapan öğretmen ve çalışanların büyük bölümü greve gitmiştir. Binlerce öğrenci eğitim sürecinin dışında kalmış durumdadır. Bu durum, sadece kısa vadeli bir kesinti değil, uzun vadede bölgenin insan sermayesini tahrip edecek derin bir toplumsal yaradır.
ASKERİ VE LOJİSTİK ALTYAPI
Geçici Şam hükümetinin bölgede askere alma merkezlerine ilgi yüksek olsa da kabul şartları oldukça seçicidir. Yeni üyelerin ideolojik ve toplumsal sadakatini garanti altına almak amacıyla “tezkiye” (dini şeyhlerden yazılı tavsiye) zorunlu tutulmaktadır.
Mühendislik alanında ise “66. Tümen” birimi tarafından Mezlûm (Cezire tarafı) ile El-Mireyiye’yi (Şam tarafı) bağlayan “Rus Köprüsü”nün yeniden inşası tamamlanmıştır. Yeni tasarımda köprünün seviyesi normal zemin seviyesinden bilinçli olarak düşürülmüş, böylece yalnızca askeri araçlar ve büyük tankerler için kullanılabilir hale getirilmiştir. Sivil araç trafiği fiilen engellenmektedir. Bu değişiklik, köprünün sivil ihtiyaçlara değil, askeri lojistik ve özellikle petrol sevkiyatına hizmet edecek şekilde tasarlandığının en net göstergesidir.
PETROL KAÇAKÇILIĞI
Geçici Şam hükümeti bölgenin petrol kaynaklarını iki ana eksende kontrol etmektedir:
Birincisi fiziki altyapı: Yenilenen Rus Köprüsü, Cezire’deki tarlalardan çıkarılan ham petrolün ve petrol ürünlerinin Şam tarafına kesintisiz geçişini sağlamaya yönelik bir “mali koridor” işlevi görmektedir. Köprü sivillerin kullanımına değil, elit tabakanın kârını maksimize etmeye hizmet etmektedir.
İkincisi ise rafineri ve nakliye zinciri: Terhîn bölgesindeki küçük rafinerilerden sorumlu isim Malik el-Husên’dir ve doğrudan Türk MİT’inin denetimdeki Sêyf Ebu Polat’a bağlı çalışmaktadır. Ham petrol Dêrezor’dan tankerlerle Terhîn’e, oradan da Halep ve çevresine taşınmaktadır. “Es-Sefîre” grubu lojistik destek sağlamakta, kullanılan tankerlerin çoğu el konulmuş araçlardır. Bu hattaki petrol kaçakçılığı 24 saat kesintisiz devam etmekte, bölgede çalıştırılan gençlere haftalık 50 ABD Doları ücret ödenmektedir. Rafine edilen yakıt, Halep’teki benzin istasyonlarında ve diğer bölgelerde faturasız olarak satılmaktadır.
İSTİHBARAT VE TOPLUMSAL KONTROL POLİTİKASI
Etkili kişiler (yaşlılar, toplumsal figürler, aktivistler, kanaat önderleri) hakkında kapsamlı kişisel bilgi toplama ve güvenlik raporu hazırlama talimatı verilmiştir. Bu dosyalarla şu amaçlar güdülmektedir:
-Geçici Şam hükümetinin baskı ve politikalarını eleştirecek kişilere dair bir istihbarat veri tabanı oluşturmak
-Kişileri “satın alınabilir sadık unsurlar” ile “etkisizleştirilmesi gereken muhalifler” olarak ayırmak
-Petrol sevkiyatını, yüksek fiyatları veya genel yönetim politikalarını protesto edebilecek her türlü halk hareketini önceden bastırmak
Sonuç itibariyle geçici Şam hükümeti şu anda bölgede paralel iki stratejiyi uygulamaktadır: Bir yandan petrol kaynaklarının fiziki ve ticari kontrolünü sağlayarak elit tabakaya kaynak aktarımı yapmakta; diğer yandan güvenlik baskısı, seçici askere alma, istihbarat dosyaları ve ekonomik kaynakların tahribi yoluyla toplumsal tepki potansiyelini sistematik olarak kırmaya çalışmaktadır. Bu politikalar kısa vadede kaynak transferini hızlandırırken, orta ve uzun vadede meşruiyet kaybı, güvenlik boşluklarının genişlemesi, kitlesel yoksullaşma ve toplumsal patlama riskini artırmaktadır. Bölge, ekonomik çöküş, güvenlik kaosu ve eğitim felciyle birlikte derin bir yapısal kriz içindedir.
Militan RÊHAT





