KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Anasayfa
  • Haberler
  • Polİtİk Analİz
  • Araştırmalar
  • Makaleler
  • Tüm Bölümler
    • Dizi Yazı
    • Kadın
    • Özgürlük Perspektifleri
    • Editörden
    • MİT Gerçekleri
    • Röportajlar
    • Dış Basından
    • Serbest Yazılar
KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster

Suriye Koridorunda Türkiye-İran-Hizbullah Üçgeni– ÖZEL DOSYA

HABER MERKEZİ- Türkiye ve İran, uzun süredir devam eden geleneksel rekabeti aşıp Suriye topraklarını stratejik bir koridor olarak kullanarak istihbarat ve lojistik alanlarında gizli bir iş birliği mekanizması tesis etmiştir.

20 June 2026
Kategori: Araştırmalar
264 2
1.5k
GÖRÜNTÜLEME
Facebook İle PaylaşınTwitter İle Paylaşın

Orta Doğu’daki jeopolitik sahne son dönemde son derece karmaşık ve tehlikeli dönüşümlere tanık oldu. Bunların başında, Türkiye-İran ilişkilerinin geleneksel rekabetin belirli dosyalarda sınırlı kaldığı alandan çıkarak, İsrail’in askeri yayılmacılığına karşı sınır ötesi istihbarat ve lojistik koordinasyona evrilmesi geliyor. Bu dönüşüm, Ankara ve Tahran’ı Amerikan-İsrail stratejisine karşı aynı siperde konumlandırdı. İki bölgesel gücün çıkarları, İsrail’i uzak cephelerde meşgul etmek ve ateş tehlikesini hem Türkiye’nin güney sınırlarından hem de İran’ın derinliklerinden uzak tutmak noktasında kesişti.

Sızdırılan istihbarat bilgileri ve belgeler yine daha önce sitemizde 29 Mayıs 2026 tarihli Haber Analiz, Türk-İran-Suriye üçlü ekseninde gizli bir koordinasyon mekanizmasının var olduğunu ortaya koymaktadır. Bu mekanizma, ortak operasyon odaları aracılığıyla yönetiliyor ve Suriye topraklarını, Lübnan Hizbullah’ına nitelikli silah sevkiyatları için stratejik bir koridor olarak kullanıyor. Bu süreç, aşiret örtüsü ve Şam’daki yeni yönetimin askeri yapısına derin sızmalar sayesinde ilerliyor.

MOSSAD’IN ELİNDEKİ BELGELER

Bu yoğun istihbarat faaliyetinin merkezinde, İsrail istihbaratı Mossad’ın, Türkiye ile İran arasında yüksek seviyeli güvenlik ve istihbarat iş birliğini kanıtlayan onlarca gizli belgeye ulaştığı belirtiliyor.

İsrail’in sızmalarıyla sınırlı kalmayan bu süreçte Rusya da devreye girdi. Moskova, İsrail tarafına, Türkiye’nin Suriye kıyılarında (Türkiye’ye bitişik bölgelerde) yoğun ve artan hareketlilik tespit ettiğini bildirdi. Bu hareketlilik, esas olarak Lübnan’ın Trablus bölgesine erişim sağlamak ve İran’ın doğrudan talebi üzerine Hizbullah’a lojistik ve askeri destek sunmak amacını taşıyor.

İsrail güvenlik birimleri bu gelişmeleri yakından ve titizlikle takip ediyor ancak şu ana kadar Türkiye’ye karşı doğrudan askeri veya diplomatik adım atmadan “bekle-gör” ve pasif gözetim politikası izliyor.

Bu geçici geri çekilmeyi, Tel Aviv’in şu anda daha acil ve öncelikli gördüğü dosyalara özellikle Lübnan dosyası ve Colani ile bağlantılı Suriye’deki yabancı grupları tasfiye etmeye odaklandığını belirtmek mümkün.

ANKARA’NIN İKİLEMİ

ABD ve İsrail ile İran ve vekil grupları arasında yaşanan son savaş, Ankara’daki karar vericileri son derece hassas bir stratejik ikilemle karşı karşıya bıraktı. Türkiye, İran rejiminin yıkılması veya devlet çöküşüne izin verilmesi fikrine kesin bir ret koydu; çünkü bunun domino etkisiyle Türkiye’ye sıçramasından endişe ediyor.

Chatham House ve Brookings gibi uluslararası enstitülerin uzman raporlarına göre, Türkiye’nin en büyük kaygıları şunlar: İran rejiminin olası çöküşü halinde Türkiye’nin doğu sınırlarına görülmemiş mülteci dalgaları, silahlı milis kaosu ve özellikle Irak ile Suriye’deki Kürt bölgelerinde askeri gücün yükselmesi. Bu da Türkiye’nin iç güvenliğini doğrudan tehdit eder.

Bu nedenle Türkiye iki paralel yol izledi:

Açık diplomatik yol: Savunma ve Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla ABD-İsrail operasyonlarını kınadı, bunları “İran egemenliğine açık saldırı” olarak nitelendirdi ve İsrail’i “bölgedeki istikrarsızlığın en büyük kaynağı” ilan etti. Aynı zamanda Katar ve Pakistan ile koordineli olarak Hakan Fidan üzerinden ara buluculuk ve yatıştırma kanallarını açık tuttu. Gelinen noktada Haziran ortasında Washington-Tahran arasında ateşkes taslağı ilan edildi.

Gizli stratejik yol: Hakan Fidan’ın arkadan yürüttüğü bu yol, bölgedeki tüm İslami güçleri birleştirerek İsrail yayılmacılığına karşı ortak bir cephe oluşturmayı hedefliyor. İstihbarat değerlendirmelerine göre İsrail bu projeyi iyi biliyor ve başarılı olmasına izin vermemekte kararlı.

LÜBNAN SAHASINDA PASİF TEMAS VE İŞ BİRLİĞİ

Resmi olarak, Türk ordusu ile İran veya Hizbullah arasında Lübnan topraklarında doğrudan saha iş birliği veya silahlandırma konusu dillendirilmiyor. İki taraf arasındaki formül, İsrail karşıtı ortak tutumdan doğan “dolaylı tamamlayıcılık” şeklinde işliyor. Fakat elimize geçen teyitli bilgiler Türkiye’nin bizzat İran’a ve Lübnan Hizbullah’ına silahlı destek verdiğini gösteriyor.

İsrail operasyonlarının Lübnan derinliklerine yayılması üzerine Ankara ve Tahran’ın tutumları örtüştü. Türkiye, Lübnan altyapısının tahrip edilmesini Doğu Akdeniz’de seyehat ve bölgesel güvenlik için tehdit olarak gördü. Tahran da bunu Lübnan cephesindeki askeri ve diplomatik yükü hafifletmek için siyasi olarak kullandı.

Bu koordinasyonun diplomatik boyutu, Washington ile varılan mutabakat sonrası daha da belirginleşti. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Hakan Fidan ile yoğun görüşmeler yaptı. Güney Lübnan’daki savaşın sona ermesinin kapsamlı mutabakatın ayrılmaz parçası olduğunu vurguladı. Türkiye de bunu memnuniyetle karşıladı; çünkü Kıbrıs ve Yunanistan ile ilgili hassas jeopolitik hesaplarını etkileyen İsrail’in deniz ve askeri nüfuzunun genişlemesini engellemek istiyordu.

TÜRK-İRAN REKABET ALANLARI

Bu görünür diplomatik uyuma rağmen ilişki, derin şüpheyle karışık bir pragmatizmle yönetiliyor. Ankara, Tahran’ın askeri dayanıklılığını kullanarak oyun kurallarını yeniden yazma girişimlerini dikkatle izliyor.

Ankara, İran’ın Hürmüz Boğazı’nda yeni ve katı transit kuralları dayatma çabalarına büyük mesafeli duruyor. Hakan Fidan, bu adımların yeni bir çatışma kaynağı olabileceği ve Körfez ülkelerini daha fazla Batı güvenlik şemsiyesine iteceği konusunda açık uyarıda bulundu. Bu durum, Türkiye’nin Irak üzerinden Körfez’i Avrupa’ya bağlamayı hedefleyen “Kalkınma Yolu” projesini tehlikeye atar.

Hudson Enstitüsü ve diğer düşünce kuruluşlarına göre Türkiye, İran nüfuzunun gerilemesi halinde oluşabilecek boşluğu askeri ve siyasi olarak doldurmaya hazırlanıyor. Kendisini Suriye ve Irak’taki Kürtlerin herhangi bir kazanımlarını engelleyecek ana aktör olarak konumlandırıyor.

ORTAK OPERASYON ODASI VE SURİYE ÜZERİNDEN GİZLİ SİLAH KORİDORLARI

Rekabet görünümüne rağmen son güvenlik operasyonları, jeopolitik anlaşmazlıkları aşan gizli bir yüzü ortaya çıkardı. Türk ve İran istihbaratları, Suriye üzerinden son derece karmaşık ve tehlikeli silah kaçakçılığı operasyonlarını yöneten ortak bir gizli operasyon odası kurmayı başardı. Bu operasyon odasının temelleri geçtiğimiz yıl atılırken sitemiz Lekolin.org 10 Ekim 2025 tarihli Özel Haberinde kurulan operasyon odasının detaylarını ortaya koymuştu.

Güvenilir kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre, geçen yıl 5 Kasım’da büyük bir lojistik sevkiyatı gerçekleştirildi. 9 büyük kamyon (çeşitli askeri mühimmat yüklü) ve 2 füze yüklü kamyondan oluşan konvoy, Humus vilayeti üzerinden Suriye sınırını geçti ve Lübnan’a ulaştı. Sevkiyat doğrudan ve güvenli şekilde Hizbullah komutanlığına teslim edildi.

Yapılan araştırmalarda, sevkiyatın sıradan bir ikmal olmadığını gösterdi. İçeriğinde modern roketatarlar, büyük miktarda Katyuşa füzeleri, güdümlü tanksavar füzeleri ve omuzdan atılan Rus yapımı taşınabilir hava savunma füzeleri (helikopter ve İHA’lara karşı) bulunuyordu.

Operasyonun en tehlikeli unsuru, Şam’daki yeni yönetime bağlı 44. Tümen’in kullanılmasıydı. Sevkiyat, Suriye Savunma Bakanlığı’na ait resmi askeri araçlarla yapıldı. Silah kaçakçılığının önde gelen ismi Ferhan el-Hamid, büyük paralar karşılığında geçişi kolaylaştırırken 44. Tümen komutanı Muhammed Hatib ise konvoya güvenlik koruması sağlamıştı. Bu, yeni Şam yönetiminin yapısına derin sızmayı gösteriyor.

Bu lojistik akış, Hizbullah’ın Güney Lübnan ve Bekaa’da alarm ve seferberlik ilan etmesiyle eş zamanlıydı. Hizbullah, eski Esad rejimi veya İran’a bağlı milislerde görev yapmış Suriyeli savaşçıları eğitip cepheye sürmeye hazırlanıyordu.

ANKARA VE TAHRAN ARASINDA ÇIKAR KESİŞMESİ

Türk istihbaratı, Suriye sahasındaki bu operasyonlara örtü sağlama ve ilgili ağların hareketlerine göz yumma sorumluluğunu üstleniyor. Böylece savaş ateşini güney sınırlarından uzak tutmak, İsrail güçlerini Lübnan’da meşgul edip yıpratmış olacak. Ayrıca Türkiye’nin resmi tarafsızlığını korumak ve Suriye genelinde daha geniş manevra alanı elde etmeyi hedeflemektedir.

İran; İsrail’i Bekaa ve Güney Lübnan’da meşgul ederek doğrudan çatışmayı kendi topraklarından uzak tutmak istiyor. Irak Hizbullahı komutanlarının sevkiyatın maliyeti için yüklü ödemeler yapması, İran finansmanının dolaylı yöntemini gösteriyor.

AŞİRET ÖRTÜSÜ: EL-HİFİL’İN MERKEZİ ROLÜ

Silah akışına yerel ve aşiret görünümü kazandırmak için İbrahim el-Hifil (Agedat aşiretinin önde gelen isimlerinden) ve kardeşi Musab el-Hifil kilit rol oynadı.

İbrahim el-Hifil, İran Devrim Muhafızları ve eski Suriye rejimiyle yakın bağlara sahip. Daha önce Suriye Demokratik Güçleri’ne karşı aşiret gruplarını yönetti. Son dönemde Türk istihbaratı tarafından Heyet Tahrir el-Şam aracılığıyla yeniden konumlandırıldı.

Sitemiz lekolin.org’da 21 Kasım 2025 tarihinde yayınlanan Özel Haber’de, İbrahim el-Hifil’in Ferhan el-Hamid’e konvoyu hareket ettirme emrini doğrudan verdiğini ve Lübnan’ın Hermel bölgesinde sevkiyatı Hizbullah istihbarat yetkilisi Züheyr Cafer’e (Züheyr er-Ravi) teslim ettiğini ortaya koymuştu. Kardeşi Musab el-Hifil ise Irak sınırından Lübnan’a kadar lojistik engelleri aşmak ve güzergâhı güvence altına almakla görevliydi.

Doruk noktası, 8 Kasım’da İbrahim el-Hifil’in Şam istihbaratı tarafından gözaltına alınması sonrası yaşandı. Ferhan el-Hamid’in verdiği ifadeler doğrudan El-Hifil’dan emir aldığını kanıtlıyordu.

Türk istihbarat subayları, kardeşleri Musab el-Hifil ve Katar’ın Şam Büyükelçisi aracılığıyla hızlı müdahale ederek “aşiret gerilimini önleme” gerekçesiyle el-Hifil’in derhal serbest bırakılmasını sağladı.

Serbest bırakılmanın ardından Türk istihbaratı acil güvenlik toplantısı yaparak dosyayı tamamen kapatmak için soruşturmayı yürüten Suriyeli yetkilileri (Hıdır Abidin, Muhammed Saliha ve Şamil Hac Ahmed) tutuklattı.

Bu müdahale, Ankara’nın İran’a yakın gruplara verdiği destekteki doğrudan rolünü kanıtlayabilecek her türlü belge ve soruşturmayı ortadan kaldırmaya çalıştığını net şekilde gösterdi.

TÜRKİYE’YE BAĞLI SURİYE GRUPLARININ TAKTİK KULLANIMI

Türkiye ile bazı bağlı Suriyeli silahlı gruplar arasında güven azalması ve gizli soğukluk yaşansa da bu grupların “ideolojik ve cihatçı arka planı”, Ankara’nın onları tamamen terk etmesini veya dağıtmasını engelliyor. Türkiye onları yedek askeri güç olarak tutuyor ve gerekirse İsrail’le olası çatışmalarda baskı aracı veya çarpışma unsuru olarak kullanmayı planlıyor.

Ez cümle; Suriye üzerinden Hizbullah’a giden silah sevkiyatları ve İbrahim El Hifil aşireti öncülüğündeki kaçakçılık ağları, Türk-İran ortak operasyon odalarının himayesinde, bölgedeki güç dengelerinin geleneksel ittifakları aştığını kanıtlıyor.

Ankara ve Tahran’ın Hizbullah’a gelişmiş füzeler ve hava savunma sistemleri ulaştırma konusundaki gizli koordinasyonu, iki bölgesel gücün yeni bir caydırıcılık denklemi kurma girişimini temsil etmektedir.

Bu gelişmeler bölgesel istikrarı tehlikeli bir dönemece sürüklüyor ve jeopolitik çıkarların, egemenlik ve güvenlik kaygılarının önünde geldiğini açıkça gösteriyor.

Arî TUFAN

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

Paylaş207Paylaş130
Önceki yazı

Kürt Toplumunda Toplumsal Akıl, Politik Birikim ve Yapısal Zafiyetler -2

Sonraki Haber

Önder Apo: Din, İktidarın Değil Toplumun Vicdanı Olmalı

Son HABERLER

Araştırmalar

BAE’nin Suriye Hamlesi Ve Türkiye’nin Rahatsızlığı- ÖZEL DOSYA

Yayınlayan Ari Tufan
31 May 2026
0
1.6k

Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) ekonomik...

Daha fazla okuDetails

Rusya-Türkiye-Çin İş birliği: İran’a Drone ve Hizbullah’a Silah Desteği- HABER ANALİZ

29 May 2026
1.6k

HTŞ MİT’ten Aldığı IMSI Yakalayıcıları Rojava’ya Yerleştiriyor- ÖZEL HABER

14 May 2026
1.9k

Gülistan Doku Dosyası: Kayıp, Şüpheler Ve Cevapsız Sorular

6 May 2026
1.5k

Öne Çıkan Yazılar

  • Gizli Hücreler Harekete Geçme Talimatı Aldı- ÖZEL HABER

    610 Paylaşım
    Paylaş 244 Paylaş 153
  • Suriye Koridorunda Türkiye-İran-Hizbullah Üçgeni– ÖZEL DOSYA

    518 Paylaşım
    Paylaş 207 Paylaş 130
  • Kürt Toplumunda Toplumsal Akıl, Politik Birikim ve Yapısal Zafiyetler -2

    526 Paylaşım
    Paylaş 210 Paylaş 132
  • Irak ve Suriye’de Kürtlere Yönelik Stratejik Tehditler

    576 Paylaşım
    Paylaş 230 Paylaş 144
  • Emperyalist Komploya İlişkin Bazı Notlar

    11502 Paylaşım
    Paylaş 4601 Paylaş 2876

Önder Apo: Din, İktidarın Değil Toplumun Vicdanı Olmalı

Suriye Koridorunda Türkiye-İran-Hizbullah Üçgeni– ÖZEL DOSYA

Kürt Toplumunda Toplumsal Akıl, Politik Birikim ve Yapısal Zafiyetler -2

Gizli Hücreler Harekete Geçme Talimatı Aldı- ÖZEL HABER

Toplumsal Aklın Bireysel Akıldan Farkı ve Kurumsal Önemi-1

Demokratik Komünal Toplum Manifestosu- Bölüm 2

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi | Lekolin

© 2025 Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

KÜRDİSTAN ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

  • Hakkımızda
  • İletişim
  • Yorum İlkesi

Takip Et

Tekrar hoşgeldiniz!

Hesaba giriş

Şifrenizimi unuttunuz?

Tüm alanlar zorunludur

Şifrenizi sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Oturum aç