Birinci makalede teorik olarak incelenen toplumsal akıl kavramı, Kürt toplumu ve Kürdistan siyaseti için somut ve acil bir uygulama alanı sunmaktadır. Kürtler önemli bir kolektif hafıza ve politik birikime sahip olsalar da, bu birikimin toplumsal akla ve kurumsal kapasiteye dönüşümünde belirgin zorluklar yaşanmaktadır.
MEVCUT BİRİKİM VE YAPISAL EKSİKLİKLER
Kürt özgürlük hareketi, özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren güçlü bir kolektif hafıza, direniş bilinci ve politik deneyim biriktirmiştir. Ancak Durkheim’in kolektif bilinç kavramı açısından bakıldığında, bu birikim yeterince kurumsallaştırılamamıştır. Kürtlerde kurucu Kadro formasyonundaki yetersizlik ve entelektüel derinlik eksikliği, örgütsel yapıların 21. yüzyılın hızlı değişen dinamiklerine (jeopolitik dalgalanmalar, dijital dönüşüm, ekonomik entegrasyon) adaptasyon sağlamada zorlanmasına yol açmaktadır. Bu da ortak toplumsal akıl oluşturma kapasitesini sınırlamaktadır.
Bu sorun, tek bir harekete veya bölgeye özgü değildir. Tüm Kürt siyasal aktörleri, partileri ve bileşenlerinde gözlemlenen genel bir yapısal zafiyettir. Mücadeledeki fedakârlık ve ödenen bedeller ne kadar büyük olursa olsun, mevcut politik yapı ve öncü kadrolar bu birikimi kalıcı toplumsal kurumlara ve ortak akla dönüştürmede yetersiz kalmaktadır. Özellikle Güney Kürdistan’da toplumsal bütünlüğü, ulusal refleksi ve uzun vadeli stratejiyi güçlendirecek kurumlaşmalar sınırlı kalmıştır. Bu da Kürt toplumsalaşmasını zayıflatmakta ve tehlikelere karşı savunmasız bırakma riski taşımaktadır.
Habermas’ın iletişimsel rasyonalitesi perspektifinden bakıldığında, farklı bileşenler arasında zorlamasız diyalog ve uzlaşı mekanizmaları yeterince gelişmemiştir. Bauman’ın akışkan modernlik uyarısı burada da geçerlidir: Parçalı yapı ve kısa vadeli refleksler, uzun vadeli kolektif projeleri zorlaştırmaktadır. Cabirî’nin eleştirdiği otoriteye dayalı düşünce kalıpları ise eleştiri, özeleştiri ve yenilenmeyi engellemektedir.
Güncel Jeopolitik Bağlam beraberinde riskler ve Fırsat barındırmaktadır, fakat kurumsal ve toplumsal akıl yetkinlik düzeyinde olmasa fırsat ve risk analizleri yapılamamaktadır. Bu da toplumsal ve politik kapasitenin gelişmesine sekte vurmaktadır. Politik kapasitenin gelişkinliği ve analitik hareket etme kabiliyeti toplumsal aklın gelişkinliğiyle bağlantılıdır.
Mayıs 2026 itibarıyla ABD Başkanı Donald Trump’ın Tom Barrack’ı Suriye ve Irak için Özel Başkanlık Elçisi olarak görevlendirmesi, bölgede merkeziyetçi ve birey-otoriter lider sultasına dayalı bir siyaset tarzının güçlendiğini göstermektedir. Bu konjonktür, Kürt aktörler açısından hem ciddi riskler (güvenlik kaygıları, entegrasyon baskıları, güç dengelerindeki hızlı kaymalar) hem de potansiyel fırsatlar barındırmaktadır.
Jung’un kolektif bilinçdışı perspektifinden bakıldığında, travma temelli tepkiler yerine rasyonel ve stratejik analizler yapılması zorunludur. Ortak akıl eksikliği devam ettiği sürece, Kürt toplumu dış tehlikelere daha açık hale gelmekte ve ulusal refleks geliştirme imkânı zayıflamaktadır.
Öte yandan, bölgedeki istikrarsızlık ve otorite boşlukları, eğer toplumsal akıl çerçevesinde kadro yenilenmesi, diplomaside ulusal koordinasyon ve yeni entelektüel üretim gerçekleştirilebilirse, önemli kazanım potansiyeli sunmaktadır.
Eksik ve yetersiz kadro formasyonlarını aşarak yeni döneme (21. yüzyıl jeopolitiği, ekonomi, diplomasi) cevap verebilecek nitelikli entelektüel ve örgütsel kapasite oluşturmak önem arz etmektedir.
Bu yetersiz kadro formasyonunu diplomatik çalışmalara da sirayet ediyor, bu yüzden Kürt diplomasi çalışmaları; parçalı ve dağınık bir görünüm veriyor. Bu parçalı hamleler yerine ulusal düzeyde yeni bir format ve koordinasyonla diplomatik çalışmaların yürütülmesi elzemdir. Durkheim’in belirttiği gibi; “kolektif bilincini güçlendirecek ortak eğitim, kültürel üretim ve ekonomik kurumlar geliştirilmelidir.”
Kürt toplumu için toplumsal akıl, var olan politik birikimden öteye, eleştirel kadro dönüşümü, iletişimsel diyalog ve kalıcı kurumlaşmayı zorunlu kılmaktadır. Bu epistemolojik ve örgütsel sıçrama gerçekleşmeden ne riskler minimize edilebilir ne de tarihsel fırsatlar değerlendirilebilir. Bu bakımdan; Toplumsal akıl, Kürtlerin geleceğinin belirleyici anahtarıdır diyebiliriz.
Mehmet AYHAN





