Mart 2025’teki kanlı saldırıların üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti. Bu saldırılar Suriye Sahili’ni sarsmış, geride yüzlerce kurban ve binlerce yaslı aile bırakmıştı. Son yapılan bir araştırma, sadece Mart ayında Lazkiye ve Tartus kırsalında 40’tan fazla yerde yaklaşık 1.500 Alevi sivilin öldürüldüğünü ortaya koydu. Araştırmaya göre, Suriye Savunma Bakanlığı’na bağlı 12’den fazla grup bu katliamlara katıldı ve bunların yarısı uluslararası yaptırım listelerinde yer alıyor ve bu da Şam’daki liderlik hiyerarşisinin bu katliamlardan sorumlu olduğunu vurguluyor. Toplu katliam saldırılarının üzerinden bir yıl geçmiş olsa da infaz, kaçırma ve baskılar günümüze kadar devam ediyor. Sahadaki hareketlilik ve elimize ulaşan bilgiler, o dönemi önceleyen saldırılara büyük ölçüde benzemesi katliamcıların Suriye’nin sahil bölgelerine yeniden geri döndüğünü gösteriyor.
Geçici Şam hükümeti “istikrar ve devletin otoritesini tesis etme”den bahsederken, sahada güvenlik ve askeri yığınağı artıyor. İdlib’den gelen çete gruplarını sahil kentlerine gönderiyor. Aynı zamanda “rejimin kalıntılarını takip etme” ve “eski rejimin destekçileri” söylemlerini medyada yoğun bir şekilde işleyerek yeni katliam saldırılarının zeminini oluşturuyor. Hama, Humus ve Ceble gibi sahil bölgelerinde yaşayan insanlar için bu gelişmeler sıradan güvenlik tedbirleri gibi görünmüyor; aksine, aynı gerekçelerle Alevi toplumuna karşı yeni bir ihlal ve katliam dalgası ihtimaline işaret ediyor.
TARTUS’A YENİ BİR RADİKAL GÜÇ GÖNDERİLDİ
Edindiğimiz bilgilere göre 14 Haziran’da, yaklaşık 300 silahlı çeteden oluşan bir askeri güç, Sahil kırsalındaki Tartus iline bağlı Bemleke bölgesine ulaştı. Bu gücü “Ebu Mücahid el-Ensari” adlı çetebaşı yönetiyor.
Bu gücün büyük çoğunluğu İdlib vilayetinden gelmiş olup, Suriye Savunma Bakanlığı’na bağlı 86. Tümen’le bağlantılı radikal askeri ve güvenlik oluşumlarına mensup. Daha önce sosyal medya sayfalarında harekete geçeceklerine dair bazı açıklamalar yapılmıştı. Ardından bu hareket somutlaşmaya başladı. Tartus’un Karaca bölgesinde yangın çıkaran bu çetelerin geceleri genç Alevileri kaçırmaya başladığı bilgisine ulaşıldı. Daha önce orduya ait olan Bemleke bölgesinde üs kuran bu çete grubu çoğunluğu Alevi olan bölgelerde katliamlar gerçekleştirmek için görevlendirildi.
86.Tümen çoğunluğu radikal olan yabancı çetelerden oluşmaktadır. Bu tümenin son hareketliliğine bakıldığında, merkezini Suriye kıyılarının kırsal bölgelerine taşıdığı görülmektedir. Yine kıyı bölgesinde yabancı çetelerden oluşan bir kemer (hat) oluşturulmuştur. Önümüzdeki dönemde kıyıdaki Alevileri korku ve tedirginlik içinde bırakmak amacıyla saldırı dalgası başlatacakları anlaşılmaktadır.
Bir diğer hedef ise yabancı çetelerin Suriye kıyılarına aktarılması ile, İsrail ve Kıbrıs’a karşı bir kemer oluşturma amacına bağlıdır. Bilindiği üzere son üç ayda Türkler ve HTŞ birlikte deniz kuvvetlerini eğitmeye ve güçlendirmeye başlamıştır. İsrail’in Kıbrıs üzerinden artan tehditleri karşısında bu hazırlıklar ona karşı yapılmaktadır. Yabancı çetelerin varlığı Türkiye açısından Kıbrıs’a karşı stratejik öneme sahiptir. Zira Kıbrıs ile Lazkiye arasında yaklaşık 100 km mesafe bulunmaktadır.
YENİ BİR TASFİYE DALGASI
Bu radikal çete grubunun gelişiyle eş zamanlı olarak 15 Haziran gecesi Tartus, Lazkiye ve Hama şehrinde Alevi halkına yönelik saldırıların fitili yeniden ateşlendi. Bunlar arasında birçok otobüs garajı ve araç park yerinin kundaklanması ile şehrin çeşitli noktalarında gençlerin gözaltına alınması yer alıyor. Yine son birkaç ayda kadınların da aralarında olduğu 23’ten fazla genç sivil kaçırıldı.
Alevi halkına yönelik tasfiye dalgası sadece bu radikal cihadist grupların varlığından değil, aynı zamanda onları destekleyen siyasi ve medya ikliminden kaynakladığı çok açık. Her türlü itiraz, eleştiri veya mevcut duruma karşı çıkış, “rejim kalıntıları” veya “Esad destekçileri” faaliyeti olarak gösterilip saldırı gerekçesi yapılıyor. Yaratılan bu zemin Mart 2025’te Sahil’in çeşitli bölgelerinde yaşanan katliamların bir benzerini yaşatabilir.
Yerel kaynaklar, son hareketlenmelerin sadece güvenlik ve askeri açıdan değil, bazı aileleri bölgelerini terk etmeyi veya mülklerini satmayı düşünmeye iten artan baskılarla da bağlantılı olduğunu vurguluyor.
Bu anlatılara göre korku, istikrarsızlık ve sürekli tehdit altında tutma, yerel toplumu sessiz bir tehcire sürükleme ve Sahil’in bazı bölgelerinde kademeli demografik değişikliklere yol açma amacı taşıyor.
MİT BU PLANIN NERESİNDE?
4 Mart 2025 tarihinde başlayan katliam saldırılarının bizzat MİT’in HTŞ içerisindeki radikal cihadist çetelerle koordineli bir şekilde gerçekleştirildiğini bu katliam saldırılarında yer alan failleri 12 Mart 2025 tarihli Haber analizimizde ortaya koymuştuk. Devam eden saldırılarda ve kirli planlarda MİT’in aktif bir şekilde rol oynadığı tartışmaya götürmez bir gerçeklik.
İdlib’den Sahil’e radikal geçmişe sahip çete gruplarının transferi ve geçici Şam hükümeti içerisinde Savunma Bakanlığı’na bağlı resmi oluşumlar içinde hareket etmeleri, bu operasyonları denetleyen ve koordine eden MİT’in rolü belirleyici olmaktadır.
Kendisine bağlı çete grupları bizzat yer alırken diğer yandan Alevi topluluğuna mensup kişilerin telefon görüşmelerini dinlenme, elektronik ve sosyal medya faaliyetlerinin izlenme gibi faaliyetleri de üstlenmiştir.
Bölge kaynaklarından edindiğimiz bilgilere göre Suriye kıyısındaki Kasab ve Ras el-Basit arasında yer alan El-Samar bölgesinde alana hakim birkaç yüksek tepenin üzerine Türk telekomünikasyon üsleri ve kulelerinin inşa edildi. Bu üslere ve kulelere giden yollar HTŞ’ye bağlı Genel Güvenlik personeli tarafından yoğun bir şekilde korunuyor. Ayrıca, mevcut tesislerin niteliğine kıyasla yüksek düzeyde bir tahkimat sağlandığı ve çevresine beton bariyerler inşa edildi. Bölgedeki kaynaklar asıl amacın ekonomik kazançtan ziyade Suriye kıyısının Türkiye’ye fiilen satılması olduğunu ve kulelerin konuşlandırılmasının Suriye kıyı bölgelerinden gelen ve giden iletişimleri izlemeyi amaçladığını belirtti.
Türk devletinin MİT aracılığıyla varlığını kalıcılaştırmaya çalıştığı şehirlerden biri de stratejik bir konuma sahip olan Hama’dır. Hama’daki Afamya Oteli’nin 3. katı, MİT içerisinde yer alan iletişim uzmanları tarafından üs olarak kullanıldığını, ayrıca Cib Remle’de MİT’e bağlı El Emşat ve Ceyş El-Izze çete gruplarının üs kurduğunu 22 Haziran 2026 tarihli Haber Analizimizde belirtmiştik. Bu üsler, özellikle İsrail’in gözetleme ve operasyon kapasitesinden uzak, nispeten güvenli bir derinlikte kurulmuş.
Suriye’nin sahil bölgelerinden gelen tüm göstergeler, bölgenin son derece hassas bir aşamanın eşiğinde olduğunu işaret ediyor. Yeni radikal cihadist çete gruplarının yayılması, tahrik edici söylemlerin yükselmesi, gözaltı ve korkutma operasyonlarının devam etmesi, “rejim kalıntılarını temizleme” adı altında infazların artması katliamcıların sahil bölgelerine dönüşünün açık göstergesidir.
Militan RÊHAT





