DAIŞ’in Suriye’deki tehlikesi artık sadece uyuyan hücreleri veya çöl bölgelerindeki hareketleriyle sınırlı değildir; bugün, başta Muhammed el-Colani başkanlığındaki sözde “Geçiş Hükümeti” olmak üzere, mevcut iktidarın doğasıyla ilgili daha derin bir krizin parçası olarak tezahür etmektedir. 13 Aralık’ta Tedmür bölgesinde ABD güçlerini hedef alan ve iki Amerikalı asker ile bir sivil tercümanın ölümüne neden olan saldırı, geçici bir güvenlik olayı değil, aksine, ele geçirilmiş ve aşırıcı unsurlarla iç içe geçmiş bir yönetim yapısının mantıksal sonucuydu.
KİM YÖNETİYOR, KİM ÖLDÜRÜYOR? GÜVENLİK KAVRAMININ ÇÖKÜŞÜ
Saldırının resmi bir güvenlik toplantısı sırasında gerçekleşmesi, Geçiş Hükümeti’ne bağlı “Genel Güvenlik” mensubu ve aynı zamanda DAIŞ saflarında örgütlü bir unsur tarafından icra edilmesi, geçici bir güvenlik zaafı olarak nitelendirilemez. Önümüzde, güvenliği sağlaması beklenen kurumun kendisinin tehdit kaynağı haline geldiğini ortaya koyan, tüm unsurları tamamlanmış siyasi ve güvenlik skandalı bulunmaktadır.
Bu olay bir istisna değil, tekrarlanan bir modelin parçasıdır. Suriye Demokratik Güçleri’nin hassas bir güvenlik operasyonuyla yakaladığı terörist Sahir Ahmed’in itirafları, DAİŞ hücrelerinin, Geçiş Hükümeti kontrolündeki Dêrazor gibi büyük şehirlerde, nispeten güvenli bir ortamdan yararlanarak ve açığa çıkmaktan kaçınmak için toplantılar yaptığını ortaya koydu. Ayrıca, konut mahalleleri içinde silah ve patlayıcı depolamaya yönelik entegre ağları, tam sivil örtü altında Fırat Nehri üzerinden unsurların kaçakçılığını ve herhangi bir denetimin veya güvenlik birimlerinin açık suç ortaklığının olmadığı bir ortamı açığa çıkardı.
Burada ki asıl soru “DAIŞ nasıl sızdı” değil, neden kökünden kazınmadı şeklinde olmalıdır.
DAIŞ VE COLANİ ARASINDA: AÇIK DÜŞMANLIK VE GİZLİ İTTİFAK
Görünüşte, Colani ve hükümeti, DAIŞ ile bir düşmanlık ilişkisi sergilemeye özen gösteriyor, bölgesel ve uluslararası alanda kendilerini pazarlamak için siyasi bir cephe olarak “aşırıcılıkla mücadele” söylemini kullanıyorlar. Ancak sahadaki gerçekler ve güvenlik aygıtları içindeki sızmanın doğası, karşılıklı sızma ve rol değişimine dayanan daha karmaşık bir gerçekliğe işaret ediyor.
Zira Colani, DAIŞ yapılanmasını parçalamak için hiçbir zaman gerçek bir mücadeleye girişmedi; aksine, onu sistematik olarak yeniden dönüştürdü. Önceki DAIŞ unsurları, savaş deneyimleri ve yerel ağlarıyla, kökünü kazımak gereken bir tehlike olarak değil, toplumu zorla kontrol etmek ve baskı altına almak için hazır bir araç olarak “Genel Güvenlik” aygıtları ve yeni kurumlar içinde konuşlandırıldı. Böylece, açık ilan edilen düşmanlık, ilan edilmemiş işlevsel bir ittifak için siyasi bir örtüye dönüştü.
Bu model bölge tarihinde yeni değildir; aşırıcı örgütler defalarca geçici araçlar olarak kullanıldı: karşıtlarını korkutmak, rakip güçleri tasfiye etmek veya iç ve dış dünyaya kanlı mesajlar göndermek için. Ancak bu yaklaşım genellikle örgütün patlaması ve onu himaye eden veya hoş gören kişiye karşı dönmesiyle sonuçlanır.
Suriye örneğinde, DAIŞ’in sahneden uzaklaştırıldığı görünmüyor; aksine, iktidarın ta kendisinin eklemleri içinde yeniden konumlandırıldı, bu da taraflar arasında gerçek bir düşmanlıktan söz etmeyi siyasi bir aldatmacaya daha yakın hale getiriyor.
AMERİKAN SALDIRILARI: HASTALIĞA DEĞİL SEMPTOMLARA TEDAVİ
DAIŞ’e ait onlarca hedefi vuran ve yüzden fazla güdümlü mermi kullanan geniş kapsamlı Amerikan askeri operasyonu, taktiksel olarak başarılı olabilir, ancak bozuk bir siyasi ve güvenlik ortamında icra edildiği sürece stratejik olarak yetersiz kalır. Bombardıman karargahları yok eder ancak ağları kökünden sökmez. Unsur öldürür ancak onları koruyan sistemi deviremez.
Aşırıcı gruplar konusunda uzman araştırmacı Münir Adib’in, “Genel Güvenlik” unsurlarının yaklaşık %70’inin DAİŞ ile doğrudan veya dolaylı bağlantıları olduğuna işaret etmesi bu gerçeği doğrulamaktadır. Böyle bir rakam bir aksaklığı değil, içeriden ele geçirilmiş bir güvenlik varlığını tanımlar.
DAIŞ’I FİİLEN KIRAN TEK GÜÇ; QSD
Bu yapısal çöküşün karşısında, Suriye eski ve yeni rejim güçleri tam bir tezat olarak durmaktadır. Ancak QSD güçleri onları yani DAIŞ’i sahada yenmiş, Baxoz’da “hilafet devletini” düşürmüş ve onu istihbarat yoluyla kesintisiz olarak takip etmeye devam eden Suriye’deki tek güçtür. Sahir Ahmed’in yakalanması bir tesadüf değil, sızma, takip ve uzun soluklu istihbarat çalışmasına dayanan tutarlı bir güvenlik sisteminin sonucudur.
QSD, DAİŞ’e karşı sloganlarla veya siyasi gösterilerle değil, dosyalarla, itiraflarla, hücreleri çökertmekle ve finansman kaynaklarını kurutmakla mücadele ediyor. Ve Geçiş Hükümeti’nin aksine, DAİŞ’i kurumlarına entegre etmedi, onu en karmaşık ortamlarda bile takip etti.
QSD’NİN YERİNE KONACAK ALTERNATİF YOK VE HER ALTERNATİF TEHLİKELİ BİR İLLÜZYONDUR
QSD’nin DAIŞ’le mücadeledeki yerine dair herhangi bir alternatiften söz etmek, ya siyasi bir illüzyon ya da örtülü bir suç ortaklığıdır. Diğer güçler ya ele geçirilmiştir, ya suça karışmıştır ya da acizdir. Yalnızca QSD, örgütü kökünden sökebilecek sahada meşruiyete, güvenlik tecrübesine ve istihbarat ağına sahiptir.
Bu gerçeği görmezden gelmek, sadece tek bir sonuca götürür: DAIŞ’in geri dönüşü, bu sefer çöllerden değil, doğrudan yönetim kurumlarının içinden.
Sözü Dolandırmadan Özet:
DAİŞ Suriye’de nihai olarak yenilmedi, çünkü basitçe onu yeniden üreten yapıdan kökünden sökülmedi. Geçiş Hükümeti terörle savaşta bir ortak değil, onun devamı için ideal bir ortamdır. Ve bu kasvetli manzarada, Suriye Demokratik Güçleri, son savunma hattı ve DAİŞ’i gerçek anlamda -sözde değil, fiilen- bitirebilecek tek güç olarak kalmaya devam ediyor.
Ekrem BEREKAT





