9 Ekim 1998 tarihinde Önder Apo Suriye’den çıkarılarak uluslararası komplonun startı verildi. 9 Ekim vesilesi ile komployu kınarken tekrardan komplonun yıl dönümünde Halep’in Şex Maksud ve Eşrefiye mahallerine dönük gerçekleştirilen saldırının arka planlarına da bakmak gerekiyor.
Bilindiği gibi ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Amiral Brad Cooper ile QSD Genel Komutanı Mazlum Abdi, Özerk Yönetim Dış İlişkiler Komitesi Eş Başkanı İlham Ahmed ve YPJ Genel Komutanı Rohılat Efrin ile Rojava’nın Hesekê kentinde görüştüler. Bu görüşmede, 7 Ekim günü Şam’da Suriye Geçici Hükümet Başkanı Ahmed Eş-Şara ile görüşme planlaması yapılırken, dış basına ve kamouyuna da 10 Mart Anlaşmasının pratik uygunlanmasına dönük mekanizmaların nasıl ele alınacağı aktarıldı. Ancak bu açıklamanın ardından ve 7 Ekim günü yapılacak olan Şam görüşmesini engellemek isteyen MİT ve Türk devletine bağlı çeteler, Şex Maksud ve Eşrefiye mahallelerine dönük saldırıya geçtiler.
Amaçları, 7 Ekim günü Şam’da gelişecek görüşmenin engellenmesiydi. Zaten daha öncesinde de MİT ve Türk devleti, Şam Yönetimi’nin Paris görüşmelerine katılmasını engellemişti. Ve 10 Mart anlaşması ve 1 Nisan Halep anlaşmasının fiiliyata girmesinin önünde her zaman engel olmuştu. Bu seferde Halep saldırısı ile Şam görüşmesini engellemek istiyordu. Bu çerçevede MİT ve Türk devleti, kendine bağlı çete guruplarını Şex Maksud ve Eşrefiye mahallerine kaydırarak, önce bu iki mahalleyi abluka altına alarak bu iki mahalleye giriş çıkışları engellemeye çalıştı. Görüşmenin gerçekleşeceği günün akşamında ise Şex Maksud ve Eşrefiye mahallelerine saldırı emrini verdi.
Bu çerçevede 10 Mart günü QSD Genel Komutanı ile Suriye Geçici Hükümeti Başkanı Ahmed Eş-Şara arasında yapılacak görüşmenin ve anlaşmanın iptali ve Suriye’de huzur ve istikrarın sağlanmaması için Türk devleti ve MİT, her türlü kirli planları devreye koydu. Bu saldırı ile Suriye denkleminden atılan Türk devletinin amacı, bu tür kirli planlarla tekrardan kendini denkleme dahil etmektir. Bu çerçevede hem HTŞ bünyesindeki cihadist-devşirme güçleri hem de kendine bağlı Sultan Süleyman vb. SMO güçleri ile bazı arap kesimleri üzerinden Suriye’nin istikrarına dönük kirli planlar yürüten Türk devleti ve MİT’i, Önder Apo’nun Suriye’den çıkarılması ile başlayan uluslararası komplonun başlangıç günü olan 9 Ekim komplosunun yıl dönümünde, bu kirli planlar ve saldırılar ile Önder Apo’nun düşünceleri doğrultusunda yaşam bulmuş olan Rojava ve Kuzey-Doğu Suriye devrimine saldırarak, tasfiye etmek istemektedir.
Türk devleti bir yandan Rojava devrimini tasfiye etmek isterken diğer yandan da Baas rejiminin yıkılması ardından Suriye’de etkinliği kalmayan İran’ın yerini almak istemektedir. Bu çerçevede Suriye’nin istikrar kazanmaması için her türlü kirli emel ve planlar yapmaktadır. Ve bu çerçevede Osmanlı hayalleri doğrultusunda başta Ortadoğu olmak üzere tüm Arap coğrafyasına yayılmak istemektedir.
Ayrıca Türk devleti diğer taraftan da İsrail’e de bir cevap vermek istemektedir. Suriye denkleminden İsrail eliyle çıkarılan Türk devleti, kendisinin bizzat teşvik ettiği ve yönlendirdiği 7 Ekim 2023 tarihinde ki Hamas saldırısının yıl dönümünde bu tür saldırılar ile İsrail’e de cevap vermek istemektedir. 7 Ekim 2023 tarihinde ki Hamas saldırısını da başlatan, harekete geçiren güç Türk devletidir. Ortadoğu’da değişen dengeler, siyasi aktörler, iktidar odakları, merkezi otorite ve güç dengeleri ile ticaret yolları ve pazarların değişmesi Türkiye’nin konjoktürel ve coğrafik olarak öneminin kaybetmesine neden olmuştu. Ve önümüzdeki yüzyılda ise İsrail’e ya boyun eğen, etkisiz bir Türkiye ya da parçalanmış bir Türkiye olacak. Türk devleti ve ona bağlı MİT ve DAİŞ çeteleri, Türkiye’nin parçalanmaması ve merkezi otorite olarak tekrardan devam etmesi ve ticaret yollarının tekrardan Türkiye üzerinden Avrupa’ya geçmesi için elinden geleni yapmaktadır. Ve yaklaşık 80 yıldır bölgede sürdürülen Arap-İsrail savaşını tekrardan kızıştırıp, devam etmesi için elinden geleni yapmaktadır. Bunun için İsrail ve Arap devletleri arasında yapılan “İbrahimi Anlaşması’nı” bozmak ve bozarkende bölgede çatışmalı durumdan ve İran’ın etkisiz olmasından kaynaklı yaşanan güç boşluğunu doldurmak istemektedir.
Bunun için DAIŞ çeteleri ve kendisine bağlı SMO güçleri ve bazı arap kesimleri ile bölgeyi karıştırmak için elinden geleni yapmaktadır. Bu çerçevede ilk etapta Suriye’deki boşluğu ve istikrara kavuşmamasını fırsata çevirmek için Suriye’yi karıştırmaktadır. Bunun yanında daha öncede Türk devletinin T-4 ve Şam çevresi gibi askeri yerlerde üsler kurmasına dönük İsrail’in gerçekleştirdiği hava saldırıları ve operasyonlara da bu şekilde cevap vermek istemektedir. Bunun için 7 Ekim gününü seçmiştir.
Ayrıca Önder Apo’nun Suriye’den çıkarıldığı 9 Ekim komplosunun yıl dönümünde Önder Apo’nun düşünceleri doğrultusunda yaratılan Rojava devrimini tasfiye etmek istemektedir. Bunun için de ilk etapta Halep’te bir ada gibi bulunan direniş mahalleleri Şex Maksud ve Eşrefiye mahallelerine saldırıp sonuç alırsa bu saldırı ve işgal harekatını tüm Rojava ve Kuzey-Doğu Suriye devrimine yaymayı amaçlamaktadır. Ve bu şekilde 10 Mart Anlaşmasını anlamsızlaştırmak ve Rojava devrimini tasfiye etmek ve kendinde bağlı cihadist, tekçi bir Suriye inşaa etmeyi istemektedir. Halep saldırısını bu çerçevede ele almak gerekiyor. Çünkü Türk devleti ve MİT, HTŞ güçleri içerisinde ki DAİŞ artıklarını, devşirme cihadist güçleri, SMO güçlerini bu amaçlar doğrultusunda harekete geçirerek bir yandan Kürt kazanımlarını ve Rojava devrimini tasfiye etmek isterken bir yandan da İsrail üzerinden oluşturulmak istenen yeni Ortadoğu projesinin hayata geçirilmemesi için elinden geleni yapmaktadır. Bu saldırılarla Türk devleti bu mesajları vermek istemektedir.
Halep saldırısının perde arkasında yatan gerçeklik budur. Ve Türk devletinin ve çetelerinin saldırılarının duracağı da görünmemektedir. Buna karşı başta Kürt halkı olmak üzere Kuzey-Doğu Suriye’de ve bölgede yaşayan halklar, Demokratik Ulus Paradigması temelinde öz savunmalarını ve öz örgütlülüklerini oluşturup, güçlendirerek ve kendilerini örgütleyip, demokratik ve özgür bir yaşam ilkesi ile tehlikeleri bertaraf edebilirler ve yaşadıkları yerlerde, coğrafyalarda huzuru, güveni sağlayabilirler. Bunun için de yarın geç olabilir bundan dolayı öz savunma ve öz örgütlülüğü biran önce gerçekleştirilmesi elzemdir. Bunun için de hemen harekete geçme zamanı…
Fırat DİCLE





