Ortadoğu’daki savaşın merkezine konulan Kürdistan ve Kürtlere yönelik diplomatik baskılar devam ederken, Önder Apo’nun insiyatifiyle başlatılan “Barış ve Demokratik Toplum” hamlesi birçok yönüyle halklara ve toplumlara ilham kaynağı oluyor.
Diğer yandan da Lekolin.org yazarı Hîwa Azad’ın belirtiği gibi “Bölgede herkes Kürtlerin kaderi üzerine söz söylemek istiyor, ama Kürtlerin kendi kaderleri üzerinde söz hakkı tanınmıyor. Yüz yıldır olduğu gibi Kürt halkı bir kez daha statüsüzlüğe, dolayısıyla köleliğe mahkûm edilmek isteniyor. Dün DAİŞ artıklarını kravat takıp BM kürsülerinde alkışlayanlar, bugün Ankara-Katar hattında kırmızı halılar sererek ağırlayanlar, Kürtlerin hakları söz konusu olduğunda tehditler savuruyor.” Ancak buna yönelik yapılan tüm planlar, sahada ki uygulayıcıları çok zorluyor.
TÜRKİYE’NİN POLİTİKASI VE HTŞ İLİŞKİSİ
Türk devleti, Özerk Yönetim’in kazanımlarını yok etmek için diplomatik ve istihbarat faaliyetlerini yoğunlaştırıyor. HTŞ ile kurulan pragmatik ilişkiye rağmen, HTŞ Ankara’nın politikasını tamamen benimsemiş değil. HTŞ merkeziyetçi bir devlet inşa etmeye çalışırken, Özerk Yönetim ve QSD’nin dağıtılamayacak bir güç olduğunun farkında. Türkiye ise 10 Mart mutabakatını QSD’nin çekilmesi ve silahsızlandırılmasıyla sınırlamaya çalışıyor, Batılı güçlere baskı yapıyor.
ULUSLARARASI TRAFİK VE BATI’NIN PERSPEKTİFİ
Aralık 2025’te gerçekleşen yoğun diplomatik görüşmeler, Suriye’nin geleceğinin yalnızca askeri yöntemlerle belirlenemeyeceğini ortaya koydu. İngiltere ve Fransa, Kürtlerin ayrılık talebi olmadığını, birleşik bir Suriye içinde federal veya merkezi olmayan bir model istediklerini vurguladı. Bu yaklaşım, Özerk Yönetim’in meşruiyetinin örtük biçimde tanınması anlamına geliyor. QSD’nin DAİŞ’e karşı kilit rolü, Batı’nın Özerk Yönetimi istikrarın ana aktörü olarak görmesini sağlıyor.
RUSYA, ABD VE İSRAİL’İN ÇİZGİLERİ
Rusya, Türkiye ile ortaklığını sürdürürken Özerk Yönetim’le açık iletişim kanallarını koruyor. Moskova, Türkiye’nin HTŞ’yi saldırıya zorlamasına rağmen, böyle bir girişimin ülkeyi istikrarsızlaştıracağını ve aşırılıkçı örgütleri yeniden canlandıracağını belirtiyor. ABD ise Özerk Yönetim’e yönelik herhangi bir saldırıyı kesin bir dille reddediyor; Washington, QSD’yi vazgeçilmez bir ortak olarak tanımlıyor. İsrail ise Türkiye’nin etkisini sınırlamak amacıyla Suriye’nin güneyinde kalıcı üsler kurma planlarını gündeme getirerek beklenmedik bir rol üstleniyor.
KÜRTLERİN MÜCADELESİ VE TARİHSEL DEĞİŞİM
Kürt halkı dişiyle tırnağıyla savaşarak, örgütlenerek, binlerce evladını şehit vererek özgürlük imkanları elde etti. Bugün gelinen aşamada Kürtler, yüz yıllık yalnızlığı aşarak öz bilinci ve öz gücüyle statü kazanmak istiyor. Ancak Türk devleti, DAİŞ artığı HTŞ çetelerinin yanında durarak Kürtlerin en temel haklarını ortadan kaldırmaya çalışıyor. Ancak unutukları bir şey var dün yok sayılan halk, bugün güneş kadar gerçek bir varlık olarak karşılarına dikiliyor.
YENİ ORTADOĞU VE DEMOKRATİK ÇÖZÜM
Ortadoğu büyük bir değişim ve dönüşüm arifesinde. Eski statükocu sistemler çökerken, tekçi faşist rejimlerin ayakta kalma şansı yok. Çok seslilik, çok kültürlülük ve demokratik katılım yeni dönemin kurucu ilkeleri olacak. Özellikle Suriye’de demokratik, çoğulcu olmayan bir rejimin ayakta kalması mümkün değil.
Onlarca yıllık savaştan sonra BAAS rejiminin yeni versiyonunu sahaya sürmek halkların başına yeni belalar sarmak demek olacaktır. Türkiye’nin yayılmacı politikası ve HTŞ’nin merkeziyetçi dayatmaları, bölgenin çok kültürlü gerçekliğiyle çatışıyor. Kürtler, Dürziler, Aleviler ve diğer azınlıkların dışlandığı hiçbir planın başarı şansı yok.
SONUÇ
Yeni Suriye’nin nereye evrileceği belirsizliğini koruyor. Ancak bir gerçek var: Kürtler artık eski Kürtler değil. Onlar, Ortadoğu’nun dönüşüm sürecinde en önemli özne ve aktörlerden biri haline geldiler. Özerk Yönetim ve QSD, tüm baskılara rağmen Suriye’nin gelecekteki siyasi yapısının ayrılmaz bir parçası olma yolunda ilerliyor.
Fırat ALİ





