HTŞ’nin uzun süredir uluslararası güçler tarafından hazırlanan bir proje olduğu biliniyor. ABD, İngiltere, İsrail, Türkiye ve Suudi Arabistan HTŞ üzerinde ciddi politikalar geliştirmiştir. İlk hamlede Esad rejimi, İran ve Rusya hedef alınmış; ikinci aşamada ise Kürtler üzerinden saldırılar gerçekleştirilmiştir.
Oysa Suriye’de demokratik paradigmasıyla halkları kaynaştıran, kardeşçe birlikte yaşamayı öngören demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigmayla yürüyen bir hareket var. QSD, DAIŞ’e karşı savaşarak büyük bedeller ödemiş, kendini örgütlemiş ve herkes tarafından kabul görmüştür. Arap aşiretlerine ve Arap halkına büyük bir saygı ve değerle yaklaşmış, bu yaklaşım Arap toplumu içinde de karşılık bulmuştur.
Uluslararası güçler HTŞ’yi bir “proje” olarak sunarak, aşiretlerin ve Arap halkının kafasını karıştırmış, halkları karşı karşıya getirerek bir kaos yaratmak istemiştir. Bölgesel göç politikalarında Türkiye başrol oynamıştır. İsrail, Kürtleri kendi çıkarları doğrultusunda bir politik malzeme olarak görmüştür. ABD, Suudi Arabistan ve Katar ise para ve siyasi vaatlerle bu yapıları satın alarak uluslararası meşruiyet kazandırmaya çalışmıştır.
“GÜÇLÜ ADAM” SÖYLEMİ KASTİK KATİL ANLAYIŞIN ÜRÜNÜDÜR
Trump’ın “güçlü adam” söylemi ve “güçlü adam güçlü adamla anlaşır” yaklaşımı son derece tehlikelidir. Bu anlayış Kastik Katil anlayışın ürünüdür. Kürtler bu sürecin en büyük denge unsurudur. Kürtleri yok saymak, aslında bölgenin yok sayılması anlamına gelir.
Türkiye, tarihsel olarak Kürtleri hep kendi çıkarları için kullanmaya çalışmış, onları eşit bir halk olarak değil, bağımlı bir unsur olarak görmüştür. Bu zihniyet, Kürtleri yok etmeye çalışırken aslında Türk halkını da büyük bir tehlikeye sürüklemektedir. İktidar hırsı gerçeklerin görülmesini engellemekte, yapılan her şey uzun vadede kendi sonunu hazırlamaktadır.
Arap topraklarında Arap halkı düşmanlaştırılmış, Türkiye, Suudi Arabistan ve bazı suni radikal kesimler ABD, İngiltere ve İsrail’in projelerine hizmet edecek biçimde bölgeyi karıştırdı. Gözaltı ve tutuklamalar Arap aşiretlerine yanlış biçimde empoze edilmiş, Kürtlere karşı örgütlenmeler teşvik edilmiştir. Dünya kamuoyuna yanlış bilgiler servis edilerek Arapların haksızlığa uğradığı algısı yaratıldı. Oysa Kuzey Doğu Suriye’de en fazla yatırım Arap bölgelerine yapılmış, Arap dili, kültürü ve toplumu büyük ölçüde korunmuştur.
Bununla hedeflenen amaç QSD’yi zayıflatmak, masaya güçsüz oturtmak ve kendi politikalarını dayatmaktır. Asıl hedef Orta Doğu’nun enerji ve ticaret kaynaklarını sömürmektir. Suni Arap milliyetçiliği ve radikal kimlik siyaseti güçlendirilerek Kürtler hedef gösterilmekte, Arap aşiretleri bu sürece ortak edilmektedir. Böylece Kürt–Arap savaşı çıkarılmak istenmektedir. Kimsenin gerçekten güçlenmesi istenmemekte, tüm güç tek elde toplanarak denetim sağlanmaya çalışılmaktadır.
QSD silahla yenilmemiştir. Ahlaki, politik ve vicdani bir tutumla Arap aşiretleriyle çatışmak istememiştir. Bu durum bazıları tarafından zayıflık olarak görülse de asıl zayıflık bu anlayıştadır. Kürtler bölge halklarıyla kardeşçe yaşamak istemektedir.
Bu güçler uzun süre ayakta kalamayacaktır. Ne halkı ne de bölgeyi yönetebilecek bir meşruiyetleri vardır. ABD, İngiltere ve İsrail bu yapıları geçici olarak kullanmakta; tıpkı Afganistan’da olduğu gibi zamanı gelince terk edecektir. Bu güçler insanlığa öldürmekten, yok etmekten başka bir şey öğretmemiştir.
Rojava’ya yönelik saldırılar planlı, çok yönlü ve son derece acımasızdır. Katliamlar, işkenceler ve insanlık dışı uygulamalar gerçekleştirildi. Buna karşı Kürtler, dünyanın neresinde olursa olsun dostlarıyla birlikte güçlü bir tepki göstermiştir. Kürt sorunu söz konusu olduğunda, düşünce ve parti farkı gözetmeden birlikte hareket edilmesi tarihi bir bilinç yaratmıştır.
Rojava, 80 milyon Kürdün onurunu ve gururunu temsil eden küçük ama çok değerli bir parçadır. Kürtlerin haklarının anayasal güvenceye kavuşmadığı her yerde benzer sorunlar yaşanmaya devam edecektir. Kürtler kendi kendini yönetme güvencesi olmadan özgür olamaz.
Bu süreç Kürtler için büyük bedellerle kazanılmış bir tecrübedir. Rojava direnişi özgürlük ve kurtuluşun simgesidir. Yapılan anlaşmaların anayasal güvenceye kavuşmadığı sürece risk taşıdığı açıktır.
Kürt düşmanlığı, başka halkların düşmanlıklarına benzemez; vicdan, ahlak ve insanlık dışıdır. Bu nedenle Kürtlerin ulusal birliğini bir an önce sağlaması hayati önemdedir. Soykırım tehlikesi bitmiş değildir.
Orta Doğu’da demokratik, toplumsal dönüşüm istenmemektedir. Kadın öncülüğünde gelişen Kürt hareketi bölge gericiliğini ve emperyalizmi korkutmaktadır. Bu yüzden Kürtlere ve demokratik harekete saldırılmaktadır.
Kürtler bu süreçte yenilmemiş, aksine askeri ve toplumsal olarak daha da güçlenmiştir. Halkların kardeşliğine inandıkları için Arap halkına silah doğrultmamış, geri çekilmeyi tercih etmişlerdir. Bu tutum geleceğin en güçlü kazanımı olacaktır.
Şiyar ADIYAMAN





