Hakan Fidan, pervasız bir dille Rojava Kürdistanı’na saldırıyor ve Kürtlerin faşist HTŞ rejimine teslim olmasını istiyor. “Biz aptal değiliz, Kürtler bizi kandıramaz” diyor. Eğer Hakan Fidan gibiler aptal ve akılsız olmasaydı, şu an Türkiye devletinin durumu bu halde olmazdı!
Bilinsin ki kimse Suriye devletini Türklere ve onların çetelerine yem etmeyecek. Ve bilinsin ki Kürtler kaderlerini cellatlarına teslim etmez.
Kürtler stratejik bir akla ve çok yönlü ilişkiler seçeneğine sahiptir. Kürt halkı yok olma politikalarına mahkûm değildir.
Ya Kürt halkının varlığı tüm yönleriyle özgürce kabul edilecek ya da Kürt halkına karşı yürütülen bu politika onların yok oluşuna neden olacak.
Başka çare yok!
Kürt halkı ve Suriye halklarının özgürlüğü olmadan yeni sistem kurulamaz. Suriye artık eskisi gibi diktatörlük ve faşist tekçilik tarzıyla yönetilemez. Başta Kürt halkı olmak üzere, tüm Suriye halkları, din adına dayatılan diktatörlüğü kabul etmez. Suriye halkları, ister Kürt, ister Alevi, ister Dürzi, ister seküler Sünni Arap toplumu olsun, DAEŞ çetelerinin kalıntılarına tahammül etmiyor. Her gün Suriye’nin sokaklarında ve şehirlerinde, halkın iradesini teslim almaya çalışan çetelere karşı tepkiler yükseliyor.
Alevilere yönelik katliamdan sonra, Dürzi halkına karşı da soykırım girişimi oldu. Dürzi halkı, vahşi çetelere karşı direndi ve “İrademizi Şam’ı işgal eden çetelere teslim etmeyeceğiz” dedi. Görünen o ki, Rojava’daki Kürt halkının direnişi bölgedeki halklar için büyük bir güç ve ilham kaynağı oldu.
Faşistlerin tüm hesapları direniş kapılarından geri dönüyor. Faşist radikal dinci saldırılara karşı halkların direniş kültürü gelişiyor.
Şam’ı işgal eden çeteler, Türkiye devletinin desteğiyle tüm Suriye’yi kontrol altına almak istiyor. Ancak Suriye’deki halklar yeni bir trajedi yaşamak istemiyor. İslami kılığa bürünmüş Baas rejimini kabul etmiyor ve buna karşı direniyor.
Türkiye devleti ısrarla, HTŞ çeteleri eliyle Kürt halkına ve Suriye halklarına soykırım politikasını dayatmak istiyor. Yeni Suriye’yi kendi çıkarlarına göre dizayn etmek istiyor. Ancak bu istek, tam bir hayal. Özgürlük ve halkların taleplerinden uzak bir gerçeklik. Kimse Türkiye devletini kabul etmiyor.
Siyaset dünyası yalnızca Türkiye’nin ve onun faşist çetelerinin isteklerinden ibaret değil. Köleleştirme ve soykırım isteklerine karşı, direniş ve özgür yaşama kararlılığı var.
Bölgede Türkiye’den ve onun çetelerinden daha büyük ve aktif aktörler var. Ne Kürt halkı, ne Suriye’deki halklar, ne de Suriye’yi dizayn etmek isteyen güçler, yeni Suriye’nin Türkiye devletine yem edilmesine izin vermez.
Hakan Fidan neden Kürtlere karşı bu kadar öfkeli?
Suriye savaşının başlangıcından beri Türkiye devleti, kendine bağlı çeteler için çok çaba sarf etti. Askeri, siyasi ve ekonomik açıdan açıkça radikal İslamcı çeteleri destekledi. 14 yıllık savaşın sonucunda Baas rejimi çöktü ve HTŞ çeteleri Şam’da iktidarı ele geçirdi. Suriye savaşının başından beri Türkiye devletinin işgalci hayali buydu; onların deyimiyle “bir gün Şam’a gidip Emevi Camii’nde namaz kılmak” hayalleri gerçekleşti!
Şam’a girişin ilk günlerinde Türkiye devletinin tüm kurum ve kuruluşları Şam’da namaz kılma propagandası yaptı.
Türkiye devletinin ideolojik kardeşleri DAIŞ ve DAIŞ’in kalıntıları olan HTŞ, Şam’ı ele geçirdi, ancak Şam’da ve çevresinde huzur ve barış sağlayamadı.
HTŞ’ye yabancı güçler tarafından hediye edilen bu zafer, bölgede huzur ve barışın düşmanı oldu.
Suriye devletinin huzur ve barışı 2011’de neden bozuldu?
Fikir özgürlüğü, farklı renk ve sesler, demokrasi ve eşitlik olmadığı için; çok renklilik inkâr edildiği için durum bozuldu. Hak ve özgürlük talep eden toplumlar hapsedildi, öldürüldü ve sürgün edildi. Baas faşizminin tekçiliği öyle bir noktaya getirdi ki halk rejime karşı ayaklandı ve özgürlük talep etti.
Türkiye devleti, “Arap Baharı” (halkların baharı) döneminde Müslüman Kardeşler örgütüyle anlaştı, ittifak kurdu ve halkların devrimini çalmaya çalıştı.
Halk ayaklanmaları sonucunda birçok faşist ve diktatör rejim çöktü. Ancak ne yazık ki onların yerine yeni diktatörler ve yönetimler geldi. Bu trajik durum, faşist yönetimlerin kendini tekrar etmesi halkı bıktırdı ve halkların umutlarını yıktı.
Demokratik ulus fikrinin öncülüğünde, Rojava Kürdistanı’nda Kürt halkının ayaklanması yeni bir umut yarattı; bölgedeki halklar ve dünyadaki tüm halklar için.
Emperyalist güçlerin kontrolüne girmeyen ilk bölge, Rojava Kürdistanı ve Kürt halkının eşsiz mücadelesi oldu.
Halkların kardeşliği ve özgürlüğü perspektifiyle Rojava Kürdistanı, bölgedeki halkların umutlarına mucizevi bir yanıt oldu. Dünyadaki halklar özgürlük hareketinin felsefesi etrafında birleşti.
Kürt halkı, Araplar ve bölgedeki tüm bileşenler ittifak ve birliklerini kurdu, Baas rejimine ve DAIŞ’e karşı varlıklarını korudu. Örgütlenerek devrim hırsızlarının bölgelerine el koymasına izin vermedi. Hem özgürlük savaşını yürüttüler hem de halklar için özgürlük sistemini kurmaya çalıştılar. Sadece kendileri için savaşmadılar, insanlığın onurunu korumak için savaştılar.
Suriye’deki kaosun başlangıcından bugüne kadar Türkiye devleti her zaman halkların özgürlük hareketini yok etmeye, özgürlük mücadelesini bastırmaya ve halkların iradesini kırmaya çalıştı.
Onlarca kez işgal ve soykırım girişimleri oldu.
Tüm çete örgütlerini Kürtlere karşı kullandı. Onları besledi, örgütledi, onlara fırsatlar yarattı, ancak Kürt halkının ve bölgedeki bileşenlerin özgürlük arzusunu engelleyemedi. DAEŞ, El Nusra, El Kaide, paralı çeteler, Özgür Ordu ve son olarak HTŞ’yi harekete geçirdi, ama sonuç alamadı.
Tam “Suriye’yi elimize geçirdik” dedikleri anda bir kez daha boşluğa düştüler!
Türkiye devletinin çeteleri, çeteliklerinin bedelini ödüyor. Türkiye devleti ne kadar çeteleri kravat ve modernite boyalarıyla süslemeye çalışsa da, onların zihniyetinin gerçeğini gizleyemez. Radikal çetelerin zihniyeti, halklara soykırım uygulamakla kendini gösteriyor. Halklara ve insanlığa karşı işledikleri suçlar gizlenemez.
Türkiye devletinin desteklediği çeteler, ne Suriye halkları tarafından ne de ilgili güçler tarafından kabul ediliyor. Görünen o ki, Türkiye devletinin ve müttefiklerinin projesi ellerinde patlayacak.
Soykırım politikasının temsilcisi Hakan Fidan, ortaya çıkan bu durum ve gerçeklikten çok rahatsız. Şöyle diyor: “Eğer Kürtler olmasaydı, Suriye’yi dizayn etme projemiz sorunsuz başarılı olurdu, ancak Kürtler işimizi bozdu.”
Kürt halkı kendini alternatif olarak örgütledi ve alternatif, zengin ve başarılı bir sistem kurdu.
Suriye’de QSD öncülüğündeki özgür bölgelerin varlığı, Türk devletine bağlı çetelerin vahşi eylemlerini deşifre ediyor. Hakan Fidan bu yüzden rahatsız. Halkları köleleştirmek ve özgürlüklerini ortadan kaldırmak isteyen haksız politikaları artık iflas etti.
Artık Kürt halkı bir aktör ve stratejik bir güce sahip. Kürtler yok olmadı, tam tersine Dürzi, Alevi ve Suriye’deki toplumların varoluş ve direniş ilhamı oldu.
Hakan Fidan’ın temsil ettiği faşist zihniyet, kendi hatalarını görmek yerine “Nerede hata yaptık” demek yerine Kürtleri suçluyor. Politikalarının başarısızlığını Kürtlerin direnişiyle açıklıyor.
Eğer biraz aklı olanlar, “aptal olmayanlar”, demokrat ve özgürlükçü olsalar, Kürt halkının ve özgür bölgelerin varlığının kendileri için bir tehdit olmadığını, aksine bölgedeki barış için büyük bir avantaj olduğunu görürlerdi. Ancak Kürt halkının özgürlüğüne olan düşmanlık, gözlerini o kadar kör etmiş ki, güneş gibi parlayan gerçeği göremiyorlar. Kürtler artık var ve özgür olacaklar. “Kürtler anasını görmesin” devri geçti. Kürt halkı varlığını garantiledi, özgürlüğünü de garantileyecek. Kürt halkının mücadelesi, herkesin yüreğinde özgürlük ateşini yaktı.
Türkiye devletinin yanlış hesapları için: “Yanlış hesap Bağdat’tan döner” diyelim.
“Zararın neresinden dönerseniz, sizin için iyidir.”
Hîwa AZAD





