20 Ocak 2018’de Türk devleti ve desteklediği Suriye Milli Ordusu (SMO) çete gruplarının Efrin’i işgal etmesinden bu yana sekiz yıl geçti. Bu süreç, uluslararası insan hakları örgütleri tarafından belgelenen ağır savaş suçları ile dolu bir dönem oldu. Bölgenin tamamı, savaş suçları, sistematik yerinden etme, demografik değişiklikler (kürtsüzleştirme), mülk talanı ve baskı uygulamalarıyla karşı karşıya kaldı. Buna rağmen, Mart 2026’da Suriye Geçiş Hükümeti ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi arasında varılan anlaşma kapsamında, ilk kez sınırlı bir geri dönüş gerçekleşti: Hesekê, Qamişlo ve Derik’ten yaklaşık 400 aile (toplamda 3.000 civarı kişi) Efrin’e döndü. Bu dönüş, Newroz öncesi Efrin halkı için kırılgan bir dönüş umudu yaratsa da; ancak evlerin çoğu talan edilmiş, yağmalanmış veya çete aileleri tarafından işgal edilmiş haldeydi.
TARİHSEL ARKA PLAN VE İŞGAL SÜRECİ
2012’den itibaren YPG/QSD kontrolündeki Efrin, çoğunluğu Kürt (%90 civarı) bir bölgeydi ve nüfusu yaklaşık 200 bin civarındaydı. İşgalci Türk devleti ve çeteleri, 20 Ocak 2018’de saat 16.00’da 72(güvenilir kaynaklarımız 102 savaş uçağı olduğunu belirtti) savaş uçağı ile uluslararası insani ve ahlaki ölçütleri hiçe sayarak Efrin’de 3 bin 850 kilometrekarelik bir alana saldırı başlattı.
Türk devleti ve çeteleri işgal saldırılarının başlamasıyla birlikte Efrin’deki köy, kasaba, ilçe ve şehirlerde onlarca sivili katletti. Efrin Sağlık Müdürlüğü’nün verilerine göre, direnişin 58 günü boyunca şehit düşenlerin sayısı 257 kişiydi. Bunların 45’i çocuk, 176’sı kadındı. Ayrıca 742 kişi ise yaralanmıştı. Yaralılardan 113’ü çocuk, 113’ü kadın ve 516’sı erkekti.
20 Ocak 2018’de başlayan işgal saldırılarıyla Türkiye ve SMO grupları (Sultan Murad, Hamza Tümeni, Süleyman Şah vb.) bölgeyi ele geçirdi. Yoğun bombardıman ve çatışmalarla beraber 300 binden fazla Kürt sivil yerinden edildi.
Çoğu Şehba, Tel Rıfat ve Hesekê’ye yöneldi. İşgal sonrası bölge, Türk Silahlı Kuvvetleri ve SMO’nun ortak denetimine girdi. Türkiye idari hizmetleri (eğitim, sağlık) Hatay Valiliği üzerinden sağladı, 100’den fazla işgal üs kuruldu. Bu model, 2019’daki Serêkaniye ve Girê Spî’ye de yayıldı ancak Efrin en yoğun ihlallerin yaşandığı yer oldu.
SAVAŞ SUÇLARI VE İNSAN HAKLARI İHLALLERI
Uluslararası raporlar (Human Rights Watch 2024 raporu “Everything is by the Power of the Weapon”, BM Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonu, Ceasefire Centre) SMO gruplarının ve Türk güçlerinin (özellikle de MİT eliyle) sistematik ihlallerini belgeledi. Keyfi tutuklamalar, işkence, cinsel şiddet ve yargısız infazlar öne çıktı. Kürt siviller (SDG bağlantısı gerekçesiyle) hedef alındı; tutuklular haftalardan yıllara varan sürelerle iletişimsiz gözaltında tutuldu. İşkence yöntemleri arasında kabloyla dövme, elektrik verme, tırnak/diş çekme ve su işkencesi yer aldı. Özellikle Kürt kadınlara yönelik tecavüz, taciz ve fotoğraflama vakaları raporlandı. HRW, bu ihlallerin “silah zoruyla” kontrol edilen bir sistem yarattığını belirtti; fidye talepleri 100 ila 30 bin dolar arasında değişti. BM, ihlallerin “sistematik” nitelik taşıdığını teyit etti. Cezasızlık hâkim kaldı; şikayet edenler misillemeyle karşılaştı.
YERİNDEN ETME VE DEMOGRAFİK DEĞİŞİM (KÜRTSÜZLEŞTIRME)
İşgalin en kalıcı sonuçlarından biri demografik mühendislik oldu. 2018’de nüfusun yarısından fazlası (300 bin üzeri Kürt) yerinden edildi. Doğu Guta, Hama ve İdlib’den getirilen Sünni Arap ve Türkmen aileler (toplam 285 binden fazla kişi) Kürt evlerine yerleştirildi. Kürt nüfus oranı %90’lardan %25-30’lara düştü; bazı raporlar son dönemde %45’e yükseldiğini belirtiyor ancak bu bile kalıcı değişimi gizleyemiyor. Köy isimleri değiştirildi, Kürtçe kurumlar kaldırıldı, zeytinlikler yok edildi. Uluslararası raporlar bunu “etnik temizlik” ve “demografik mühendislik” olarak nitelendirdi; “insanlığa karşı suç” ve “savaş suçu” kapsamında değerlendirildi, ancak yasal soykırım hükmü uluslararası mahkemelerde henüz teyit edilmedi. Amaç, Kürt varlığını kalıcı olarak zayıflatmak ve soykırımdan geçirmekti.
SİSTEMATİK TALAN, BASKI VE MÜLKİYET İHLALLERİ
Türk devleti ve çetelerinin işgali, yalnızca insanların katledilmesiyle sınırlı kalmadı. İşgal sonrası evler, dükkânlar ve zeytinlikler yağmalandı; kapılar, kablolar, eşyalar söküldü; zeytin hasadı Türkiye geçirildi ve Avrupa ülkelerine satıldı. SMO grupları evleri karargâh veya konut olarak kullandı, kiraya verdi veya sattı. 3.750’den fazla mülkiyet davası çözümsüz kaldı. “Koruma vergisi”, fidye ve haraç yaygınlaştı. Geri dönenler tehdit edildi.
Bölgenin doğal kaynakları da talan edildi. Üç yıl içinde 314 bin 400’den fazla ağaç kesilip satıldı. Ayrıca 11 binden fazla zeytin ve diğer ağaç yakıldı. Bunun yanı sıra, 11 bin hektarlık tarım alanı yakılarak yok edildi. Günümüzde de bölgenin doğal kaynaklarının talanı aralıksız devam ediyor. Efrin’in zeytinleri ve zeytinyağı çalınarak Türkiye üretimi gibi gösterilip piyasalarda satılıyor.
Türk işgalinden önce Efrin’de 200 zeytin işleme tesisi bulunuyordu. Bu tesislerde yılda 200 bin ton zeytinyağı üretiliyordu. Bu üretim, yıllık 500 milyon dolar değerindeydi. Ayrıca yılda 50 bin ton zeytin ihraç ediliyordu.
Efrin’in işgalinden önce, yıllık yaklaşık 30 bin ton tekstil ürünü üretiliyor ve bu ürünler 100 milyon dolarlık bir değere sahip oluyordu. Ayrıca, tekstil üretimi yapılan yaklaşık 517 fabrika ve atölye bulunuyordu. Bugün itibarıyla Türk devleti, Efrin’deki zeytin ve tekstil ürünlerinden yıllık 537 milyon 600 bin dolar kazanç sağlıyor.
Kültürel tahribat da ağırdı: Yezidi tapınakları ve mezarları yıkıldı, tarihi siteler tahrip edildi.
Saldırılar sırasında 318 okuldan 68’i tamamen yıkıldı. Kalan okullar ise ciddi hasar aldı. 29 Ocak’ta Eyn Dara’daki tarihi bölge tamamen yerle bir edildi. Ayrıca uluslararası koruma listesinde yer alan üç tarihi merkez tahrip edildi.
İşgal saldırıları sırasında olduğu gibi sonrasında da Türk devleti ve çeteleri insanlık suçları işlemeye devam etti. Pek çok tarihi ve arkeolojik merkez talan edilip tahrip edildi. Efrin Arkeoloji Müdürlüğü’ne göre, bölgede yaklaşık 65 antik merkez bulunuyordu. Bu merkezlerin büyük çoğunluğu kazılarla tahrip edilip tüm kalıntılar yağmalandı ve çalındı.
Ayrıca 28’den fazla tarihi merkez ve 15’ten fazla dini ve mezhepsel mezarlık ayrım gözetilmeksizin tahrip edildi. Birçok mezarlık ve kutsal mekan yıkılarak inşaat alanlarına dönüştürüldü.
HRW, mağdurların çoğunun mülklerini geri alamadığını, şikayetlerin misillemeyle sonuçlandığını vurguladı. ABD 2023’te bazı SNA gruplarına yaptırım uyguladı; Almanya’da soruşturmalar açıldı.
ENKS KÜRT SOYKIRIMINA ORTAK OLDU
ENKS, 2011 yılından itibaren Türk devleti güdümündeki SMO çeteleriyle birlikte hareket etti. 2013 yılında resmi olarak Türkiye güdümündeki Suriye Ulusal Koalisyonu çeteleri bünyesinde yer aldı. Halep’in Kürt mahalleleri Eşrefiye ve Şêx Maqsud’a 2012 yılında geliştirilen ilk saldırılarda Arap çete gruplarıyla birlikte ENKS’ye bağlı Azadi ve Selahaddin gibi çete grupları da yer aldı.
Aynı şekilde 2018 yılında işgalci TC ve çetelerinin Efrin’e yönelik işgal saldırılarında da KDP-Parastin güdümlü ENKS aktif bir şekilde rol aldı. ENKS’ye bağlı 6 çete grubu “Semerkant Tugayı” adıyla SMO çeteleri bünyesinde resmi olarak Efrin işgal harekâtına katıldı. ENKS yetkilileri de daha sonra 4 silahlı gruplarının Efrin’de YPG-YPJ’ye karşı savaştığını aleni bir şekilde açıkladı.
Kürt halkının ve çocuklarının fiziki katliamında yer alan KDP ve ENKS 2023 dempreminden sonra Barzani Yardım Vakfı adı altında TC ve çetelerinin işgali altındaki Efrin’e giriş yaparak Kürt halkına yönelik siyasi, toplumsal soykırım politikalarına dahil oldu.
2025 yılında Kürt Birliği eksenin atılan adımlara rağmen ENKS içerisindeki bazı kesimler ve bireyler Kürt halkının birliğini baltalayan birçok faaliyette bulunmaya devam etmektedir.
GÜNCEL DURUM VE 400 AİLENİN DÖNÜŞÜ
İhlaller 2023-2025 arasında da sürdü; tutuklamalar, gasp ve infazlar devam etti. Esad sonrası dönemde Suriye Geçiş Hükümeti ile Özerk Yönetim arasındaki 29 Ocak 2026 anlaşması, sınırlı geri dönüşü mümkün kıldı. 9 Mart 2026’da Heseke’den ilk konvoy (400 aile, Mabata, Şiye, Cindiresê vb. bölgelerden) yola çıktı ve 10 Mart’ta Efrin’e ulaştı. Kutlamalar yapıldı ancak birçok ev harap, yağmalanmış veya işgal edilmiş haldeydi; tapular çalınmış, yeniden inşa imkansızdı. Son yaşanan gelişmelerden de anlaşılacağı üzere güvenlik ve barınma krizi sürüyor; ikinci grup dönüşü (200 aile) ertelenmişti. Bu, 8 yılın ilk kitlesel dönüşü olsa da çoğu aile hâlâ korku nedeniyle dönme konusunda sıcak bakmıyor.
Militan RÊHAT





