Son haftalarda en çok tekrar edilen cümlelerden biri “Rojava kaybedildi” söylemidir. Ancak bu ifade bir tespit değil, bilinçli bir yönlendirmedir. Gerçeği anlamaya değil, çarpıtmaya hizmet eden bir propaganda dilidir. Çünkü Rojava’yı yalnızca harita üzerinden okuyanlar, onun ne olduğunu hiçbir zaman kavrayamaz. Rojava bir toprak parçası değil, bir askeri hat hiç değildir. Rojava, siyasal ve toplumsal bir iradedir ve bu irade geri çekilmez.
Bugün Tapqa, Reqa ve Dêrazor üzerinden yürütülen tartışmaların temelinde bu çarpıtma yatmaktadır. Askeri bir yeniden konumlanma, bilinçli olarak “yenilgi” gibi sunulmaktadır. Oysa gerçek farklıdır. Bu bölgeler tarihsel olarak Kürt toplumsal merkezleri değildi. YPG YPJ bu alanlara bir işgal gücü olarak değil, DAİŞ barbarlığına karşı bir kurtuluş gücü olarak girdi. Bugün yaşanan durum bir çöküş değil, askeri ve stratejik bir yeniden düzenlemedir. Savunma hattının daraltılması, gücün yoğunlaştırılması ve çekirdek alanların korunması savaşın doğasında olan bir durumdur. Bu zayıflık değil, mücadelenin daha sert bir evreye geçtiğinin göstergesidir.
Bugün korunmaya devam eden hat açıktır: Hesekê, Qamişlo, Dêrik ve Kobanê. Bu hat yalnızca coğrafi bir alan değil, Rojava’nın siyasal ve toplumsal çekirdeğidir. Eğer bu hat çözülseydi “Rojava bitti” denilebilirdi. Ancak bugün olan bunun tam tersidir. Rojava küçülmemiş, yoğunlaşmıştır. Dağılmamış, sertleşmiştir.
Bu gerçeği göremeyenler, Kürt özgürlük mücadelesinin karakterini de anlayamamaktadır. Çünkü bu mücadele yalnızca silahlı bir mücadele değildir; toplumsal bir irade hareketidir. Kürt özgürlük mücadelesi tarihinde benzer kırılma anları daha önce de yaşandı. 1992, 1998, 2015 ve 2019 süreçlerinde de aynı söylem tekrarlandı: “Bitti.” Ancak hiçbirinde bu hareket tasfiye edilemedi. Çünkü bu hareketin gücü alandan değil, örgütlü halktan gelir. Alan kaybedilebilir, ancak örgütlü irade kaybedilmez.
Bugün en temel gerçek şudur: Apocu hareket kaybetmemiştir. Sadece mücadelenin biçimi değişmiş, mücadele hattı yeniden kurulmuştur. Rojava’da yaşanan gelişmeleri yalnızca askeri bir perspektifle okumak eksik kalır. Ortada çok katmanlı bir savaş vardır. Şam ile ilişkiler, ABD’nin belirsiz ve çıkar odaklı politikaları, Türkiye’nin müdahale hattı, İran merkezli bölgesel gerilimler ve enerji-jeopolitik dengeler bu sürecin parçalarıdır. Rojava artık sadece bir saha değil, Ortadoğu’nun merkez düğüm noktalarından biridir.
Bu nedenle saldırı yalnızca askeri değildir; ideolojiktir. “Rojava bitti” söylemi aslında bir modeli hedef almaktadır. Çünkü Rojava, kadın özgürlüğüne dayanan, halkların birlikte yaşamını esas alan ve devletçi olmayan bir sistemdir. Bu model hem ulus-devletçi zihniyetleri hem de hegemonik güçleri rahatsız etmektedir.
Bu noktada Önder Apo’nun ortaya koyduğu demokratik entegrasyon perspektifi belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu perspektif, Kürtleri iki temel çıkmazdan kurtarmayı hedefler: dış güçlere bağımlılık ve dar ulus-devletçi çözümler. Demokratik entegrasyon ne teslimiyettir ne de klasik ulus-devlet arayışıdır. Bu yaklaşım, Kürtlerin kendi kimliği, dili ve örgütlü gücüyle yaşadıkları coğrafyada özne olmasını esas alır. Rojava deneyimi bunun mümkün olduğunu göstermiştir ve tam da bu nedenle hedef haline gelmiştir.
Bugün Kürtlerin önündeki temel mesele, kimin yanında yer alacakları değil, hangi çizgide ısrar edecekleridir. Tarih açık bir gerçeği defalarca göstermiştir: Başkalarının kurduğu denklemler içinde yer almak, geçici kazanımlar ve kalıcı kayıplar üretir. Kalıcı olan tek şey örgütlü halk gücüdür.
Ortadoğu’nun bugün sorduğu temel soru şudur: Kürtler bu fırtınadan nasıl çıkacak? Çünkü artık herkes biliyor ki Kürtler eski Kürtler değildir. Ve Apocu hareket artık tasfiye edilebilecek bir hareket değildir.
Sonuç olarak Rojava kaybedilmemiştir. Apocu hareket geri çekilmemiştir. Sadece yeni bir evreye geçilmiştir. Rojava bugün daha dar bir alanda, daha sert bir mücadele içinde ve daha büyük bir tarihsel eşikte durmaktadır. Bu eşik ya bir çözülme ya da yeni bir sıçrama olacaktır. Ancak kesin olan şudur: Bu mücadele bitmemiştir, yalnızca biçim değiştirmiştir. Ve asıl mücadele şimdi başlamaktadır.
Ahmet AĞAÇ





