Ortadoğu’da yüz yıl önce kurulan ulus-devlet düzeni bugün ciddi bir çözülme sürecine girmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonrası emperyalist güçler tarafından çizilen sınırlar halkların iradesine göre değil, sömürgeci çıkarlara göre belirlenmişti. Bu nedenle Ortadoğu’daki ulus-devletler hiçbir zaman gerçek bir toplumsal meşruiyet üzerine kurulmamıştır. Bugün yaşanan savaşlar ve krizler bu yapay düzenin artık sürdürülemez olduğunu gösteriyor.
Irak fiilen parçalanmış durumdadır. Suriye yıllardır süren savaşla dağıtılmıştır. İran ağır bir iç ve dış baskı altındadır. Bölgedeki ulus-devlet modeli çökerken Ortadoğu’nun siyasi haritası yeniden şekillenmektedir. Bu süreç sadece askeri ya da diplomatik bir kriz değildir; aynı zamanda tarihsel bir sistem krizidir.
Bu krizin merkezinde Kürt meselesi bulunmaktadır. Çünkü Ortadoğu’daki ulus-devletler Kürtlerin inkârı üzerine inşa edilmiştir. Kürt halkının kimliği, dili ve varlığı yüz yıl boyunca bastırılmıştır. Ancak inkâr üzerine kurulan hiçbir düzen kalıcı değildir. Bugün ulus-devletlerin yaşadığı kriz, aynı zamanda bu inkâr siyasetinin iflasıdır.
Bu açıdan bugün İran İslam Cumhuriyeti de aynı kaderi yaşamaktadır. Köklü bir tarihi geçmişe sahip olan İran coğrafyası, çeşitli sosyal yapılarıyla adeta halklar moaziği rolünü oynamıştır. Güçlü ve başarılı ittifaklara ev sahipliği yapan bu coğrafya bugün ağır bir saldırı altındadır. İran’ın içerisinde bulunduğu krizin sosyal, siyasal ve askeri boyutları iyice analiz edilmeden doğru bir çıkış yapması beklenemez. 1979’daki rejim değişiminden sonra çok kimlikli esnek bir yönetim yerine, ulus devletçi, inkara dayalı baskıcı bir yönetim biçimi tercih edilmiştir.
İran da tarihsel varlığını Kürt inkarı üzerine geliştirmiştir. İçte birliğini sağlayamayan, katı dogmatik ve inkar zihniyetinin her zaman iç isyanlarla muhatap olması beklenir. İç isyanlarla çalkalanan İran gibi stratejik bir coğrafya bundan kaynaklı dış müdahalelere de açık olur.
Reber Apo tam da bu noktada yeni bir çözüm yolu ortaya koymaktadır. Bu yaklaşım, ulus-devletçi çözüm yerine demokratik ulus ve demokratik toplum anlayışını savunur. Halkların eşitliği, yerel demokrasi ve ortak yaşam fikri Ortadoğu’nun geleceği açısından tek gerçekçi seçenektir.
Türkiye açısından da gerçek değişmemiştir. Kürt meselesi çözülmeden, Kürt halkının özgürlüğü ve eşitliği kabul edilmeden Türkiye’nin Ortadoğu’daki büyük dönüşümden sağlam çıkması mümkün değildir. İç barışını kuramayan Türkiye’nin de bu fırtınadan sağlıklı bir biçimde çıkması beklenemez. Devlet Bahçeli’nin gelmekte olan bu fırtınayı önceden görüp yeni bir süreç başlatma gayreti mevcut iktidar tarafından oyalama politikasına dönüştürülmek isteniyor. Fakat artık tarihsel dalga ve hareketlerin eski yöntemlere tahammülü kalmamıştır. Zamanı geçmiş politikalarda ısrar edenler yok olmaktan kurtulamazlar.
Ortadoğu yeni bir tarihsel eşiğe gelmiştir. Ulus-devletlerin dar ve inkârcı yapısı çözülürken, halkların demokratik iradesine dayanan yeni bir siyasal düzen ihtiyacı her zamankinden daha açık hale gelmiştir. Bu nedenle mesele sadece sınırların değişmesi değil, zihniyetin değişmesidir.
Hasan AĞAÇ





