Halep kentindeki Şêxmaqsud ve Eşrefiye mahallelerini hedef alan saldırılar, sıradan bir güvenlik gelişmesi ya da etkisi sınırlı yerel bir çatışma değildi. Aksine, bu saldırılar, DAİŞ’in yeniden dönüştürülmesi ve örgüte, sözde “Suriye Geçici Hükümeti” adı altında ve işgalci Türk devletinin doğrudan desteğiyle yeni bir siyasi ve askeri kılıf sağlanmasına yönelik organize bir sürecin açıkça ortaya serildiği tehlikeli bir dönüm noktası oluşturdu.
Her biri çoğunluğu Kürt halkından olmak üzere yaklaşık 400 bin sivilin yaşadığı bu iki mahalle, 6 Ocak’ta geniş çaplı bir saldırıya maruz kaldı. Bu saldırıda her türlü ağır ve orta silah kullanıldı ve çok uluslu oluşumların katılımı, zihinlerde Suriye savaşının en kanlı ve vahşi bölümlerini canlandıran bir sahne yarattı.
SALDIRIYI FİİLEN KİM GERÇEKLEŞTİRDİ?
Saldırı “resmi olarak” Geçici Hükümet adına yapılmış olsa da, sahada yaşananlar, doğrudan tanıklıklar ve görüntülü kayıtlar, asıl saldırı gücünün, DAİŞ’in Dêrazor’un doğusundaki Bahoz’da yenilgiye uğramasının ardından yeniden organize edilip silahlandırılan ve Suriye’nin kuzeyindeki Türk nüfuz bölgelerine nakledilen DAIŞ çetelerinin kalıntıları olduğunu doğruluyor.
Güvenilir görüntülü kayıtlar, Şêxmaqsud ve Eşrefiye’ye yapılan saldırıda DAİŞ’in fikir ve sloganlarını taşıyan unsurların yer aldığını gösterdi. Öte yandan, “Beyaz Miğfeliler”e yakınlığı bilinen bazı medya unsurları, bu kişileri kameradan uzak tutmaya çalışarak, saldırıya katılan grupların gerçek kimliğini gizlemeye yönelik açık bir girişimde bulundu. Ayrıca, DAİŞ çeteleri kendileri de bu iki mahallenin çevresinden görüntüler kaydederek kimliklerini ve doğrudan rollerini bir kez daha teyit etti.
BELGELENMİŞ SUÇLAR VE SINIR TANIMAYAN KİMLİK
Dolaşıma giren en tehlikeli görüntülerden birinde, Şêxmaqsud mahallesindeki İç Güvenlik Güçleri’nin (Asayiş) bir kadın üyesinin cesedine yönelik çetelerin saldırısı belgeleniyor. Saldırganlardan birinin “Allahu Ekber” diye bağırdığı görüntü, DAİŞ’in ideolojisini yansıtıyordu. Bu çetenin adının Mısır uyruklu Ahmed el-Mansur olduğu, Mısır güvenlik güçleri tarafından terörle ilgili suçlamalarla arandığı ve şu anda “Hey’et Tahrir eş-Şam” (HTŞ) saflarına katıldığı tespit edildi. Bu durum, aynı çatı altında faaliyet gösteren aşırıcı örgütler arasındaki iç içe geçmişliği bir kez daha ortaya koydu.
Saldırılar sırasında öldürülen bir diğer milis ise Iraklı Bilal Mahmud’du. Daha önce DAİŞ’e katılan Mahmud, daha sonra Geçici Hükümet’e bağlı güçlerin saflarına geçmişti. Bu hükümet, artık Mısırlılar, Iraklılar, Çeçenler, Afganlar, Türkmenler ve diğer birçok uyruktan oluşan bir karışımı bünyesinde barındırıyor; bu da DAİŞ’in sınır tanımayan yapısıyla birebir örtüşen bir model oluşturuyor.
SAHADAKİ TANIKLIKLAR: ÖN SAFLARDA DAİŞ
Şêxmaqsud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahallelerini savunurken yaralanan Halep İç Güvenlik Güçleri üyesi Bankin Halep, saldırganların DAİŞ çetesi olduğunu kesin bir dille doğruladı. Bankin, kullanılan savaş yöntemlerine, sloganlara ve işlenen suçların doğasına dikkat çekerek, bunların DAİŞ’in en güçlü olduğu dönemdeki uygulamalarından farksız olduğunu vurguladı.
PLANIN BOYUTUNU ORTAYA KOYAN RAKAMLAR
Elde edilen veriler, saldırılarda yaklaşık 43 bin terörist ve cihatçının yer aldığını gösteriyor. Saldırganlar, Türk yapımı “Bayraktar” tipi İHA’ların doğrudan katılımı ve onlarca intihar İHA’sının yanı sıra tanklar, ağır ve gelişmiş silahlar kullandı. Her iki mahallenin çevresindeki çatışma hatlarında çoğu Türk yapımı onlarca zırhlı araç tespit edildi.
Bunun yanı sıra güvenilir bilgiler, yaklaşık 4 bin Irak uyruklu savaşçıdan oluşan ve tamamı daha önce DAİŞ üyesi olan “Irak Kalkanı Tugayı”nın da saldırılara katıldığını doğruluyor. Bu çetelerin liderleri Irak’ın terör listelerinde yer alıyordu. Söz konusu çeteler, eğitimlerini Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da (Irak’ın kuzeyi), özellikle de Urfa (Riha) kentindeki özel kamplarda aldılar.
Ayrıca, yaklaşık 400 cihatçıdan oluşan ve daha önce DAİŞ emiri Ebu Bekir el-Bağdadi’nin kişisel korumasını üstlenen “Saddam Hüseyin Tugayı” da saldırılara katıldı. Bu tugay, örgütün birinci kademe liderlerini de içeriyor. Tüm bunlara ek olarak, Türk ordusuna ait zırhlı araçlar da hedef alınan mahallelerin çevresinde konuşlanmış durumdaydı.
YENİ BİR KILIFLA DAİŞ EMİRLİĞİNE DOĞRU
Tüm bu göstergeler tek bir sonuca işaret ediyor: Şêxmaqsud ve Eşrefiye’de yaşananlar, izole bir askeri muharebe değil, DAİŞ’in yeniden üretilmesi ve Suriye’de Afganistan modeline benzer, ancak yerel bir cephe ve “Suriyeli” görünmesi planlanan siyasi bir kılıf altında yeni bir “İslam Emirliği” kurulması zemininin hazırlanmasına yönelik bölgesel-uluslararası bir projenin parçasıdır.
Uluslararası toplumun sessizliği ve Suriye dosyasında rol oynayan bazı güçlerin suç ortaklığı, bu projeye genişlemesi için daha fazla alan açıyor ve sivilleri, bir kez daha, Suriye’yi sadece çıkar hesaplarının alanı olarak gören jeopolitik hesapların yakıtı haline getiriyor. Dünyanın modern çağda tanıdığı en tehlikeli terör örgütünün yeniden canlandırılması pahasına bile olsa!
Ekrem BEREKAT





