KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Anasayfa
  • Haberler
  • Polİtİk Analİz
  • Araştırmalar
  • Makaleler
  • Tüm Bölümler
    • Dizi Yazı
    • Kadın
    • Özgürlük Perspektifleri
    • Editörden
    • MİT Gerçekleri
    • Röportajlar
    • Dış Basından
    • Serbest Yazılar
KURDÎ
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Göster

“Uluslararası Komplo” Yenildi: Söz Bitmedi…

Aklımızın ve yüreğimizin terazisinde tartıyoruz bu tarihi anları. Ve öyle bağlı kalıyoruz değer yargılarına hakikatin. Komplocular “Söz bitti” demişti bu anlarda. Herkese haber salıyorlardı. Faşist ve ahlaksızlık kokan gazetelerinin manşetlerinde, sözün sonuna gelindiğini duyuruyorlardı.

9 October 2025
Kategori: Politik Analiz
269 17
1.6k
GÖRÜNTÜLEME
Facebook İle PaylaşınTwitter İle Paylaşın

Bazı tarihi anlar vardır, hayatımıza doğrudan etki eder ve hafızamızda uzun yıllar yer edinir. Hele bir de bu anlar, seni yaşatan ve kökleriyle buluşturan birinin özgürlük alanının kısıtlandığı anlarsa, işte o zaman dilimiz tutulur, deli divane oluruz, çöllere düşeriz, gözlerimiz kararır. Her nefes alışımızda ve her hüzün sarmalı içinde olduğumuzda, aklımıza gelir bu anlar.

Yine bir 9 Ekim komplosunun yıldönümünü karşılıyoruz. Bu anı unutmak mümkün değil. Aklımızın ve yüreğimizin terazisinde tartıyoruz bu tarihi anları. Ve öyle bağlı kalıyoruz değer yargılarına hakikatin. Komplocular “Söz bitti” demişti bu anlarda. Herkese haber salıyorlardı. Faşist ve ahlaksızlık kokan Gazetelerinin manşetlerinde, sözün sonuna gelindiğini duyuruyorlardı. Önder Öcalan’ın insana sonsuz güzellik ve özgürlük kazandıran yanını görmezden gelerek, nümayişe çıkan egemen ulus şovenizmin ırkçı ve komplocu kesimleri, “Söz bitti” demişti.

Peki gerçekten Söz “bitmiş” miydi?  Sözün hükmü komplocuların ellerinde miydi? Sözü mutlak bir sona evriltmek için duyguları yeterli miydi? Kesinlikle hayır.  Bu duygu kontrolünün olmadığı, duygusal ve tepkisel bir açıklamaydı. Duyguları, aklın gücüyle buluşmamıştı. Çünkü bir amaç insanı değillerdi komplocular. Özne insan hiç olamadılar. Onlar, Önder Abdullah Öcalan’ın tüm yüreklerde köklü bir devrim yaptığını ve bir özne insan olduğunu unutmuşlardı. “Söz bitti” dendiği yerde, Önder Öcalan düşünce derinliğini yakaladı ve daha sonra bugünlere dek koruduğu o büyük tarihsel sözü söyledi. “Barış için yaşayacağım.”

9 Ekim tarihi öyle tesadüfen ya da bilinçsizce belirlenen bir tarih değildi. Tarihte de belli bir yeri ve anlamı vardı. 9 Ekim tarihinde CİA’nın gerçekleştirdiği büyük bir operasyonla büyük devrimci Ernesto Che Guevera’nın katledildi. Önder Öcalan daha esaretinin 9’uncu ayındayken, İmralı işkence ve tecrit sisteminin koşullarında şu tanımlamayı yapmıştı. “Ernesto Che Guevara benden daha şanslıydı. 3 dakikada katledildi. Ama benim şu anda çektiğim işkenceyi kimse yaşamadı, eziyeti kimse çekmedi.”

Aynı zamanda Türkiye devrimci önderlerinden Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idam aldığı mahkeme, 9 Ekim’de yapılmıştı. Küresel Emperyalist kapitalizminin 9 Ekim tarihine olan takıntısı Önder Apo’ya yapılan komplodan sonra da belli olacaktı. 9 Ekim 2019 yılında Türk Devleti, ABD ile anlaşarak Serêkanîyê ve Girêspî’yi işgal etmişti. 9 Ekim tarihi çok bilinçli bir şekilde seçilerek, Kürtlere “siz direnmeye devam ederseniz, daha çok 9 Ekim’ler görürsünüz” diye mesaj veriliyor.

Peki, Önder Öcalan’a yönelik 9 Ekim 1998’de başlayan ve “Uluslararası Komplo”ya giden süreç adım adım nasıl gelişti? “Söz bitti” diye duyurdukları bu “Uluslararası Komplo”nun arka planındaki devletler kimlerdi?

“ULUSLARARASI KOMPLONUN MAHKUMUYUM…”

Kürt halkı 9 Ekim 1998 günü başlayıp, 15 Şubat 1999 günü Kürt Halk Önderi Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesi sürecini “uluslararası komplo” olarak adlandırıyor. Her yıl protestolar ve kınamalarla hatırlatılan bugünü “uluslararası” kılan nedenler ve bu komploya dahil olan devletlerin rolü, hala araştırılmaya ve derinleştirilmeye muhtaç. Zira, Önder Öcalan “Ben bir uluslararası komplonun mahkumuyum” diyerek, geliştirilen komplonun 15 Şubat 1999 yılına geldiği süreci şöyle dile getiriyor; “İlk çivi Moskova’da çakıldı; ihanetin yılan soğukluğunu yaşadım. İkinci çivi Roma’da çakıldı; kapitalizmin ince oyunlarına karşı onurdan vazgeçmedim. Üçüncü çivi Atina’da çakıldı; eşi görülmemiş dostluğa bir ihanet karşısında adeta dilim tutuldu, felç oldum! Dördüncü çivi Nairobi’de çakıldı; idam cezasıyla arandığım Türkiye’ye teslim edildim. ‘Çarmîx (dört çivi) komplosu’ sonucu, Marmara Denizi’ndeki İmralı tek kişilik ada hapishanesine -Hades mezarlığına- konulup, çarmıhta ölme (idam edilme) beklentisi içine alındım. Dolayısıyla Türkiye’nin değil, uluslararası komplonun mahkûmuyum…”

27 yıl boyunca neden halen sözün bitmediğini, emperyalist ve bölgesel statükocu devletlerin çıkara dayalı uyguladıkları Uluslararası komployu analiz etmekle ve emsalsiz direnişiyle komployu boşa çıkaran Önder Öcalan’ın söze derinlik kazandıran süreçleriyle ele almak, yazıyı daha anlaşılır kılacaktır.

2000’li yıllara gelmeden önce, ABD, 21. Yüzyılın yeryüzüne tek hâkim devlet olarak girmek istiyordu. Yani kendi deyimiyle “2000’li yıllara sıfır terörle girme” planına, Kürdistan, Afganistan ve Ortadoğu sahalarında başlamıştı. Bu plan daha önce Balkanlarda Yugoslavya’da hayata geçirilmişti. Bu planın adı, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) idi.

Bu dönemde Türk Kara Kuvvetleri Komutanlığı Atilla Ateş’in Suriye’ye tehditler savurduğu 16 Eylül 1998 tarihli konuşması da bu planın bir parçasıydı. Ardından dönemin TC. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, bu konuşmanın aynısını 1 Ekim 1998’de TBMM’de tekrarladı. Tehdit yüklü konuşmaların yanı sıra devletler arasında görüşme trafiği de sürüyordu. Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek hem Hafız Esad’la hem Demirel’le paralel görüşmeleri bu süreçte gerçekleştirdi. Mübarek’in Demirel’le paylaşacağı, müzakere edeceği pek bir şey yoktu. Suriye yetkilileri de bu durumu doğrudan Öcalan’la ve PKK ile paylaştı. Aynı günlerde Öcalan sıkça, ABD ve İngiltere’nin başını çektiği uluslararası bir komplodan söz ediyordu.

MED TV SİYASİ BİR KARARLA KAPATILDI

Günlerden 9 Ekim’di. O akşam Öcalan MED TV’de bir programa katılarak bu konuda hakkında konuşacaktı. Ancak o akşam MED TV yayınları kesildi. 9 Ekim’de yayını kesen kurum İngiliz Bağımsız Televizyon Komisyonu’ydu. İngiltere hükümeti, Öcalan’ın Suriye’den çıkarılacağı süreçten de, sonrasında geliştirilecek uluslararası plandan da haberdardı. Kürtlerin Önder olarak kabul ettiği Öcalan’a olan bağlılığı biliniyor fakat oluşabilecek tepkilerin niteliği ve boyutu bilinmiyordu. Gelişmeleri anı anına izleyen Kürt halkını etkisizleştirmek için haber kanallarının kapatılması en etkili yoldu.  Bundan dolayı MED TV’yi siyasi bir kararla kapatıldı. MED TV’nin yayın lisansı 1995’te İngiltere’den alınmıştı. İlk ve tek Kürt televizyonu olarak o tarihten beri yayın yapıyordu.

Önder Öcalan ve PKK Hareketi, 9 Ekim 1998’de başlayan süreci, “Uluslararası Komplo” olarak nitelemekte, bu komploda ABD ile birlikte İngiltere’nin rolüne de sıkça atıfta bulunuyordu.

KOMPLODA İNGİLTERE’NİN ROLÜ

İkinci Dünya Savaşı’nın Birleşik Krallık Başbakanı Wilson Churchill’in, “İngiltere’nin ebedi dostları da ebedi düşmanları da yoktur. İngiltere’nin ebedi çıkarları vardır. Bir damla petrol, bir damla kandan daha pahalıdır” diyerek, İngiliz politikasını en iyi dile getirenlerden olmuştur. İngiltere’nin Önder Öcalan’a yönelik yapılan uluslararası komploda en önemli rolü oynamıştır. Öcalan ABD, İsrail, AB, Rusya ve Yunanistan’ın açık destekleri ile Kenya’da Türk devletine teslim edildikten iki ay sonra, İngiltere’deki Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi (IISS) bir rapor yayınladı. Raporun özeti şuydu: “Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesi sonrasında örgüt yönetiminde çatışma yaşanacak, PKK yönetim krizi yaşayacaktı. İkinci aşamada, yönetimsiz halkın örgütlülüğü dağılacak; son yirmi yılda Kürt halkının emeği, çabası ve fedakarlığı ile oluşturulan yasal kurumlar, dernekler, vakıflar ve bürolar kapanacak; devletsiz ama örgütlü bir ulus olan Kürtlerin “sistem”i dağılacaktı. “Final” aşamasında ise tasfiyesi kaçınılmaz hale gelen PKK’den sonra, Kürt halkı yeni bir arayış için girecek ve PKK dışında yeni alternatifler ortaya çıkacaktı.”

Öcalan, AİHM’ne gönderdiği savunmasında uluslararası komplonun amacına ve derinliğine dikkat çekiyor:

“İngiltere, 1925’ten beri Türkiye’ye verdikleri sözü (Güney Kürdistan’a dokunmamak şartıyla Kuzey Kürdistan’ı feda etmek) tutmak durumundaydılar. Türkiye bu temelde NATO’ya girmiş, kendisiyle bu temelde Kürt sorunu üzerinde anlaşmışlardı. Konumumuz ve stratejimiz, geleneksel ve güncel olarak büyük önem arz eden Ortadoğu’daki bu dengeyi ve hegemonyayı tehdit ediyordu. Ya bu hegemonyanın yörüngesine girecektik ya da tasfiye edilecektik”.

İSRAİL OPERASYONUN İSTİHBARAT VE TAKİP BOYUTUNU ÜSTLENDİ

Süreç, istihbarat bilgilerinin oluşturulması ve takibi ile hızlandırıldı. Bu çalışmayı üstlenen İsrail devleti, başından sonuna kadar bu operasyonun içinde ve aktif bir rol oynadı. İsrail, istihbarat ve takip işini bizzat yürüttü. Fakat uluslararası komplo öncesinde de İsrail’in, Öcalan’la irtibat kurduğunu Öcalan’ın, “çıkışın az öncesinde İsrail istihbaratı dolaylı yoldan ve ısrarla Suriye’den çıkmam gerektiği mesajını vermişti” açıklamasından öğreniyoruz.

YUNANİSTAN, RUSYA, İTALYA, FRANSA

Öcalan Suriye’de iken, 1997 yılında, 300 üyeli Yunan parlamentosunda, 175 Yunan parlamenter, imzalı bir çağrı ile Öcalan’ı Yunanistan’a davet ediyordu. Suriye’den ayrıldıktan sonra Öcalan 9 Ekim 1998’de Yunanistan’a gitti ve iltica başvurusunda bulundu. Öcalan’ın iltica başvurusu parlamento ikinci Başkanı Ziguridis tarafından yırtılıp atıldı. Bu Öcalan’ın ilk gidişiydi, daha sonra ikinci kez, 29 Ocak 1999’da Yunanistan’a geldiğinde de benzer bir yaklaşımla karşılaşacaktı. Öcalan Yunanistan’dan ayrılarak Rusya’ya geçtiğinde Duma, Öcalan’ın Rusya’da kalmasını 298 oyla kabul etmiş, bir oy çekimser çıkmıştı. Ancak Boris Yeltsin kararı onaylamadı. Öcalan 33 gün sonra Rusya’dan da ayrılmak zorunda kaldı. 12 Kasım 1998’de Öcalan uçakla Roma’ya geldi. Roma İstinaf Mahkemesi Öcalan hakkında gözetim altı kararı aldı.

Bu karar Almanya Carlsruhe Federal Mahkemesi’nin Öcalan hakkında verdiği, 12 Ocak 1990 ve 1 BSJ 195/88-3 BGS 9 /90 sayılı kararına dayandırılıyordu. Alman devleti bu karara dayanarak Öcalan hakkında yakalama ve tutuklama kararı almış, 1990 yılının haziran ayında bu kararı İnterpol Genel Sekreterliği’ne iletmiş, İnterpol de tüm ülkelere iletmişti. İtalya hükümeti, uluslararası hukukun kendisine yüklediği sorumluluğun gereğini yerine getiriyordu. İtalya yasalarına göre gözetim altında tutulan kişinin, bu karardan sonra İtalya dışına çıkması da mümkün değildi. Böylece İtalya’nın önünde sadece üç seçenek kalmıştı:

ABD’YE TESLİM OLDULAR

ABD’nin bu açıklamasına rağmen İtalya Dışişleri Bakanı Dini ve Almanya Dışişleri Bakanı Fischer bir gün sonra, 29 Kasım 1998 günü Roma’da bir araya geldiler. Toplantı sonrasında iki bakan, “Kürt sorununa Avrupa çözüm inisiyatifi çalışmalarına başladıklarını, Öcalan konusunda ise uluslararası bir mahkeme kurulması konusunda görüş birliğine varıldığını” açıkladılar. İki ülke uzmanlarından oluşan komisyonun, mahkemenin oluşturulması ve işleyişini incelemek üzere bir hafta içinde çalışmalara başlayacağı da basın önünde açıklanıyordu. 27-28-29 Kasım 1998 tarihlerinde, derinden ama diplomatik teamüllere göre hayli radikal bir restleşme yaşanıyordu. Almanya ve İtalya, Öcalan ve Kürt sorunu konusunda ABD’nin istediklerini değil, Avrupa’nın inisiyatif almasında diretiyorlardı.

ÖNDER APO’NUN KALDIĞI EV BASILDI

3 Aralık 1998 günü AGİT Bakanlar Konseyi toplandı. Toplantı sonrasında bir açıklama yapan Almanya Dışişleri Bakanı Jocka Fischer, “İtalya ve Almanya Öcalan konusunda uluslararası bir mahkeme kuramazlar” dedi. Böylece Fischer 29 Kasım günü bizzat kendisi yaptığı Öcalan için uluslararası mahkeme kurulması fikrinden vazgeçildiğini açıklamış oluyordu. 7 Aralık 1998 günü istisnai bir olay yaşandı. Fransız Savcı Jean François Richard sınır ötesi bir operasyon gerçekleştirdi. Roma’da Öcalan’ın kaldığı evi bastı. Evde arama yaparak, Öcalan’ın ifadesini almak istedi. Öcalan savcıya ifade vermeyi reddetti. Öcalan’a mesaj veriliyordu: İtalya’da veya başka bir Avrupa ülkesinde kalsa dahi rahat edemeyecekti. İkinci mesaj, ihtimal de olsa Öcalan Fransa’ya gelmemeliydi. Aynı tarihte, yani 7 Aralık 1998 günü İtalya Başbakanı D’Alema’nın İngiliz Danışmanı Philip Robins, Londra’ya giderek Başbakan Tony Blair ile görüştü. Robins, Blair ve diğer İngiliz yetkililerinin kendisine, “Avrupa’nın Öcalan’ı kabul etmeyeceğini” kesin bir dille belirttiklerini söyledi.

KÜRT KARŞITI OPERASYONUN GÖNÜLLÜSÜ ALMANYA

“Almanya 16 yıldır Türk hükümeti ile birlikte bir özel savaş hükümeti gibi çalışmaktadır. Kürt halkına yönelik olarak yapabileceği bütün kötülükleri yapmış, PKK’ye karşı da özel ve sinsi bir savaş yürütmekte; özel tutuklama senaryoları geliştirmekte, bunları politik bir koz gibi elinde tutmaktadır. Umarız yeni hükümet yeni bir sayfa açar.”

Kürt halk önderi Öcalan, 3 Ekim 1998 günü MED TV’de katıldığı bir programda Alman devletinin Kürtlere ilişkin politikalarına ilişkin bu tespitlerde bulunuyordu.

Almanya 1990 yılında PKK Genel Başkanı Öcalan hakkında bir yakalama ve tutuklama kararı çıkarmıştı. Bu karar, İnterpol Genel Sekreterliği tarafından 1990 yılının Haziran ayında, tüm ülkelere gönderdi. Tutuklama kararı, Carlsruhe Federal Mahkemesi’nin 12 Ocak 1990 ve 1 BSJ 195/ 88-3 BGS 9/ 90 sayılı kararıydı.

Öcalan İtalya’ya ayak bastığında, İtalya hükümeti, uluslararası hukukun kendisine verdiği bir “sorumluluğu” yerine getiriyor; “bir terör örgütüne üye olmak ve cinayete suç ortaklığı yapmak” suçlarından Almanya’da aranan Öcalan gözaltına alınıyordu.

Bu kararla birlikte İtalya’nın önünde üç seçenek vardı:

1.Öcalan’ı kendisi yargılayacaktı,

2.Öcalan tutuklama kararı veren Almanya’ya iade edilecekti,

3.Uluslararası bir mahkemede yargılama yapılacaktı.

Kürt halk önderi Öcalan İtalya’da gözetim altında idi. Ancak ABD, İngiltere, Fransa ve Türkiye’nin İtalya üzerindeki dörtlü kıskacı her geçen gün artıyor, hükümeti zor durumda bırakıyordu. Öcalan’ın anılarında, “iyiniyetli ama güçsüz” dediği İtalya Başbakanı Massimo D’Alema, sık sık PKK yetkilileri ile görüşüyor, yaşadığı zorlukları Öcalan’la paylaşmaları amacıyla onlarla konuşuyordu.

‘MAVİ AKIM PROJESİ’ VE RUSYA’NIN TUTUMU

Bu arada İtalya ve Rusya arasında da kritik bir görüşme yapıldı. İtalya Dışişleri Bakanı Dini ve meslektaşı İgor İvanov Öcalan konusunda Moskova’da bir araya geldiler. Bu görüşmede Dini, Öcalan’ı kabul etmeleri halinde, Rusya’nın İtalya’ya olan 8 milyar Dolarlık borcunu silmeyi vaat ediyordu. Bu pazarlık Giornale gazetesine yansıdı. Anlaşılmıştı ki İtalya hükümet de bir biçimde Kütlerden ve Öcalan’dan kurtulmak istiyordu. Ama Rusya bir taraftan Türkiye ile “Mavi Akım” adı ile bilinen, doğal gaz projesi ortaklığı görüşmeleri yapıyor, diğer yandan ABD’nin yoğun baskısı altındaydı. O günkü Rusya’nın pozisyonu, “Kim daha çok para verirse onunla olurum” düzeyindeydi. Aralık ayının ilk günlerinde, İsviçre devleti de bir aracı yoluyla PKK yetkililerine haber gönderiyor, Öcalan’ın İsviçre’ye gidemeyeceğini bildiriyordu. Oysa ne İsviçre’ye gitmek isteyen birileri ne de böyle bir talep vardı. Bu süreçte Öcalan’ın avukatları, Hollanda hükümetine, Öcalan adına iltica başvurusu ve ülkeye giriş izni talebinde bulundular. Hollanda hükümeti, aynı gün bu başvurulara yanıt vererek talebi kesin bir dille reddetti.

MGK KARARI “ŞAM’A BASKININ DOZAJINI DÜZELTİN”

Bu tarihlerde bütün Ortadoğu ülkelerinin başkentleri hareketliydi. Öcalan’ın şahsında Kürt halkına karşı komplonun tertiplenmesi için Ankara- Şam hattında kritik gelişmeler yaşanıyordu. Türk Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in başkanlığında Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplanmıştı ve 6 saat 10 dakika sürmüştü. Toplantının tek gündem maddesi Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve PKK ile mücadele üzerineydi. O günlerde basına yansıdığı kadarıyla toplantıda Suriye’ye yönelik diplomatik yollarla yapılan baskıların sonuç vermediği belirtilerek askeri seçenekler tartışılmıştı. “Şam’a baskının dozajını düzeltin” kararının çıktığı MGK tartışmalarını, Demirel’in Meclis’in açılış konuşmasında rahatlıkla anlamak mümkündü. Şam’ı açıkça tehdit eden Demirel şöyle diyordu: “Tüm uyarılarımıza ve barışçı açılımlarımıza rağmen hasmane tutumdan vazgeçmeyen Suriye’ye karşı mukabelede bulunma hakkımızı saklı tuttuğumuzu, sabrımızın taşmak üzere olduğunu bir kere daha tüm dünyaya ilan ediyorum.”

9 EKİM TARİHİNE KADAR KOMPLONUN SİNYALLERİ

Bu konuşmalardan sonra Türk ordusu Suriye sınırının Hatay, Kilis ve Antep hattında askeri yığınağını arttırdı. Türk Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu basına yaptığı açıklamada, Suriye ile ilan edilmemiş bir savaş durumunun yaşandığını açıkça söylüyordu. Ankara-Şam krizinde beklenmeyen bir aktör devreye girmişti. Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek, Türkiye-Suriye gerginliğini görüşmek için soluğu Suudi Arabistan’da aldı. Kral Fahd ile görüşen Mübarek şöyle diyordu: “Gerilimi durdurmalı, kontrol altına almalıyız. Bu yönde Ankara ve Şam’da bütün gayreti sarf etmeye hazırım.” Mübarek’in ikinci durağı da Suriye’nin başkenti Şam oldu. Suriye Devlet Başkanı Hafız Esat ile 2 saat görüşen Mübarek, gazetecilere hiç açıklama yapmadan Suriye’den ayrıldı. Ancak Mısır’ın Dışişleri Bakanı Amr Musa Suriye’de kalmaya devam etti ve “Sorunun çözümü için diyalog kanalının açılması için uğraşıyoruz” dedi. Krizde arabulucu rolü üstlenen Mübarek, Ankara’ya uçtu. Mübarek daha havadayken Türk Başbakanı Mesut Yılmaz, “Suriye’den Abdullah Öcalan ve diğer teröristleri yargılamak üzere istiyoruz” dedi. Demirel bir araya geldiği Mübarek’e, “Suriye’nin yapması gerekenler”in sıralandığı bir dosya verdi, ardından “Beklentilerimiz gerçekleşmezse gereğini yapacağız. Gerekenin ne olduğunu siz bizden daha iyi biliyorsunuz” dedi. Aynı gün Mübarek ise, Mısır televizyonuna şu açıklamayı yaptı: “Suriye’ye ve Türkiye’ye aralarındaki bütün sorunları çözmek amacıyla diyalog başlatmaları için fikirler sunduk”

7 Ekim 1998’de Tomhawk füzeleriyle yüklü bir Amerikan gemisi Akdeniz kıyılarına gitti. Aynı gün ABD’nin İncirlik’teki üssüne de çok sayıda savaş ve askeri uçak indi. Gelişmelerin seyri zincirlemesine sürerken, 8 Ekim sabahı, Ankara-Şam arasındaki krizde arabuluculuk yapma sırası bu kez İran’daydı. Önce Şam’a giden İran Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi akşam saatlerinde de Ankara’ya doğru hareket etti. Türk basınına göre Harrazi ile görüşen Demirel, “Suriye’ye arka çıkmayın, siz de zarar edersiniz” uyarısını yapmıştı.

NATO ASKERLERİNDEN İSKENDERUN’A ÇIKARMA

Ankara-Şam hattında bu gelişmeler yaşanırken, Akdeniz’de de dikkat çekici bir gelişme yaşandı. 3 Ekim 1998 günü 11 NATO ülkesi, “Dynamic Mix 98” isimli tatbikatının Türkiye bölümünü hiç planda olmamasına rağmen Suriye sınırına yakın İskenderun’da başlattı. Hatta ABD 2. Deniz Piyade ve Deniz Kuvvetleri’ne ait 2 bin 500 asker, İskenderun’a çıkarma yaptı.

Birçok gözlemciye göre İskenderun’daki bu askeri çıkarma, NATO’nun içinde yer alacağı Suriye’ye karşı bir savaş hazırlığıydı. Bu gelişmeleri fark eden Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, ani bir kararla 9 Ekim günü Suriye Havayollarına ait bir yolcu uçağıyla Şam’ı terk etti. Abdullah Öcalan’ı taşıyan uçak, akşam saatlerinde Yunanistan’ın başkenti Atina’da bulunan Hellinikon Havaalanı’na indi.

“EĞER KOMPLO İSPATLANIYORSA HATA YAPILMIŞTIR”

Mel Gibson, “Eğer komplo ispatlanıyorsa hata yapılmıştır” sözü, 9 Ekim komplosuna çok uyuyor. Çünkü komplo tahminler, yüksek şüpheler ve yakın olasılıklar üzerine inşa edilir. Eksik kanıtlara rağmen komplo teorisi kanıtlanmaya çalışılır, hiçbir zaman mutlak sonuçlara ulaşılamaz. Öyle herkesin göreceği veya anlayacağı şekilde açıklanması da zordur. Bu işlerle uğraşanların sevdikleri bir deyimle, “en iyi komplo ispatlanmamış komplodur.” Ama Öcalan şahsında Kürt halkına karşı geliştirilen 9 Ekim komplosu, komplo olmaktan çıkmış; organizatörleri, payandaları, taraftarları ve kanıtları ile tamamen teşhir olmuş, ipliği pazara çıkmış, hukuk ve ahlak dışı, uluslararası bir açık tezgâh olarak tarihteki yerini almıştır.

SURİYE YETKİLİLERİ “DURMA GİT” DİYORLARDI

Önder Öcalan, 9 Ekim’de Suriye’den çıkışını daha sonra şöyle dile getirecekti: “Tasfiye edilme kararı, 1998 öncesi alınmış ABD-İngiltere-İsrail eksenli bir karardı. Karar, yasadışı olduğundan NATO Gladiosu eliyle adım adım uygulamaya konulacaktı. Benzer Gladio operasyonları, aynı zamanda Türkiye’yi kendilerine daha fazla bağımlı kılma operasyonlarıydı. Yine 9 Nisan 1996’da Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis ile ABD Başkanı Bill Clinton arasında Beyaz Saray’da gerçekleştirilen gizli görüşmede (Bu görüşmenin tutanağı sonradan basına yansımıştır.) benimle ilgili pazarlıklar yapılıyordu. Ortadoğu ve Suriye sahasında, 20 yıla yakın bir zaman geçirmiştim. Sayısız ilişki ve çalışmalarda bulunmuştum. Tarihi önemde gelişmeler ortaya çıktı. Ancak ABD-NATO-İsrail ve Türkiye’nin Suriye üzerindeki askeri, siyasi, diplomatik kuşatması, 9 Ekim 1998 tarihinde zirveye ulaşmıştı. Suriye bu baskılara boyun eğmeyi ve PKK konusunda anlaşmayı çıkarlarına daha uygun bulmuştu. Suriye yetkilileri, benden en kısa sürede ülkeyi terk etmemi istiyor, “Durma git!” diyorlardı.

Dağa çıkış, 40 yıllık rüyam olduğu halde üzüntümden çatlamamın tek nedeni, insan yaşamının ve özgürlüğün iğne ucu kadar barışçıl bir imkânı varsa bunun denenmesinin, tercih edilmesinin daha değerli olmasıdır. 9 Ekim 1998 çıkışını Zagroslara yapmamanın doğruluğuna hala inanıyorum. Dağa gitseydim Afganistan için kullanılan bombalar önce bize kullanılırdı. Savaş kişiselleşirdi…”

SÖZ BİTMEDİ!

Avrupa devletleri, Kürt sorunu ve Öcalan konusunda inisiyatif alamamış, ABD’nin politikalarına teslim olmuş, geliştirilen komploya müdahil olma yolunu seçmişlerdi. Avrupa devletleri hep birlikte, Öcalan’a “Avrupa’da sana yer yok” demişti. Onlar da “Söz bitti” vurgusunu güçlü haykıranlardı. Fakat söz bitmedi, 27 yıldır devam eden direnişin ve var etmenin sözüne ruh ve anlam ekleniyor. Sözün kurmay gücü olan Öcalan 27 yıl boyunca kaldığı İmralı Adası’nda, ölümsüz olanın peşindeydi. İsa; “aramadıkça bulamayacağız. Çoban, kaybolmuş koyunu bulana dek aradı” demişti. Önder Öcalan da aradı. Yaşamı boyunca hep aradı. Hem kaybolanı aradı hem de olmayanı yarattı. “Beni benden daha iyi anlayan” dediği yoldaşı Şehit Ali Haydar Kaytan (Fuat), Önder Öcalan’a yapılan komplodan kısa bir süre sonra kaleme aldığı “Biz Günahkarız o bizim günahlarımızı üstlendi” diyerek, “Düşünen insan, yürek devrimini çiçekleyen insan “sözü bitirmez” söze derinlik, söze güncellik kazandırır. Güzelliği, ölümsüzlüğü arayan Gılgamış gibi sürekli bir arayış içinde olur. O, bize savaşmak kadar, barışmayı da öğretti. O, bize nefret etmek kadar, sevmeyi de öğretti. O, bize yaşamın acı gerçekliği kadar, gelecek mutlu günleri de gösterdi. O, bizim günahlarımızı sırtladı. O, bize “kutsal kardeş” olmayı, halklarla ortak yaşamayı kavrattı” sözlerini dile getirmişti.

Özgür AVZEM

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

Paylaş223Paylaş139
Önceki yazı

Komünü Görmeyen Akıl, Kürt’ü Göremez- 1

Sonraki Haber

Türkiye ve İran’dan Ortak İstihabarat Hamlesi- ÖZEL HABER

Son HABERLER

Politik Analiz

19 Temmuz Devrimi: Bir Halkın Hafızası, Kazanımları ve Geleceğe Dair Dersler

Yayınlayan Lêkolîn
19 July 2026
0
1.4k

Kürt halkı, özellikle son yüzyılda...

Daha fazla okuDetails

Hazreti İbrahim’in Mirası, Kürtler, Yahudiler ve Ortadoğu’da Demokratik Barış Arayışı

15 July 2026
1.5k

Temmuz Sıcağında Özgürlük

14 July 2026
1.5k

İbrahimi Anlaşma, NATO ve Entegrasyon: Ortadoğu’da Yeni Dönemin Kırılma Hatları-EDİTÖRDEN

2 July 2026
1.6k

Öne Çıkan Yazılar

  • MİT ve Parastin’ın Yeni Ajan Ağını Deşifre Ediyoruz!- ÖZEL HABER

    844 Paylaşım
    Paylaş 338 Paylaş 211
  • MİT’in İran İle İş birliği Ve Aşiretler Üzerindeki Planları- HABER ANALİZ

    565 Paylaşım
    Paylaş 226 Paylaş 141
  • Emperyalist Komploya İlişkin Bazı Notlar

    12816 Paylaşım
    Paylaş 5126 Paylaş 3204
  • TC Savaş Suçu İşlemeye Devam Ediyor!- ÖZEL DOSYA

    12754 Paylaşım
    Paylaş 5102 Paylaş 3189
  • İşgalci TC Okulları DAİŞ Eğitim Merkezine Dönüştürdü-ÖZEL HABER

    12615 Paylaşım
    Paylaş 5046 Paylaş 3154

‘Önderliğinden Savaşçısına Kadar Demokratik Siyasete Katılımı Sağlayacak Bir Yasa Çıkarılmalı’

KCK: Rojava Halkımız Kazanımlarını Rêber Apo Çizgisinde Koruyup Geliştirmesini Bilecektir!

19 Temmuz Devrimi: Bir Halkın Hafızası, Kazanımları ve Geleceğe Dair Dersler

Demirtaş: Önder Apo’nun İçinde Olmadığı Her Türlü Gelişmeyi Kuşkuyla Karşılarız

Kalkan: Barışın Kilit Noktası İmralı, Siyasetin Önü Açılmalı

MİT’in İran İle İş birliği Ve Aşiretler Üzerindeki Planları- HABER ANALİZ

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi | Lekolin

© 2025 Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

KÜRDİSTAN ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

  • Hakkımızda
  • İletişim
  • Yorum İlkesi

Takip Et

Tekrar hoşgeldiniz!

Hesaba giriş

Şifrenizimi unuttunuz?

Tüm alanlar zorunludur

Şifrenizi sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Oturum aç